Türkiye Suriye'nin Yaptığını Yapsın, Herşey Düzelir…!

Nureddin Şirin

Sayın başbakan Recep Tayyib Erdoğan, Suriye konusunda, bir öyle bir böyle konuşuyor. Artık nedendir; bunda kimin, kimlerin, nerelerin etkisi vardır bilemeyiz ama, birilerinin Sayın Başbakan"ı ciddi anlamda yanlış yönlendirdiğini veya baskı altında aldığını söyleyebiliriz.

Başbakan daha geçenlerde, Suriye için "çözüm sandık"tır demişti; "hak kimi seçerse, kimi isterse biz de ona razıyız" diye. Ama Sayın başbakan gerçekten Suriye halkının istediğini mi istiyor, yoksa başkalarının istediğini mi, onu kestirmek gerçekten çok güç.

Dün "çözüm sandık"tır diyen başbakan bugün "çözüm NATO"dur demeye doğru yol alıyor...

Doğrusu, kamuoyunu iyice alıştırdılar bu "NATO" planına... zaten İslamcılarımız da teşne buna... Demek, Sayın başbakanımızın da rehberiyetinde bir "NATO çözümü" ufukta gözüktü gibi...

Suriye konusunda, "her ne olursa olsun Esad devrilmeli, ister öyle ister böyle" diyen İslamcılarımıza da, Sayın başbakanımızın Suriye konusundaki tavrını benimseyip savunan herkese bir önerimiz olacak"

Gelin "Suriye direniş için bir kaledir" tezimizi yerle bir edin ve bir daha böyle bir iddia ileri sürmemize fırsat verilmesin. Biz Suriye"deki Baas rejiminin kara kaşına kara gözüne aşık değiliz; Suriye"nin direniş hattındaki yerinin korunmasından başka bir tercihimiz yok"

Ama Suriye için çözüm "silah"tır, "sandık"tır veya "NATO"dur; bunları bir kenara bırakalım da, Türkiye"den Suriye"nin yaptığını yapmasını isteyelim: siyonizme karşı mücadele cephesinde Suriye"nin üslendiği rolü, Türkiye üslensin ve Suriye rejimi de tez tarihin çöplüğüne atılsın.

Bu ne anlama geliyor;

1- Türkiye, siyonist rejime karşı özgürlük mücadelesi veren direniş hareketlerine ev sahipliği yapsın.

2- Türkiye, direniş hareketlerinin meşru savunma ve operasyon kapasitesine askeri desteğini sunsun.

3- Türkiye, direniş hareketlerinin gerek duyduğu askeri donanımı sağlamada lojistik yardımda bulunsun.

4- Türkiye, Filistin üzerinde sürdürülen pazarlıklara ve ihanet anlaşmalarına karşı dursun.

Sadece bu kadar".

Türkiye bunları yaptığında, hiç kimsenin zerrece kuşkusu olmasın, Esad yönetimi anında tarihe karışacaktır.

İstanbul"da Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu"nun da katıldığı bir Filistin toplantısı düzenlendi.

Davutoğlu orada "çözüm adresi" olarak "BM"yi gösterdi; Filistin sorunu ancak o şekilde çözülebilirdi. Peki BM Filistin konusunda ne diyor?

Eğer Amerika"nın veto ettiği kararlar uygulansa bile, 1948 sınırlarında "İsrail" adlı siyonist rejimin varlığı kabul ediliyor. Buradan çıkacak "en iyimser" sonuç, 1967 sınırlarında bir "Filistin Devleti"nin kurulmasıdır. Bunun anlamı ise çok açık; İsrail"in varlığı tanınacak ve Filistin parçalanacak"

Peki Sayın Davutoğlu, Suriye"nin ev sahipliğini yaptığı o direniş hareketlerine, Hamas ve Filistin İslami Cihad"a "sizin için çözüm ne?" diye sorsaydı, onlardan alacağı cevap "BM çözümü" mü olacaktı? Onlar için 1948 işgal sınırlarında "İsrail" adlı siyonist yapının varlığını kabullenmek mümkün müydü?

Siyonist İsrail rejiminin 60 yılı aşkın varlığı, tarih boyunca gerçekleştirdiği soykırımlar, ona "İsrail rejimi bitmiştir" denmesine sebep olmadı. Mavi Marmara"ya yapılan o hunharca saldırı sonrasında da bu söz söylenmedi.

Ama sayın Başbakan Suriye yönetimi için "bitmiştir" diyor. Doğrusu buna Suriye halkı karar verecektir, nasıl bir rejim istediğine de, kimi yönetici olarak seçeceğine de.

Ama sayın başbakan, emperyalizmin İslam dünyasının bağrına zehirli bir hançer olarak sapladığı "İsrail" adlı bu "siyonist rejim bitmiştir" diyebilir mi? Filistin toprakları üzerindeki bu "kanser uru"nu "gayri meşru" ilan edebilir mi?

O halde, bütün İslam dünyası, Türkiye Müslümanları, İslamcılarımız gelin, Suriye"nin üslendiği rolü Türkiye"nin üslenmesini isteyin ve Suriye rejiminin tarihe karışmasının önünü açın. Bakın o zaman her şey nasıl da düzelecek".

Yine bu arada bazı İslamcı büyüklerimize bir çift sözümüz olacak.

Sizler gözlerinizin önünde dokuz şehidimizin kanlar içinde taşındığına tanık olmuştunuz. O barbarca saldırı anını da yaşamıştınız; keşke o zaman o gördüğünüz "kan" size bugün, "dökülen bu kanın hesabını soracağız" dedirtseydi".

Başka topraklar üzerinde insanların eline silah almasını isteyip birilerini de silahlandırmaya çağıranlar, ne olur, o silahı bir gün de, bu siyonist katiller karşısında kullanmak için gündeme getirseler... birileri da kalkıp "kurşunları namlulara doldurup siyonistlerin üzerine boşaltmaktan başta bir yol yoktur" dese...

Madem ki "silah" çözümdür, bu çözüm herşeden önce "siyonist rejim"in varlığını ortadan kaldırmak için gerekmiyor mu? Filistin'e giden silahlar engellendiğinde, veya Gazze'ye silah götürenler vurulduğunda bunu hiç bahis yapmayanlar, Lübnan Hizbullah mensuplarının Gazze'yi silahlandırmak için çalıştıklarından dolayı Mübarek rejimin zindanlarında nasıl işkence gördüklerini hiç konuştular mı?

Siyonist rejime doğrulan namlularda ne kadar kurşun olup olmadığını dert etmeyenler, nasıl oluyor da, canhıraş bir şekilde Suriye için "silah" "kurşun" "bomba" diye haykırıp duruyorlar?

Mavi Marmara"nın bir yıldönümüne daha girdiğimizde, bakalım uçurtma uçurmaktan, şiirler okumaktan, sloganlar atmaktan öte, bu siyonist katillere yönelik atacağımız bir adım olacak mı, onu da göreceğiz"

Bakalım kim kalkıp diyecek "siyonist katiller karşısında mücahidler silahlandırılsın. Namluların kurşunları siyonist katillerin üzerine boşalsın...! diye...

 

velfecr