TÜSİAD’a Uganda Ananası... Müslümana Pensilvanya Bedduası!

Hasan Karakaya

En son, “Çınar ağacını saran sarmaşık” ve “asalak” bir kuş olan “Guguk Kuşu”nu konu alan yazımda; 

“Paralel Yapı”nın; tıpkı “Guguk Kuşu” gibi, “diğer kardeşlerine hayat hakkı tanımadığını” ve hatta “dünyaya gelme hakkı”nı bile çok gördüğünü yazdığımda; bu kavgada “ortada” duran bazı arkadaşlar; “Biraz ağır olmamış mı?” dediler ve eklediler: “Cemaat mensupları, diğer kardeşlerine bu kadar mı düşman?”

Kendilerine “çeşitli örnekler” anlatmıştım ama, son örnek hem taze, hem de çarpıcı...

MÜSLÜMAN YAZARLARA AMBARGO!

Olayı biliyorsunuz...

Fethullah Gülen Grubu bünyesindeki kitap satış mağazası NT, hükümete yakın yazarların kitaplarını mağazalarında satmama kararı aldı. 

NT’nin aldığı karara göre gazetemiz yazarı Yavuz Bahadıroğlu’nun da aralarında bulunduğu pek çok yazarın kitapları mağazalarda satılmayacak.

Karara göre, yazarımız Yavuz Bahadıroğlu, Ülke TV programcısı Turgay Güler ve Senai Demirci gibi isimlerin kitapları bundan böyle NT mağazalarında satılmayacak...

Peki, ne demektir bu?..

“Sansür” müdür,

“Ambargo” mu?..

“Müslüman”lara gösterilen bir “dostluk” mudur, “düşmanlık” mı?..

Gelin, izah edin bunu...

Hani “diyalog” nerede?..

“Hoşgörü” nerede,

Ve de “uzlaşma” nerede?..

YA BİAT ET, YA ÖL!

Malûm, Yavuz Bahadıroğlu; dünkü “Ambargo yedik ey halkım” başlıklı yazısında, hem “şaşkınlığını” hem de “sitem”ini dile getirip, diyordu ki;

“Sonunda bu da oldu...

NT Mağazaları, Yavuz Bahadıroğlu kitaplarına, gerekçe göstermeden ‘ambargo’ koydu.

Kara listeye girdik!..  

Hiç önemli değil elbette, zira daha önce de ‘Balyoz Darbesi’ni plânlayan güruhun ‘kara liste’sine girmiştim...

Darbe başarıya ulaşsaydı, âcilen içeri atılacak yazarlar arasındaydım...

Hesapları ters tepti: Kendileri içeri girdi.

Herkesin bir hesabı varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır ve şaşmaz tek hesap O’nun hesabıdır!

Gerisi boş!

Bendeniz kırk yıldır yazıyorum. Zaman zaman Aydın Doğan’ın da aleyhine yazdım, ama ona bağlı kitapçılardan ‘ambargo’ yemedim.

‘Ticarî ambargo’larla görüş değiştirmeyeceğimi beni tanıyanlar ve kitaplarımı okuyanlar iyi bilirler.

Önemli değil, ama bu tür bir ‘ambargo’nun, Müslüman olarak beni kırıp inciten pek çok yönü var:

Ben yanlış yapsam bile, bunda kitaplarımın ne ‘suç’u var?..

Kitaplarımın bir ‘suç’u varsa, şimdiye kadar neden sattınız, öğrencilerinize neden tavsiye edip okuttunuz?..

Kendilerine (ve kurumlarına) hükümetin ‘ambargo’ koyduğunu iddia edenler, neden bazı yazarlara ‘ambargo’ koyar?..

Yüzlerce müşterek noktayı görmezden gelip tek ihtilaflı nokta üzerinden ‘ambargo’ koymak ‘Hizmet esasları’yla bağdaşıyor mu?..

Farklı hiçbir düşünceye tahammül edememek, ‘hoşgörü’ söylemini ‘takıyye’ tereddüdüne bulaştırmaz ve sorgulamaya açmaz mı?..

Bu tartışmalar başladı başlayalı ‘üçüncü yol’u tavsiye ettiğime yazdıklarım şahitken, ille de ‘taraf’ olmaya zorlamak ve bu olmayınca ‘ambargo’ koymak İslâmî açıdan şık duruyor mu?..

