"Trump sonrası ABD’yi ne bekliyor?" sorusu kadar önemli bir başka soru daha var: "Trump sonrası İsrail’i ne bekliyor?" Trump kaybeder ve Netanyahu kalırsa ya da Netanyahu gider Trump kalırsa ikisi de rahat etmeyecek. Daha doğrusu Amerikan seçimleri sadece bir başkanlık seçimi değil. Eğer Kongrede çoğunluk Demokratlara geçerse Trump’ın işi çok zorlaşacak. Hatta Trump’ın dokunulmazlığının kaldırılıp sanık sandalyesine oturtulmasının yolu açılır.
Öte yandan Amerikan seçimlerinin sonucu her hâlükârda, Demokrat ve Cumhuriyetçi kanatta İsrail ile ilişkiler konusunda ciddi bir kafa karışıklığına yol açacak. Yahudi toplumu için de Evangelikler için de zor bir süreç başlayacak. İkisi de görevlerinin başında kalacak olursa zaten çılgınca planları var. İran, Yemen, Kızıldeniz, Sina, Doğu Akdeniz, Irak ve Suriye için tehlikeli senaryolar söz konusu. ABD böyle bir durumda BM, NATO, İngiltere, AB, Rusya ve Çin ile bir dizi görüşme yaparak bir çıkış yolu arayacak.
Ama öte yandan Trump iyi bir politikacı değil. Trump, yıkım için kullanışlı bir eleman. Yeniden inşa sürecinde onunla yol alınmaz.
Trump eğer yönetimden uzaklaştırılacaksa bütün taşlar yerinden oynayacak demektir. BM ve NATO’nun geleceği; AB, Çin ve Rusya ilişkileri yeniden ele alınacak demektir. İran ve Ukrayna konusunda da bu ülkeler arasında bir uzlaşma olması gerekli.
ABD artık tek başına patron değil, ama ABD olmadan da bir denge kurulamıyor. 2. Dünya Savaşı’nda merkezde ABD, İngiltere, Çin, Rusya ve Fransa vardı. Artık Fransa eski Fransa değil. Yeni denklemde eski yapıdaki Fransa’nın yerine AB gelecek. Ama öte yandan AB de eski AB olmayacak. Evet, AB’nin merkezinde Almanya, Fransa ve İtalya olacak ama onların arkasında 24 ülke daha var. Günümüzde AB’ye üye ülke sayısı 27. Hem ekonomik üretim hacmi hem de nüfus büyüklüğü kriterleri bir arada değerlendirildiğinde, bu ülkelerin en büyükten en küçüğe doğru sıralaması şu şekildedir: Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda, Polonya, Belçika, İsveç, İrlanda, Avusturya, Romanya, Çekya, Danimarka, Portekiz, Yunanistan, Macaristan, Finlandiya, Slovakya, Bulgaristan, Hırvatistan, Litvanya, Slovenya, Letonya, Lüksemburg, Estonya, Kıbrıs, Malta.
ABD yeniden yapılandırılacaksa İngiltere ve AB’nin de sistem içinde yeniden yapılandırılması gerek.
Bu denklemde yine İslam ülkelerine yer yok. Bu sadece ötekilerin isteksizliğinden kaynaklanmıyor. İslam adına layık kaç İslam ülkesi var ki! 22 Arap ülkesi var. Türk devletleri 6 ülke: Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan... Türk devletleri KKTC’yi değil, Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıyor. Azerbaycan, Gazze’ye karşı İsrail’i destekleyen Türk ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi bir devlet.
İslam İşbirliği Teşkilatına üye 57 ülke var. Sadece D-8’de 1.2 milyar Müslüman yaşıyor; ancak Malezya ile Endonezya’nın arası iyi değil, Pakistan ile Bangladeş’in de... İran ile Türkiye ve Mısır’ın arası iyi değil. Geriye sadece Nijerya kaldı, orada da işler karışık. Hâli pürmelalimiz böyle. Bu kalabalığı kim dikkate alır ki? Türkiye BOP’ta eş başkan, Gazze Diyalog Grubu'nda ABD’nin yanında, Mekke İttifakı'nda Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile beraberiz. Allah (c.c.) affetsin; bunlarla ittifakın adına bir de "Mekke" adını kullandılar ya! İmran Han’ın, Cemal Kaşıkçı’nın ahı tutar bunları. Süreç Trump’ın lehine gelişmiyor.
