“TÖBE ESDAĞFURULLAH” DEYİNCE!..

Abdurrahman Dilipak

İbni Mace’den rivayet edilir ki “Günahından (samimi olarak) tevbe eden kimse, o günahı hiç işlememiş gibidir.” Resulullah (sav) yine İbni Mace’den rivayet edilen bir hadiste “Kul hakkı ile Allah’a kavuşmayın. Çünkü Allah, kul hakkını asla affetmez; ancak hak sahibi helal ederse başka” ve “Kimde bir kul hakkı varsa, o hak ödenmeden cennete giremez” buyuruyor. .

Bunu teyit eden başka hadisler de var: “Kıyamet günü kul hakkı hariç bütün günahlar affolunur. Kul hakkı ise mutlaka ödenir.” (Buhârî)

Kul hakkının affedilmesi ancak Helalleşmek (hak sahibinden helallik istemek) ile ve hak sahibinin hakkını helal etmesi ile mümkündür. Ya da Kul hakkına giren kişi verdiği zararı tazmin ederse bu mümkündür. Kıyamet günü adaletle sevap-kul hakkı takası ile ödenir.

Fâtır 5’de Allah (cc) “Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı (şeytan) da sizi Allah ile (Allah’ın rahmeti, affı ve keremiyle) aldatmasın!” der. Lokman 33’de ise “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne de evlâdın babası için bir şey ödeyemeyeceği günden korkun. Bilin ki Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan sizi Allah ile aldatmasın!” diye insanlar uyarılır. Allah’ın (cc) rahmetine güvenmek şart ve bu güzel, ancak bu güven (nasıl olsa tevbe ederim affolur, hacca gider günahları sildiririm) şeklinde bir tembelliğe ve günaha sebep olmamalı. Bu bakış Şeytanın bir saptırmasıdır.

Peygamberler müstesna günahsız kul olmaz! Unutmayalım ki, peygamberimiz (sav) Müslim’den rivayet edilen bir hadiste “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi bırakır ve yerinize günah işleyip tevbe eden bir topluluk yaratır, onlar da tevbe eder, O da onları bağışlardı.”

“İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir (Nûr 22).” Affetmek de güzeldir Affedilmeyi hak etmek de. Allah (cc) affedenleri affedecektir.

Birçok ayette tekrar tekrar bu konuya vurgu yapılır. Bakara 222’de bu konuda şöyle deniyor: “… Şüphesiz Allah çokça tevbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever.” Nisâ 99’da ise Allahtan tevbelerin kabulü konusunda umudu kaybetmemek gerektiği hatırlatılır: “Umulur ki Allah bunları affeder. Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” Zümer 53’de şöyle buyrulur: “De ki: Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok affedicidir, çok merhametlidir.” Yeter ki biz samimi olalım gerekli şartları yerine getirelim. Biliyorsunuzdur, peygamberimizin çokça yaptığı bir dua var: “Allah’ım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affet.” (Tirmizî)

Öte yandan yetime yardım etmeyenler, ibadetlerini samimiyetsiz bir şekilde gösteriş için kılanların namazlarının kabul edilmeyeceğini belirtir şu ayet: “Gördün mü o din gününü (hesap ve ceza gününü) yalanlayanı? İşte o, yetimi itip kakan kimsedir. Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen (veya yoksula yedirmeyi önemsemeyen) kimsedir. Vay haline o namaz kılanların ki, onlar namazlarını gafletle (ciddiyetsiz, özünden uzak) kılarlar. Onlar (namazla) gösteriş yaparlar. Ve onlar küçük bir yardımı (mâûn) bile engellerler (Maun 1-7).” Şu konu çok önemli. Allah (cc) “kendini kınayan nefse” yemin ediyor ve haber veriyor: Allah (cc) tevbe edenlerin derecesini yükseltir. Övünenlerin, kendilerini övmeleri için çevresinde birilerini bulunduranların değil. “Hayır! Kendini kınayan nefse yemin ederim ki…İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet, biz onun parmak uçlarını bile düzgün bir şekilde yeniden yaratmaya kadiriz (Kıyâmet 2-4).”