Eskiden demediklerini bırakmayan yazarlara bile müsamaha ile bakan ve gazetelerinde, televizyonlarında yer veren camia(yı yönetenler), öz kardeşlerini neden vurmaya çalışıyor?..

‘Ambargo’ dünyevî bir terim iken, uhrevi amaca yönelik insanları bununla vurmaya kalkışmak, ‘varlık sebebi’ne aykırı değil mi?..

Bu yaklaşım, ‘Bana biat etmezsen seni yok ederim’ (hoş Allah’ın yok etmediğini kimse yok edemez ya) tehdidi içermiyor mu?..

Söylenecek çok şey var, ama masum, mazlum, fedakâr, cefakâr insanların hatırına susacağım.

Camiayı yönetenleri;

Camiaya havale ediyorum!”

ATEİST OLUNCA AYDIN!

Yavuz Bahadıroğlu’nun bu yazısı da gösteriyor ki, “Cemaati yönetenler”in şöyle bir anlayışı var: “Ya bana biat edersin, ya da yok olursun!”

Hatırlarsınız, 11 Eylül 2001’de New York’taki İkiz Kuleler’in vurulmasından sonra, dönemin ABD Başkanı Bush da benzer bir ifade kullanmıştı:

“Ya bendensin,

Ya bana düşman!”

Sorarım size; “Cemaat’in önde gidenleri” de aynı kafada değil mi?..

“Ya bendensin,

Ya bana düşman!”

İşin ilginç yanı; “Müslüman kardeş”lerine “sansür” uygulayan, “ambargo” koyan ve hatta “hayat hakkı bile tanımayan” Cemaat’in “Abi”leri; bugünkü 1. sayfamızda da okuyacağınız gibi, bilumum “Solcu, Sosyalist, Komünist, Marksist ve Ateist”le “diyalog” kurup, onlara “Hükümet aleyhinde imza” attırmış ve bunu da “Aydınlar Bildirisi” diye takdim etmiş, iyi mi?..

“YAHUDİSEVER İMAM!”

Yine bugünkü 1. sayfamızda; sürmanşetten “Paralel Aşk” başlığı ile verdiğimiz bir haber var...

Habere göre;

ABD merkezli Yahudi Gazetesi Jewish Daily Forward, Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen için “Philosemitic” yani “Yahudisever İmam” tabirini kullanmış...

Diyeceksiniz ki;

“Olabilir... Adamlar böyle dedi diye, Fethullah Gülen Yahudisever mi sayılacak?”

Elbette hayır!.. Ama, haberin bir başka cephesi daha var...

Fethullah Gülen, her ne hikmetse, bir “demeç” vereceğinde, ya da “gündeme dair bir açıklama” yapacağında, sürekli Wall Street Journal gazetesini tercih ediyor... 

Kısa adı WSJ olan Wall Street Journal gazetesi ise, “Yahudilerin Pravdası” olarak tanınıyor, iyi mi?..

WSJ, sadece “Yahudilerin Pravdası” olarak tanınmakla kalmıyor, aynı zamanda bir “Türkiye düşmanı” olarak biliniyor...

Fethullah Gülen her ne hikmetse, son demecini yine bu “Yahudi Pravdası”na vermiş ve “Türkiye’de demokrasinin gerilediğini” iddia etmiş...

Gülen, daha önce de “Mavi Marmara şehitleri”ni “İsrail otoritesini dinlememekle” suçlayan açıklamayı yine aynı gazeteye yapmıştı... 

WSJ, geçtiğimiz Ekim ayında da, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ağır ifadelerle eleştiren bir yorum haber yayınlamıştı...

Sizin anlayacağınız;

Fethullah Gülen, bir demeç vereceği zaman “Yahudi medyası”nı tercih ediyor, “Yahudi medyası” da, Fethullah Gülen’e “övgü” yağdırıp, onu “Yahudisever İmam” diye onore ediyor...

Al gülüm, ver gülüm...

Gel de, “Paralel Aşk” deme!..

ANANAS İTTİFAKI!

Sadece “Yahudi”lere değil, “Boğaz Lobisi” olarak adlandırılan “TÜSİAD patronları”na da müthiş bir sevgi besliyor Cemaat’in Abi’leri...  Onları, o kadar seviyorlar ki; Uganda’dan “Ananas”(!) bile getirtiyorlar...

