Siyasetin akışkan kimyası

Merve Kavakçı

Amerika Birleşik Devletleri’ne ilk gittiğim yirmili yaşların başındaki yıllardı. Bilgisayar mühendisliği titrini aldığım derslerin çoğu mesleğimle alakalıydı haliyle. O yıllarda mainframe adı verilen devasa bilgisayarlar ve onların dilini anlamamız için öğrenmemiz gereken “C language” vardı. Mezuniyet için gerekli kredileri doldurmak için aldığım seçmeli dersler arasında okyanus bilim ve müziğin dışında Amerikan hükümeti dersi de vardı. Haydi bir de onu alayım dercesine pazardan meyve sebze seçer gibi kayıt yaptırmıştım bu derse. Sonra da çok sevmiştim. Sebebi malum… Dışardan bir gözlemci, meslek dünyası rakamlar ve kodlamalar olan biri için devlet yapısının Amerikan kültüründe nasıl işlediğini öğrenmek ilgi uyandırıcıydı. Tuhafsadığım bir şey tarih dedikleri şeyin gitse gitse iki yüz senelik bir geçmişe dayandırılmasıydı. Amerika’dan başka bir şey beklenemezdi belki ama yine de elli, yüz yıllık geçmişliklere “tarih” diye bakıyor olmaları hem komik hem de anlamsız gelmişti ilk başlarda bana. Ama takdir edilir yanları şuydu ki, bizdekinin daha doğrusu o yıllarda bizde öğretilenin aksine geçmişleriyle gurur duyan bir millet vardı karşımda. Bir kağıt parçası, bir çöp bile olsa geçmişe ait her şeylerini değerlendiriyor, ecdadıyla gurur duyuyorlardı.

Amerikan siyasetiyle ve daha da genel bir ifadeyle “siyasetle” ilk tanışmam olan bu lisans dersi bana aynı zamanda ABD’nin parti sisteminin de ne denli aynılaştırıcı olduğunu da göstermişti. Şöyle ki, iki major parti vardı, bu partilerin ikisi de yani demokratlar da cumhuriyetçiler de birbirlerine birçok konuda benzeşiyordu. Siyasal olarak savundukları şeylerin yüzde doksanı, belki de daha fazlası aynıydı veya yakındı. Diğer yüzde onluk, çoğu zamanda yüzde üç, beşlik bölüm ise farklı düşündükleri alanları kapsıyordu ki, tam da bu noktalar üzerinden siyaset üretiliyordu. Bir başka deyişle, alınız bir demokratı siyasi düşüncesinin fay hatlarını oluşturan birkaç konuyu iptal edin ve şimdi git siyaset yap deyin, gider cumhuriyetçi olarak siyaset yapar. Aynı durum bir cumhuriyetçi için de geçerli tabii ki…

Seçim listelerinin açıklandığı bugünlerde Türkiye üzerine kafa yorarken hafızamda bu tecrübelerim canlandı. Türkiye siyaseti de son derece akışkan bir forma evrilmekte, listeler bana bunu gösterdi. CHP’de İslamcı, MHP’de CHP’li, HDP’de AKP’li, Ak Parti’de bir miktar öze dönüş, bir miktar aynı yolda devamlılık vesaire…

Bu akışkanlığın iki sebebi olabilir, ben tahminimi kendime saklayacağım, paylaşmayacağım. Birincisi gelişmekte olan bir ülke konumunda olan Türkiye siyasetinin artık gelişmiş ülkelerde gördüğümüz siyaset benzeri bir şekilde stabilize oluyor olması; ki bu farklılıkların azalması, ortak paydaların artması, paylaşılanlar üzerinden yapılabileceklerin daha umut verici olması gibi anlamlara geliyor. Bu birinci ihtimal. İkincisinde ise, daha az gelişmeci, daha duygusal, daha az analitik bir refleks ile düşmanımın düşmanı, düşmanım değil dostumdur, hem de öyle böyle değil can dostumdur mantığı çerçevesinde oluşturulan kümecikler ihtimali.

Eğer birincisi ise milletçe seçtiğimiz yol, ne ala. Amma değil de ikincisi ise işimiz zor. Millet olarak bizim işimiz zor, partilerin işi ise daha da zor. Zira bu iç koalisyonlar çok sürmez. Çıkarlar biraz şekil değiştirdi mi bizi ne bekler bilinmez.

yeniakit