Suriyelilere vize de nereden çıktı?

Selâhaddin Çakırgil

Irak’daki 35 yıllık Baas rejimi ve Saddam diktatörlüğünün, miladî- 2003 Baharı’nda Amerikan emperyalizmi eliyle çökertilmesinin bütün bölgeyi etkileyen sonuçlar ortaya çıkarması tabiî idi. 

***

Nitekim, 2011 başında Tunus’ta başlayıp, Mısır, Libya, Yemen’i de içine alan ve sonunda Suriye’de de sıçrayan ve ‘halk patlamaları’ şeklindeki derin sosyal çalkantılar bu cümledendi. Ama bu çalkantılar, bölgenin müslüman halklarını hazırlıksız yakalamıştı.

Ancak bu sosyal çalkantılar ne kadar derinden ve yerli idiyse, aslî oyuncular emperyalist güç merkezleriydi.. Hele de Osmanlı Devleti’nin sahne dışı kalmasından sonra, bu bölgenin aslî oyuncuları hep onlardı.. Bölge ülkelerinin rolü, ancak ikinci, üçüncü derecede olabilirdi.

Bu şartlar altında, ‘devreye emperyalist güçlerle birlikte girmek’ten yana olanlar da; Biz hiçbir şekilde bu hadiselere karışmayalım..’ diyenler de hadiselerin içine sürüklenmekten uzak kalamayacaklardı ve sürüklendiklerinde de ne yapabileceklerini bilmiyorlardı.

***

Bunlardan birisi de Türkiye idi.

Türkiye Meclisi, Mart-2003 başında, ‘1 Mart Tezkeresi’ diye ünlü ve Saddam Irakı’na karşı Amerikan emperyalizmiyle işbirliği yaparak müdahaleye izin verilmesini öngören tezkereye ‘Hayır!’ derken; doğru bir iş yapmış; bir diktatörlüğe karşıtlık adına bir müslüman halka karşı emperyalistlerle işbirliği yapılmasının utanç yolu kesilmişti.

Ama, USA emperyalizminin etkili medya kuruluşu olan New York Times’in başyazarı (müteveffâ) William Safire, o reddin ardından, ‘Affet, ama unutma!’ başlığıyla yazdığı başmakalede, ‘Türkiye’nin bu kafa tutmasının unutulmaması’ gerektiğini hatırlatıyordu.. 

Ve PKK, Irak toprakları içindeki Kandil Dağı’na daha bir muhkem şekilde USA emperyalizmi eliyle öyle yerleştiriliyordu.

***

Sonra, o halk patlamaları, Suriye Buhranı şeklinde de devam etti.. Türkiye, Beşşar Esed Hükûmeti’ne neleri nasıl yapabileceğinin tavsiyelerinde bulundu ama bu öneriler Baas Partisi’nin yarım asrı aşan katı laik diktatörlüğünün ideolojik duvarlarından geri döndü.

O sırada, NATO dünyası, tıpkı Libya’da olduğu gibi Suriye’ye de müdahale etmek istedi ve Türkiye’yi karadan müdahaleye zorladı. Ama, Erdoğan Türkiyesi, bunu kesinlikle reddetti ve Suriye’den kaçan milyonlar için bir tampon bölge ve bir de uçuş yasağı ilan edilmesi şartını ileri sürdü. Bunlar kabul görmedi. Bunun üzerine Türkiye de Suriye Buhranı’na, bir takım manipülasyonlara rağmen askerî olarak girmedi. (O zamanki USA Dışbakanı Hillary Clinton, Türkiye’nin önerilerinin doğru olduğunu şimdi kabulleniyor..)

Ama İran, durumdan vazife çıkardı kendisine ve Suriye Baas rejimini korumak için, hem emrindeki Lübnan-Hizbull... örgütünün savaşçılarını sürdü, hem de Şam’daki Hz. Zeyneb Türbesi’ni bekçiliğini yapmak adı altında kendi ünlü askerî komutanlarını ve binlerce milis gücünü Suriye’ye soktu. İran, bugün, özellikle Irak ve Suriye konusunda beklenmeyen şekilde, Amerikan emperyalizmiyle de, Rusya emperyalizmiyle de derin bir işbirliği halinde.. Ve Suriye yanmaya devam ediyor.

***

Ve Suriye Buhranı’ndan geriye, halihazır durum itibariyle, 400 bin’e yakın can kaybı ve milyonlarca perişan insan ve Türkiye’ye de fiilen 2.5 milyonu bulan sığınmacı kaldı.

Suriye’nin mazlum halkının üzerine sınır kapılarının asla kapanmayacağını Cumhurbaşkanı Erdoğan, kesin beyanlarla açıklamıştı.

Ama Suriye rejimi, geçen hafta, Türkiye’den Suriye’ye gidecek olanlara vize koyunca.. Diplomasideki ‘mütekabiliyet/ mukabele-i bilmisl / misilleme’ teamülü gereğince, Türkiye de Suriye vatandaşlarına 8 Ocak 2016 tarihinden itibaren vize şartını getirdi.

Henüz de ‘monşer’lerin etkili olduğu Dışişleri’nden bir düzeltme beklenmiyor. Durumu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun insaflarına havale ediyorum. Bu çaresiz insanlara sınırı kapatmanın hiçbir insanî- İslamî mantığı yok.. 

Bu karar âcilen gözden geçirilmeli ve gerekli düzeltme yapılmalıdır.

stargazete