Bu arada Trump ve Netanyahu ilk seçimini kaybetti. Brezilya’da 25 Ekim’de yapılan seçim sonucunda Filistin’e destek veren solcu Lula’nın, ilk turda geride olmasına rağmen 2. turda oylarını 12 milyon artırarak kazanması; Trump ve İsrail’in desteklediği Bolsonaro’nun kaybetmesi, Trump’ın ABD hâkimiyeti hayallerini boşa çıkardı. Sonuç: Lula %52, Bolsonaro %47. Brezilya’da seçmen 2. turda Lula’yı desteklerken daha çok Trump ve Netanyahu’ya "hayır" dedi. Bundan sonra da özellikle İslam ülkelerinde ve daha birçok ülkede seçimlerde, görünen o ki ABD ve İsrail yandaşı partiler kaybedecekler.
Brezilya’dan sonra İsrail seçimlerinde de Siyonist iki kanat sandalye kaybederken Filistinli Araplar oylarını artırdı ve kilit grup oluşturdular. Netanyahu’nun "Araplar seçime hile karıştırdı" iddiasını İsrail polisi de yalanladı. İki kanat da Filistinli partilerle ittifak kurmaya yanaşmayınca muhtemelen ocak sonu ya da şubat başında seçimler yenilenecek.
Tabii durum, İran ve Yemen’e yönelik operasyonların bundan sonraki seyri açısından da önemli. Bu arada yakın zamanda yapılacak ABD seçimlerinde Cumhuriyetçiler sandalye kaybına uğrayarak Senatoda çoğunluğu kaybederlerse Trump’ın dokunulmazlığının kaldırılması yönünde bir süreç başlayabilir. O takdirde Trump’ın nefesi kesilir. Bu durum İran ve Yemen’deki operasyonlar üzerinde doğrudan belirleyici olacaktır.
Amerikan seçim sonuçlarının, eş zamanlı olarak yenilenmesi söz konusu olan İsrail seçimlerinde Netanyahu’nun seçim başarısı üzerinde olumsuz bir etkisi olacaktır. Aslında bu etki, Trump’ın dostlarının üzerinde de benzer bir etikete sebep olacaktır. Bu etki Türkiye, Azerbaycan, BAE, Mısır, Suudi Arabistan, Katar ve Pakistan gibi ülkelerdeki siyasi dengeler ve aktörler üzerinde de kendini gösterebilecektir.
Siyasi gelişmeler, anti-İsrail ile eş zamanlı olarak anti-Amerikanizme doğru bir seyir takip ediyor. Bunun etkisini Amerikan seçimlerinde anti-Netanyahu, anti-Siyonizm ve anti-Trump olarak göreceğiz gibi. Brezilya seçimleri bu sonucun işaret fişeği oldu. Dolayısıyla Amerikan seçimleri sonrası Trump’ın akıbeti belli olacak. Trump sonrası da ABD tarihinde yeni bir milat olacak. Bakalım ABD bu süreci nasıl karşılayacak? İç savaş, bölünme, yeni ittifaklar... Her şey mümkün. Aynı durum İsrail için de geçerli tabii. Bu hercümerç içinde bakarsınız Epstein dosyaları da dünyaya saçılır. O zaman dünyada VIP ve CIP’ler için bir felaket yaşanabilir.
Türkiye’deki Fon, Forex ve Sarıgül operasyonları bir anda Epsteinvari yerli oluşumların kapısına dayanabilir. Paranın izini sürerken ayak izleri sizi tüm şeytani kapıların önüne kadar götürebilir.
Hele bir de Chabad dostlarının Hazara, Karay, Tataria ve Nuhil yasalar senaryolarının aktörlerinin karanlık, gizli ve kirli planları ortaya çıkarsa görürüz o zaman bu şeytani planın arkasındakileri!
Antalya’daki COP Zirvesi, bu şeytani planın melek maskeli aktörlerinin işaret fişeği gibi bir anlam taşıyor. Allah bu zalimlere fırsat vermesin. "Islah edicileriz" diye gelip bozgunculuk yapıyorlar. Şeytanın, Allah ile aldattığı insanları gördük; şimdi de Şeytan iklim yalanı ile yine insanları aldatmak için insin şeytanları Antalya’da buluşuyor!
Biz âlemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Bu sürece damgasını vuran fitnelerin biri gidiyor, ötekisi geliyor. Gelecek olan fitneler; COVID’den, mRNA’dan, FETÖ’den, PKK’dan daha büyük bir fitne olacak gibi gözüküyor. Dikkat edelim, bu tür ahir zaman fitneleri insanları hem dinden hem dünyalarından hem de sağlık ve canlarından edecek.
Aman dikkat! Zor zamanlarda ihtiyat payını artırmak gerek. Korkuya gerek yok; sonunda ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz. Rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz. Kaderimizden başka bir kaderimiz de yok. Her şey Allah’ın (c.c.) iradesi içindedir. Biz O’nun rızasına talip olalım, O’nun rızasının tecellisinin vesilesi olalım. Cahillerden, ahlaksızlardan ve zalimlerden uzak duralım.
Selam ve dua ile.