"Terörün Merkezi Washington ve Londra’dır"

Hizb-ut Tahrir'den terörle alakalı basın açıklaması...

- Basın Açıklaması -
Terörün Merkezi Washington ve Londra’dır


H. 11 Şevvâl 1428
M. 22 Ekim 2007

Geçen haftalar içerisinde 13 askerin katledilmesi, ondan kısa bir süre önce de 12 kişinin katledilmesi hadisesinden sonra kamuoyunda ordunun sınır-ötesi operasyon yapmasına ilişkin yaklaşık iki senedir süregelen talepler iyice arttı ve nihayet Hükümet, birkaç gün önce Meclis’ten sınır-ötesi operasyona ilişkin bir tezkere çıkardı. Tezkerenin ne zaman ve ne şekilde uygulanacağı tartışılırken, dün sabah Hakkâri’den gelen haberlerde, 17 askerin katledildiği, 16 askerin yaralandığı ve 10 askerin kaçırıldığı bildirildi. Başbakan Erdoğan, referandum için bulunduğu sandık başında yaptığı açıklamada, olayın faillerini kınama gereği bile duymaksızın ve yüzünde net bir acı ve öfke görüntüsü görülmesizin çok öfkeli olduklarını ve medyada ajitatif (yani duyguları kışkırtan demek istiyor) yayınlar yapılmasından rahatsız olduğunu söyledi. Genelkurmay da yaptığı açıklamada, sabah saatlerinde onlarca televizyon kanalında yayınlanan tüm haberleri yalanlayarak katledilen asker sayısını 12 olarak açıkladı ve kaçırıldığı iddia edilen askerler konusunda bilgi vermedi. Bu durumda iki kaynaktan biri kamuoyuna aldatıcı bilgi vermektedir ve bu durum açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu olayların vâkıasına bakıldığında normal olaylar olmadığı görülür. Bölgeyi çok yakından tanıyan uzmanların sürekli vurguladığı gibi, karşı karşıya olunan asimetrik tehdit, içerisinde bulunulan bölgenin jeolojik zorluğu ve bununla mücâdele stratejisi, böyle çok sayıda askerin birlikte hareket etmemesini gerektirdiği halde, son olaydaki gibi, (sabah haberlerine göre) yaklaşık 40 askerin birlikte hareket etmesi ne anlama gelmektedir? Bu bir hata mıdır, yoksa bir kasıt mı vardır? Soruşturma makamlarının, ilk araştırması gereken konu budur. Ayrıca bazı uzmanların dikkat çektiği gibi, bölgede içeriden veya dışarıdan istihbarat servislerine bağlı olarak çalışan ve sansasyonel eylemler gerçekleştiren özel bir operasyon ekibi bulunup bulunmadığı araştırılıp sonuçları kamuoyuna açıklık ve cesaret ile beyân edilmelidir.
Sınır-ötesi operasyon ise Ordu ile Hükümet arasındaki başlıca çekişme alanlarından biri olarak 22 Temmuz seçimlerinden önce gündemden düşmezken, nasıl olduysa seçim sonrasında ağırlığını kaybetmişti. Hükümetin sınır-ötesine ve dolayısıyla Irak’a müdâhaleye karşı olması, bilinç ve irade sonucu ertelenen bir mesele değil, Amerika’nın talebi ve talimatı doğrultusundadır. Çünkü bu konu, hem AKP Hükümeti’nin kamuoyu nezdindeki itibarı, hem de Amerika’nın Irak’taki durumu açısından kritiktir. Acaba şimdi yeniden gündeme gelmesinin, sivil anayasa tartışmalarını sona erdirmek için kullanılıp kullanılmadığına, konunun ilgili tarafları derhal açıklık getirmelidir. Yoksa siyasi oyunlar için, mâsum Müslüman kanı mı akıtılmaktadır? Akıtılan bu kanlara duyulan tepki sonucu Meclis’te kabul edilen göstermelik tezkere, neden kışa girilmek üzereyken çıkarılmaktadır? Amerika’dan da sanılanın aksine ciddi ve sert bir tepki gelmemesi Erdoğan’ın, geçen ay Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantılarına katılmak için gittiği Amerika’dan böyle bir tezkerenin çıkarılması için onay aldığı anlamına mı gelmektedir? Bu tezkere, mevcut bir stratejik plânlamaya binâen mi hazırlanmıştır, yoksa plânlama tezkere sonrasına mı bırakılmıştır? Eğer birincisi ise, neden Ordu çevreleri tezkerenin yetersizliğinden yakınmaktadır? Eğer ikincisi ise, zaten apaçık bir aldatmaca ile karşı karşıyayız demektir.
