Toplumu zehirleyen bir şeyler yok mu?

Selâhaddin Çakırgil

Ülke, 15 Temmuz -Darbe Hıyaneti’nden sonra, OHAL (Olağanüstü Hal) şartları altında olduğuna göre, her şeyin güllük-gülistanlık olduğunu söylemek abes olur, elbette..  Ama bu OHAL durumunun  1990-2002  yıllarındaki gibi halk kitlelerini rahatsız eden bir tarafı yok, halk arasında hissedilmiyor bile.. Sadece, sistem kendi iç mekanizmasını temizlemeye çalışıyor. Ama, bu uygulamanın bile halk arasında tedirginliğe yol açması ihtimali var. Çünkü, izahı yapılamayan bazı uygulamalar, giderek, halkın vicdanındaki adâlet duygusunu rencide edebilir.

***

‘Darbe Hıyaneti’ne başvuracak kadar gözü dönmüş bir iktidar hastalığının nasıl bir itiqadî veya ideolojik temele dayandığını tekrara da gerek yok..

Kezâ, ‘FETÖ’ (Fetullahcı terör örgütü) diye anılan hareketin başındaki kişinin nasıl bir klinik vak’a oluşturduğunu anlamakta zorlananlar da, onun bir vaaz sonunda sergilediği meşhur ve çılgınca, cinnet krizleri içindeki ‘lanet okuma’ sahnelerinin video görüntülerini internetlerden bulup tekrar izleyebilirler. Gerçekten de tam bir cinnet haliydi.

Aynı şekilde, iktidarı, darbeci yöntemlerle ele geçirmek geleneğine sahib olan İttihadçı- kemalist çevrelerin de FETÖ ile nasıl bir işbirliğine girdiği biliniyor ve bu husustaki şikayetler dile getirildiğinde, niceleri, namazında-niyazında olan tabana bakarak, buna pek fazla itibar etmiyorlardı.  Ama, 17- 25 Aralık denilen ve bir sistemin en gizli bilgilerinin, sistem dışı bir müdahaleyle sergilendiği ve ‘15 Temmuz- Darbe Hıyaneti’nin temelini oluşturduğu kabul edildiği günlerde, kemalizm bayrakdarlığı yapan mâlum gazete, ‘Sağolun hacı amcalar, bizim yapamadığımızı siz yaptınız..’ diye manşetler atmamış mıydı;  ‘düşmanımın düşmanı dostumdur..’ mantığınca..

***

Şimdi yüzbini aşan bir kesim sistemden temizleniyor, dışlanıyor..

Devlet’in ellerine silah verdiği ve o silahı  devlete ve halkımıza çeviren askerlerin, polislerin idareden  temizlenmesi, hakezâ,  karar merkezlerinde bulunan idarecilerin, bürokratların ve bu gibi fitne odaklarına, büyük malî desteklerde bulunanların veya açık yolsuzluk yapanların cezalandırılması için gereken kanunî işlem yapılmalıdır.  

Tamam, ama, küçücük şehirlerden bile, yüzlerce insanın alınıp götürülmesi?

Geçen gün Uşak gibi bir küçük ilden 400 küsur kişinin tutuklandığı bildiriliyordu.

Velev ki, sonra serbest bırakılanlar da olsa bile, oradaki dar çevrede o insanların nasıl bir durumla karşı karşıya kalacakları  anlaşılmalıdır.

Keza, Tatvan’dan da 200’ü aşkın kişinin alındığı haberi geldi, evvelki gün.. Ki, geçmişte, çocuklarının PKK’ya katılmasından korkan  ve şikayetçi olan ailelerden nicelerinin, oğullarının yakalanmasından sonra, büyük çapta çocuklarının dünyasına kaydıkları unutulmamalıdır.  

***

Bu bakımdan hele de ‘toplu tasfiye’lerin ne kadar sağlıklı olduğu üzerinde bir daha durulmalıdır.

Nitekim, evvelki gün de 12 bin küsur polis daha bir kalemde açığa alındı.. Bu, en azından 50 bin kişinin travma yaşaması  demektir. Bu 12 bin kişi belirleninceye kadar günlerce çalışmalar yapılmıştır, elbette.. Ama, faaliyetleri durdurulmadığı bir zaman diliminde bir banka’daki hesablar,  dershane ve yurt ilişkileri, ya da By Lock, Eagle vs gibi çok özel iletişim kanallarından faydalanan herkesi  açığa almak gibi bir görüntü,  topluma iyi izah edilmeyince vicdan kanatıcı boyutlara ulaşır.

***

Kaldı ki, Tayyip Bey daha bir kaç ay öncesine kadar, ‘tabanı ibadet, ortası ticaret ve tavanı ihanet’  diye niteliyordu bu hareketi..

Şimdi, tabandaki o ehl-i ibadet  ya da ticaret erbabı olanların herbirini düşman gibi kabul etmek kime ne kazandırır; düşmanlıktan gayri? Kaldı ki, bu durumdan en çok memnun olanların da 90 -100 yıllık kemikleşmiş kemalist-laik kesimler olduğu da bir ayrı konu..

Bu konular üzerinde en sorumlu olanlar bir kez daha düşünmeli değil midir?

stargazete