Kur’an-ı Kerimde “Tevbe-i Nasûha”dan söz edilir. Bu tevbe, samimi, kararlı ve dönüşü olmayan tövbedir. Tahrîm 8’de “Ey iman edenler! Allah’a nasûh bir tövbe ile tövbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar…” Tevbe-i Nasuha 4 şarta bağlıdır. Pişmanlık, yani günahı ihlasla “keşke yapmasaydım” diye vicdanen üzülmek. Günahı hemen terk etmek, devam etmemek. Kesin bir şekilde karar vererek bir daha yapmama iradesi ve azmi. Kul hakkı söz konusu ise hakkı iade ederek helalleşmek.

Tevbe Allah’a (cc), Onun rızası gözetilerek yapılır. Tevbe’yi kabul edecek olan da etmeyecek olan da Allah’tır. O akıllardan ve kalplerden geçeni bilir. Tevbe alınmaz ve verilmez. Örfte bu konu, Tasavvuf ile ilgili bir davet ve icab töreni olarak yapılmaktadır.

Kesin bir azim ve kararlılıkla tevbe için niyet etmek için “Azm-i, Cezm-i, Kast” gereklidir. Azim, kararlılık, güçlü irade, kesin niyet; Cezm, kesin karar, şüpheye yer bırakmayan keskin irade; Kasd, niyet, gaye, hedef, günahı, suç’u ikrar etmek pişmanlık şartı ile beraber kul hakkı konu edildiğinde, tazmin / telafi, Kul hakkını ödemek, helalleşmek gereklidir.

Önce günahtan kaçınalım. Ufak-tefek hatalarımız, kusurlarımız olacaktır. Onun için ölülerin arkasından “Allah taksiratını affetsin” denir. Aslında Allah (cc) dirilerimizin de taksiratını affetsin, sadece ölülerimize değil, dirilerimize de rahmet etsin. Hele büyük günahlara yaklaşmamak gerek. Ve her hâlükârda, nefsimizi aklamaktan kaçınarak, Resulullah’ın (sav) yaptığı gibi çokça tevbe ve istiğfar edenlerden olalım. İki günü birbirine eş olmadan ileri doğru yürüyüşümüzü sürdürmemiz gerek.

Tevbe’yi ertelememek gerek ve çok sık tevbe etmek gerek, sadece bilerek yaptığımız hatalardan değil, bilmeden, unutarak ve yanılarak yaptığımız irili-ufaklı bütün hatalardan tevbe etmek, Allahtan özür dilemek ve bağışlanmayı ümit etmek gerek. Krallar da ölüyor, köleler de. Din günü kurulan mizanda mazlum bir köle, zalim bir kraldan hakkını alacaktır ve zalim kral da cezalandırılacaktır.

İmam-ı Gazali bu konuda ne diyordu: “Tevbe kınanan davranışları övülen davranışlarla değiştirmektir.” Bu da ancak yalnızlık, suskunluk ve helal yemekle tamamlanır. “Yarın tevbe ederim, amel-i salih işlerim dersen, ölüm daha evvel gelebilir. Pişman olur, kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten kolay zannediyorsun, yanılıyorsun.”

Selam ve dua ile.

Not: Bu günlere dair kısa hatırlatmalar:

6 Mayıs İmamı Azam’ın vefatı (767).
7 Mayıs 2. Dünya savaşının bitişi (1945).
15 Mayıs Nureddin Zengi’nin vefatı (1174).
16 Mayıs Vahdeddin’in vefatı (1926).
17 Mayıs Kasr-ı Şirin Anlaşması (1639).
20 Mayıs 2. Beyazıd’ın tahta çıkışı (1481); Genç Osman’ın şehid edilişi (1622).
21 Mayıs Menderes’in başbakan oluşu (1950).
24 Mayıs Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşu (1040).
25 Mayıs Necip Fazıl’ın vefatı (1983).
26 Mayıs 2. Beyazıt’ın vefatı (1512).
27-30 Mayıs KURBAN BAYRAMI.
27 Mayıs ABD destekli bir darbe oldu (1960).
29 Mayıs İstanbul’un fethi (1453).
30 Mayıs Sultan Abdulaziz’in şehadeti (1876).
31 Mayıs Alaeddin Keykubat’ın vefatı (1237).