Suriye’deki işimizin Türkiye’deki karşılığı

Ahmet Taşgetiren
Uzunca bir süredir Türkiye siyasetinde gündemde olan “Beka sorunu” şimdilerde Suriye ile birleşmiş bulunuyor.

İdlib’den art arda gelen şehit haberlerinden sonra “Suriye’de ne işimiz var? Suriye’de verilen mücadelenin siyasi hedefi ne?” sorularının toplum nezdinde de karşılık bulduğuna kanaat getirilmiş olmalı ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dolmabahçe’de eski Ak Parti milletvekillerinin önünde Suriye’nin “Beka boyutu”nu açıkladı. Şu sözleri ekranlardan herkes dinledi:
“Şayet biz bugün Suriye sınırlarımızı terör örgütlerinden arındırmaz isek, yarın karşılaşacağımız manzara açıkça ortadadır. Bugün Kamışlı’da, Resulayn’da, Tel Abyad’da, Aynel Arap’ta, Cerablus’ta, Münbiç’te, El Bab’da, İdlib’de vermediğimiz savaşı, Allah göstermesin yarın Şırnak’ta, Mardin’de, Şanlıurfa’da, Gaziantep’te, Hatay’da vermek zorunda kalırız. Çünkü karşımızdaki senaryonun asıl hedefi Suriye değil, Türkiye’dir.
Suriye’de istediklerini alanlar, namluları hemen Türkiye’ye çevirecektir. Bugün Suriye’yi fiilen üçe bölenlerin, Türkiye’nin bütünlüğüne saygı göstereceğini düşünmek gafletten öte bir durumdur.

Öyleyse Suriye’de verilen mücadelenin hepimizin geleceğiyle ilgili olduğunu herkesin görmesi ve kabul etmesi gerekiyor.”

Bu sözlerden çıkan sonuç, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı seviyesinde, -şimdilerde “Devlet aklı” ifadesi çok kullanılıyor, buna göre “Devlet aklı” seviyesinde- bir “bölünme kaygısı” taşıdığı şeklindedir. 

Cumhurbaşkanı önce Suriye’de mücadele verilen alanları sayıyor, şayet oralarda başarılı netice alınmazsa “savaşın Şırnak’ta, Mardin’de, Şanlıurfa’da, Gaziantep’te, Hatay’da verileceği”ni bildiriyor. “Asıl hedef Suriye değil Türkiye” diyor. 

“Beka sorunu ile karşı karşıyayız” tarzında bir devlet dilini hep yadırgadım. Bu, devletin mahrem ortamlarında dile getirilse bile bunun ne halka sunulmasında bir fayda olabilir ne de Türkiye’nin dostlarına - düşmanlarına sunulmasında? Hele bu, bir iç siyaset söylemi çerçevesinde karşıt kampı suçlayıp kendi tabanınızı tahkim etmek için gündeme geliyorsa ancak “beka sorununu katmerlendirme” sonucu doğurur ki, bunun, varsa “Devlet aklı” ile alakası olduğu söylenemez. 

Türkiye’ye karşı bir bölücü strateji var mı? Tabii ki var. Bölücü bir terör örgütü var mı? Tabii ki var. Bölücü stratejinin küresel destekçileri var mı? Tabii ki var. Türkiye herhangi bir zamanda “beka sorunu” ile karşı karşıya gelebilir mi? Tabii ki gelebilir. Türkiye, böyle bir ihtimale karşı tedbirlerini almalı mı? Tabii ki almalı. 

Ama bütün bunları da “Akıl” ile yapmalı. 

Mesela “Beka sorunu” diye nitelenen hadisenin en kritik alanı olan “bölücülük” konusu… Cumhurbaşkanı’nın ifadelerine yansıyan şehirlere baktığımızda bunun belli bir coğrafyayı ifade ettiğini görüyoruz. Bu da belli bir etnik yapı anlamına geliyor. Adını koyalım: Kürtler. 

Amerika Suriye’de PYD-YPG üzerinden bir Kürt yapılanması oluşturmaya çalışıyor. Biz ise orada bu yapı oluşursa bunun Türkiye’ye de yansıması olur kaygısını taşıyoruz, bu oluşumun önünü Suriye’de kesmek istiyoruz. 

Türkiye bu tavrı, Kuzey Irak’taki Kürt yapılanmasının bağımsızlık referandumunda da ortaya koydu ve referandumun yapılmasına mani oldu. 

Sorun… Malum sorun… Bu, Lozan’dan beri Türkiye’nin aklında olan bir sorun. Türlü çeşitli uygulamalarla boğuşulan bir sorun. Dışarıya kulak kesilen, içerde problem niteliği hep korunan bir sorun. 

Ak Parti iktidarı klasik devlet aklından başka bir yaklaşım sergiledi, ama sonunda o da klasik “Devlet aklı”na geldi. Çünkü işin küresel güdücüleri hem Türkler hem Kürtler, hem bölge için sağlıklı olanı istemedi. 

Geldik güç kullanarak netice almaya. Güç kullanma tavrımızı içerde – dışarda herkes okuyor. 

Kürtleri, Kürtler üzerinden oluşturulan terör yapılanmalarından ayrıştırmaya çalışan bir dilimiz var. Bunun Kürtler üzerinde ne kadar etkili olduğu tartışma götürür. Fiilen kapatmamakla birlikte bir tür “illegal yapı” muamelesi uygulanan HDP 6 milyon oy almaya devam ediyor. Bunun nüfus karşılığı en azından 25 milyon olmalı, değil mi? Alın size bir “İç itiraz” kümesi. Kuzey Irak orada, “itirazları saklı” duruyor. 

Gele gele “Türk’ün Türkten başka dostu yok” noktasına geldik. Bu söylem yukardan beri gelen notlarla buluştuğunda “Beka sorunu”nda bizi yapayalnız bırakıyor. 

Bir ara “İzmir’de söylenenlerle Diyarbakır’da söylenenlerin oluşturduğu sorun” konuşulurdu bizde… Şimdilerde “Suriye için söylenenlerle Türkiye için söylenenlerin oluşturacağı sorun” üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Çünkü “Beka sorunu” üzerine konuşurken birilerine yumuşak karınlarınızı işaret etmiş olabilirsiniz.