TÜSİAD’ın patronları da, “Ananas ikramı”nın altında kalmıyorlar elbette... “Ananas” için, “telefon” açmak yetecekken, bir “teşekkür mektubu” yazıyorlar!..

Bununla da yetinmeyip;

Önceki günkü 44. Olağan Genel Kurul’larında, “Paralel Devlet’e selâm” çakıp, Hükümet aleyhinde demişler ki; “Böyle bir ülkeye yabancı sermaye gelmez!”

Eee, “Ananas” bu!..

Kabuğunda durduğu gibi durmuyor ki!..

ANANAS BİR ŞİFRE!

Başbakan Tayyip Erdoğan dün Ankara’daki “aday tanıtım toplantısı”nda, “Yahudi Lobisi” ve “Boğaz Lobisi” ile “Paralel Devlet” arasındaki “Paralel Aşk”lara temas etmiş ve demiş ki;

“Peki ey TÜSİAD; ananas meselesinden niye rahatsız değilsin? Uganda’da sizlere rafineri bağlantısı kuranlardan niye rahatsız değilsin? Yargı içindeki paralel örgütlenmenin iş dünyası üzerindeki ağır baskısından, şantajından rahatsızlıklarınız niye yok? Niye?.. Çünkü bazılarının işleri tıkır tıkır yürüyor. Ananaslar gelip gidiyor. Herhalde bu bildiğiniz ananas değil, anlıyorsunuz. Bunlar farklı... Ananas bunun kod adıdır kod... Rafineri dağıtımları da yapılıyor. Yargıda bazı işler çözülüyor. Beyefendiler bundan rahatsız olmuyorlar. Rafineriyi alırken rahatsız değilsin, peki cezalar kesilirken niye rahatsız oluyorsun?”

Erdoğan haksız mı?..

“Ananas” gönderildiğinde “teşekkür mektubu” yazan, bununla da kalmayıp “Hükümet aleyhinde” konuşan TÜSİAD, acaba “Paralel Devlet”ten niye rahatsız değildir!..

Sebep, “Ananas” mıdır,

“Elmas” mıdır, “Rafineri” mi?..

Lâfı uzatmanın alemi yok...

Ortada bir “ittifak” var... Bu ittifakın adı, “Ananas ittifakı”dır!..

İttifakın parolası da şudur:

TÜSİAD patronlarına Uganda Ananası, 

Müslümanlara Pensilvanya Bedduası!

Olayın özü ve özeti budur!..

Aksini düşünen;

Yazıyı  tekrar okusun!..

***************************************************

 

 

Sebze ve meyve nakliyecilerine esneklik

 

Olayı biliyorsunuz... Antalya’nın Alanya ilçesinde toplanan nakliyeciler; 18 Ocak günü yaptıkları açıklamada, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden ağır tonajlı araçların belirli saatlerde geçişini yasaklayan kararın değiştirilmesi için 4 gün kontak kapatma kararı almışlardı...

Alanya Şoförler Odası’nda bir araya gelen Antalya, Alanya, Gazipaşa, Fethiye, Kumluca, Elmalı, Serik, Finike, Manavgat ve Konaklı kooperatif başkanları, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden ağır tonajlı araçların 07.00-10.00 ve 16.00-20.00 saatleri arasında geçişini yasaklayan kararın değiştirilmesi için “27-30 Ocak arasında İstanbul’a sebze ve meyve taşımayacaklarını” açıklamışlardı...

Peki, “Antalya ve ilçeleri”nden ne taşınır?..  

Elbette “sebze ve meyve”taşınır... Bilebildiğim kadarıyla; dünyanın bütün ülkelerinde “sebze ve meyve” taşıyan “TIR ve kamyon”lara “öncelik” tanınır, “gümrüklerde bile bekletilmez”ler...

Bence, aynı uygulama “Köprü geçişleri”nde de yapılabilir... “Antalya ve ilçeleri”nden, ya da Türkiye’nin bir başka bölgelerinden gelip de, “sebze ve meyve taşıdığını” ibraz eden bir nakliyeci, bekletilmemeli ve hemen geçişi sağlanmalıdır...

Yetkililer; “sadece sebze, meyve ve hayvan nakliyecileri için” uygulamayı esnetebilir ve ülkeyi bir dertten daha kurtarabilirler diye düşünüyorum...

 

yeniakit