"Üzerinde güneş batmayan şirket"

İbrahim Karagül

Türkiye'yi; nerede durduğunu, nereye gittiğini, imkanlarını ve zaaflarını açık yüreklilikle ve kendi cümlelerimizle algılayıp tartışabilmenin önümüzdeki en önemli mesele olduğu ortada. Dar çevre bakışı ve hesaplarıyla gözleri körleşenlerin, öfkeden delirenlerin, kendi önceliklerinin ötesinde hiçbir şeye izin vermeyenlerin doğruyu ve yanlışı tespit etmede ciddi zaafları olduğunu, Türkiye için iyiyi ve doğruyu takdir etmelerinin, yanlışı tespit edip uyarmalarının sorunlu hale geldiğini, aslında böyle bir dertlerinin de bulunmadığını söylemek çok da abartılı bir şey olmayacaktır.

Öteden beri bir süreci dikkatle izliyoruz. Yeni küresel konjonktürde Türkiye'nin kendini tanımlama ve konumlandırma arayışını ve bu arayış çerçevesinde özellikle Batı medyasında başlatılan Türkiye tartışmalarını... Ne yazık ki, bu tartışmanın yarısı bu ülkede yapılamıyor. Övmek ya da yermek değil, doğruyu ya da yanlışı tespit etmek değil, olanları abartılı ve coşkuyla benimsemek ya da yerin dibine batırmak değil mesele. Bütün bunları içeren, "Türkiye aslında ne yapmaya çalışıyor" sorusuna cevap aramak için biraz çaba harcamaktır.

Pazartesi-Çarşamba günleri, İtalya'nın, Rönesans Avrupası'nın, Batı düşünce ve sanatının merkezlerinden Bolonya ve Floransa'daydık. Türk Hava Yolları'nın Bolonya'ya ilk seferini başlatması dolayısıyla bir etkinlik düzenlendi. Basın Müşaviri Ali Genç'in davetiyle katıldığım programda, sadece siyasetin değil, şirketlerin, ticaretin, kültürün ve kurumların Türkiye'nin gelecek arayışına katkılarındaki payı bir kez daha görme fırsatı buldum.

THY'nin Avrupa'nın büyüyen tek hava yolu şirketi olması, bilanço göstergeleri, birçok ülke havayolu personelini eğitmesi, dünyanın yüzelli noktasına uçabilmesi, ulusal havayolu şirketi boyutlarını aşıp bölgesel hatta küresel ölçekte etkinlik kurabilme projeleri ve genel anlamda ticari verileri elbette başka bir yazının konusu.

Ancak, bir havayolu şirketinin uçuş programlarının bile Türkiye'nin gelecek hesaplarına paralel seyir izlediğini, Türkiye'nin elinin uzanabildiği her yere ulaştığını, THY'nin uçuş noktalarıyla bile Türkiye'nin ilişkiler ağındaki değişimi anlamanın mümkün olduğunu görmek ve takdir etmek durumundayız. Suriye-Türkiye arasında tam anlamıyla bir uçuş otobanı kurulduğunu, Türkiye'nin yeni büyükelçilik açtığı ülkelere seferler düzenlendiğini, Vietnam'dan Latin Amerika'ya kadar Türkiye'nin dış ilişkiler haritasını THY'nin seferleriyle çıkarmak mümkün olduğunu gördük.

Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu'nun, şirket politikalarını anlatırken Türkiye'nin bölgesel ve küresel açılımıyla paralellik kurması ve bu durumu "Üzerinde güneş batmayan şirket" olarak tanımlaması son derece dikkat çekiciydi. Bu söylemin arkasında yatan düşünceyi paylaşmanın, cesaretlendirmenin, yeri geldiğinde de eleştirip sorgulamanın öneminin takdir edilmesi gerekiyor.

Dışişlerinden ekonomiye, siyasetten güvenlik stratejilerine, sınır illerinin sınırı aşan çabalarından bölgemizdeki ulus üstü ortaklık girişimlerine kadar, bireylerin, kurumların ve çevrelerin bu ülkenin geleceğine yönelik ortak arayışa katkıda bulunması gerekiyor.

Yer yer bazı güçlerin çıkarlarıyla örtüştüğüne yönelik sorgulamalar olsa da "Türkiye'nin stratejik çıkarları"nın belki de ilk kez Türkiye için kullanıldığına yönelik kanaatin de ciddiye alınması gerekiyor.

28 Şubat tetikçisi darbe çağrısı yaptı

Türkiye'nin önünde iki seçenek varmış. "Ya Türk Silahlı Kuvvetleri AK Parti'ye boyun eğmeye devam edecek ve 2011 civarında düzenlenecek adil seçimlerin bu süreci durdurup tersine çevireceğini umut edecek ya da darbe yapacak"mış...

28 Şubat darbesinin ABD ve İsrailli ideologlarından olan ve darbe sonrasında; "koca generalleri nasıl da hizaya getirdik" türünden yazılar döşenen adam yeniden piyasaya çıktı. Kendisi önemli biri değil, ama 28 Şubat döneminde Türkiye gibi bir ülkeyi kontrollerine alabilmiş bir çevrenin tetikçisiydi.

"Türkiye'nin bir İslamcı Cumhurbaşkanı mı olacak?" yaygarası koparan, kendilerine "İslam'la savaşın askerleri" olarak tanıtmaktan çekinmeyen, "Türkiye uzmanı" görüntüsü ve "laik rejimi koruma" adı altında iç çatışma senaryolarını pazarlayan, içerideki darbecilerin ortaklarıydı bunlar. İsrail aşırı sağına mensup olup, ABD çapında Müslümanları fişlemek için örgütler kuran, bütün bunları yaparken aynı anda da "aydın" olarak kabul edilebilen, yeryüzünün her bölgesinde İslam ve Müslümanlarla savaş isteyen Daniel Pipes ve cemaati, her fırsatta Türkiye'ye vurmaya devam ediyor. Hâlâ 28 Şubat döneminin hayalini kuruyor olmalılar ki, "Tek çözüm darbe" sloganı atmaya devam ediyorlar!

yenişafak