Daha sorulacak çok soru, tespit edilecek çok çelişki, daha doğrusu alenen zillet ve hıyânet vardır. Fakat gerçek şu ki Hükümet, Ordu ve diğer devlet kurumları arasında güçlü bir koordinasyon ve işbirliği bulunmadığı ortadadır. Terör meselesi, bunlar arasındaki çekişmelerin ve dolayısıyla bunlara yön veren Sömürgeciler arasındaki çekişmelerin ürünüdür. Görünen haliyle çıkarılan bu tezkere, kesinlikle terör sorununun nihâî çözümü olmayacaktır. Terörle yada teröristle mücâdele, yalnızca kamuoyunda ele alındığı çerçeve ve içerik dâhilinde asla başarıya ulaşamayacaktır.
Her ne kadar terörist denilen kimselerin çoğu bu ülkenin aldatılmış ve istismar edilmiş evlâtları olsalar da ve onları yeniden kazanmak İslâmî Akîde’ye dayalı hikmetli ve dakik üsluplar ile tümüyle mümkün olsa da, terör kavramının bununla alâkası yoktur. Bilakis terör, Sömürgeci Kâfirin, varlığı ve nüfuzunu korumak veya pekiştirmek için sürekli başvurduğu klasik taktiklerinden biridir. Dolayısıyla bilhassa İslâmî topraklar üzerinde meydana gelen terörün plânlama ve komuta merkezleri; Washington, Londra, Paris ve Moskova gibi başkentlerdir. Ne kukla Irak Hükümeti, ne de Kuzey Irak Kürdistanı Bölgesel Hükümeti muhatap alınmalıdır. Başımızdaki gibi, bu ikisi de Sömürgeci Kâfirin güdümündedir. Şu durumda Başbakan Erdoğan, önümüzdeki günlerde gerçekleştireceği Washington ve Londra ziyâretlerinde bu konuyu ele alıp almayacağını, bu iki Küfür merkezinden terörün yönlendirilmesini talep edecek midir? Elbette hayır!
Akan kan, Müslümanların mâsum kanıdır. Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur: لَزَوَالُ الدّنْيَا أهْوَنُ عَلَى الله مِنْ قَتْلِ رَجُلٍ مُسْلِمٍ “Allah için, dünyanın yok olması Müslüman bir adamın öldürülmesinden daha ehvendir.” Ve şöyle buyurdu: لهدم الكعبة حجرا حجرا أهون من قتل المسلم “Kâ’be’nin taş taş yıkılması bir Müslümanın öldürülmesinden daha ehvendir.”
Dolayısıyla hiçbir şey, Müslüman kanından daha değerli olamaz. Son hadise gece saat 2 civarında meydana geldiği halde, Başbakan Erdoğan’ın konu ile ilgili toplanacak Güvenlik Zirvesi’ni akşam saat 20’de yani olayın üzerinden 18 saat geçtikten sonra düzenleyeceğini açıklamış olması, başımızdaki yöneticilerin Müslümanların mâsum kanına verdikleri değerin en basit göstergelerinden biridir.
Muhakkak ki bu ülkede aklı olan yada hazır bulunup kulak veren kimseler için terörün gerçek köklü çözümü, Sömürgeci Kâfir devletler ile olan tüm alâkaları derhal kesmek, büyükelçiliklerini, üslerini ve diğer tüm kuruluşlarını kapatmak, ajanlarını, casuslarını ve işbirlikçilerini kovmak ve bu devletlere “düşman devlet” muâmelesi yapmaktır. Ama bunu yapacak olanların çoğu da bu kapsama girdiği için, kendi kendilerine yada dostlarına karşı bunu yapmaları beklenemez. Tâ ki Allah, katından bir azap yahut bir zafer getirinceye, yada bu kullarına merhamet edip kalplerini değiştirinceye kadar!
إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ “Muhakkak ki bu Allah’a çok kolaydır.” [el-Hacc 70]


Hizb-ut Tahrir Türkiye Vilayeti sözcüsü
Yılmaz ÇELİK

Güncel Haberleri

İŞGALCİ İSRAİL, BATI ŞERİA’DA 34 YENİ YERLEŞİM PLANINI ONAYLADI
İRANLI KOMUTAN MUSAVİ'NİN SON MESAJI ORTAYA ÇIKTI
Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı