Siyonist işgal güçlerinin 17 Ekim 2024'te Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentinde şehit ettiği Yahya Sinvar'ın yaşam öyküsü, Filistin davasının onlarca yıl boyunca geçirdiği dönüşümlerden ayrı düşünülemez. Han Yunus Mülteci Kampı'ndan çıkan Sinvar, işgalci israil hapishanelerinde yirmi yılı aşkın süre geçirdikten sonra İslami Direniş Hareketi Hamas'ın üst düzey yönetiminde yer aldı. Hareketin önde gelen siyasi ve askerî isimlerinden biri hâline gelen Sinvar, çatışmanın tarihindeki kritik bir dönemde Hamas Siyasi Büro Başkanlığı görevini de üstlendi.
Şehadetinin ikinci yıl dönümü vesilesiyle Sinvar'ın yaşamındaki önemli dönüm noktaları yeniden gündeme geliyor. Bu süreç; Filistinli esirlerin deneyimleri, Hamas'ın gelişimi ve işgale karşı yürütülen mücadelenin niteliği açısından önemli tartışmaları beraberinde getiriyor. Sinvar'ın hayatının son dönemi ise 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı operasyonunun ardından başlayan, Gazze Şeridi'nde büyük yıkıma ve ağır can kayıplarına yol açan savaşla doğrudan bağlantılı.
El-Mecd'den Han Yunus Mülteci Kampı'na
Yahya Sinvar, 19 Ekim 1962'de Han Yunus Mülteci Kampı'nda dünyaya geldi. Ailesi, 1948 Nekbesi sırasında el-Mecd el-Mecd el-Kebire olarak da bilinen Mecdel kentinden sürgün edilmişti. Mültecilik, yoksunluk ve geri dönüş beklentisinin günlük yaşamın bir parçası olduğu kamp ortamında büyüyen Sinvar, eğitimini burada sürdürdü. Daha sonra Gazze'deki İslam Üniversitesi'ne girdi ve Arap Dili bölümünden lisans derecesi aldı.
Üniversite yıllarında öğrenci faaliyetleri ve örgütsel çalışmalar içinde öne çıkan Sinvar, öğrenci konseyi ile İslami Blok bünyesinde çeşitli yöneticilik görevleri üstlendi. Bu dönem, Filistin topraklarında Birinci İntifada'nın başlamasından ve Hamas'ın 1987'de kuruluşundan önce yaşanan gelişmeler sırasında siyasi ve örgütsel faaliyetlere katılmasının önünü açtı.
Filistin Davası Etkileşimli Ansiklopedisi'nde yayımlanan biyografisine göre Sinvar ilk kez 1982'de tutuklandı. Ardından İslami hareketle bağlantılı güvenlik yapılanmalarının kurulmasına katıldı. Bunlardan biri, 1986'da kurulan ve işgal güçleriyle iş birliği yapmakla suçlanan kişileri takip etmesiyle bilinen “Mecd” adlı güvenlik birimiydi.
Bu süreç, Sinvar'ın Hamas'ın örgütsel ve güvenlik yapılanması içindeki konumunun şekillenmesinde etkili oldu. Bununla birlikte söz konusu yapılanma, iş birliği yapmakla suçlanan Filistinlilere yönelik baskıcı uygulamalar ve öldürme eylemleriyle de ilişkilendirildi. Bu yönler, Sinvar'ın yaşam öyküsünü tek taraflı bir anlatıya indirgemeden değerlendirmek açısından önem taşıyor.
Demir parmaklıklar ardında 23 yıl
İşgal makamları, 1988'de Sinvar'ı yeniden tutukladı. Bir askerî mahkeme, hareketin güvenlik ve askerî faaliyetlerindeki rolü nedeniyle onu dört kez müebbet hapis cezasına çarptırdı. Yaklaşık 23 yılını soykırımcı israil hapishanelerinde geçiren Sinvar, bu süre boyunca farklı cezaevlerine nakledildi; tecrit ve aile ziyaretlerinden mahrum bırakılma gibi uygulamalarla karşı karşıya kaldı.
Ancak esaret yılları, Sinvar'ın kamusal yaşamdan uzak kaldığı bir dönemden ibaret değildi. Hamaslı esirlerin örgütsel yapılanmasında yöneticilik görevleri üstlendi, taleplerin dile getirildiği eylemlere ve açlık grevlerine katıldı. İbranice öğrenen Sinvar, sokırımcı israiliin siyasi ve güvenlik politikalarına ilişkin kitapları inceledi; yazı ve edebiyatla da ilgilendi.
En bilinen eserlerinden biri olan Diken ve Karanfil adlı romanında Sinvar, 1967'deki Altı Gün Savaşı'nın ardından yaşanan dönüşümleri Filistin toplumunun hafızasına ve tarihsel olaylara dayanan bir anlatıyla ele aldı. Roman, Filistin deneyimini kayıt altına alma ilgisini yansıtırken Sinvar'ın siyasi ve düşünsel arka planıyla bağlantılı olarak da değerlendirildi.
Sinvar, 11 Ekim 2011'de “Vefa el-Ahrar” adıyla bilinen esir takası anlaşması kapsamında serbest bırakıldı. Anlaşma uyarınca israil, asker Gilad Şalit'in serbest bırakılması karşılığında 1.027 Filistinli esiri salıverdi. Gazze Şeridi'ne dönen Sinvar, örgütsel deneyimini ve hareket içindeki ilişkilerini kullanarak Hamas yönetiminde faaliyetlerini sürdürdü. Bu anlaşma, yaşamında yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Gazze'deki liderlikten Hamas Siyasi Büro Başkanlığına
Serbest bırakılmasının ardından Hamas'ın yönetim kademelerinde hızla yükselen Sinvar, 2012'de hareketin Gazze Şeridi'ndeki yönetimine seçildi. Daha sonra Hamas Siyasi Büro üyeliğine getirildi. 2017'de İsmail Heniyye'nin yerine Hamas'ın Gazze'deki siyasi büro başkanlığını üstlendi ve 2021'de yeniden aynı göreve seçildi.
Bu dönemde siyasi, güvenlik ve askerî dosyaların yönetiminde rol oynayan Sinvar'ın adı, Gazze Şeridi'nde yaşanan çatışmalarda öne çıktı. Bunların başında, Mescid-i Aksa ve Kudüs çevresindeki gerilimlerin ardından Mayıs 2021'de başlayan ve Filistin'in farklı bölgelerine yayılan “Seyfü'l-Kudüs” çatışmaları geldi.
Sinvar'ın adı, Mart 2018'de Gazze Şeridi'nin doğusunda, sınır çiti yakınlarında başlayan Büyük Dönüş Yürüyüşleri'yle de anıldı. Geniş katılımla gerçekleştirilen gösterilerde geri dönüş hakkının tanınması ve ablukanın kaldırılması talep edildi. Halk hareketine dayanan bu eylemler, israil güçlerinin müdahaleleriyle karşılaştı. Filistinli ve insan hakları kuruluşlarının raporlarına göre gösterilerin ilk yılı boyunca yüzlerce Filistinli şehit oldu veya yaralandı.
Siyasi alanda Sinvar, Filistin içindeki bölünmüşlüğü giderme girişimlerinde yer alan isimlerden biri olarak da öne çıktı. Farklı siyasi hareketlerden Filistinli liderlerle birlikte 2006'da hazırlanan Ulusal Uzlaşı Belgesi'ne katkıda bulundu. Ancak bu girişimler, Filistin'deki siyasi bölünmüşlüğü kalıcı biçimde sona erdiremedi. Hamas ile Fetih arasındaki ilişkiler, siyasi ve güvenlik konularındaki derin görüş ayrılıklarının etkisi altında kalmayı sürdürdü.
Aksa Tufanı ve çatışmanın en kritik dönüm noktası
Hamas ve Filistinli gruplar, 7 Ekim 2023'te İsrail'deki askerî noktaları ve yerleşim yerlerini hedef alan geniş çaplı bir saldırı gerçekleştirdi. Uluslararası basında aktarılan siyonist israil verilerine göre saldırıda yaklaşık 1.200 kişi öldürüldü ve yaklaşık 250 kişi Gazze Şeridi'ne götürüldü.
Soykırımcı israil, saldırıya Gazze Şeridi'ne yönelik geniş çaplı bir savaşla karşılık verdi. Savaş, on binlerce Filistinlinin şehadetine, yerleşim alanlarının yanı sıra sağlık ve eğitim tesislerinin yıkılmasına ve çok sayıda insanın yerinden edilmesine yol açtı.
Soykırımcı israil, Sinvar'ı saldırının planlanmasından sorumlu tuttu ve Gazze'deki başlıca hedeflerinden biri olarak belirledi. Buna karşılık Filistin kamuoyunun bazı kesimleri ve direniş destekçileri, operasyonu abluka ve caydırıcılık dengelerini değiştirmeye yönelik bir girişim olarak değerlendirdi. Bu kesimler operasyonu ayrıca Filistinli esirlerin durumu, Mescid-i Aksa ve genel olarak Filistin davasıyla ilişkilendirdi.
Bununla birlikte operasyonun sonuçlarına ilişkin değerlendirmeler, Gazze halkının ödediği ağır insani bedelden bağımsız ele alınamaz. Operasyon öncesindeki siyasi ve askerî hesaplamalar ile Filistinlilerin özgürlük ve bağımsızlık hedeflerine ulaşılması bakımından ne ölçüde sonuç verdiği de tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bütün bunlar, Gazze toplumunun geniş kesimlerini etkileyen yıkımın boyutlarıyla birlikte değerlendirilmek zorunda.
Sinvar, Ağustos 2024'te, aynı yılın temmuz ayında Tahran'da suikast sonucu öldürülen İsmail Heniyye'nin yerine Hamas Siyasi Büro Başkanı seçildi. Böylece savaşın devam ettiği ve ateşkes ile esir takasına ilişkin müzakerelerin giderek karmaşıklaştığı bir dönemde hareketin genel liderliğini üstlendi.
Refah'taki son çatışma
Soykırımcı israil, 17 Ekim 2024'te Sinvar'ın Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentinin Tel es-Sultan bölgesinde çıkan bir çatışmada öldürüldüğünü açıkladı. işgal güçleri, bir grup Filistinli savaşçıyla çatışmaya girmişti.
Katil israil ordusunun yayımladığı görüntülerde Sinvar, hasar görmüş bir binanın içinde yaralı hâlde görülüyordu. Görüntülerde Sinvar'ın kendisine yaklaşan bir insansız hava aracına doğru bir sopa fırlattığı anlar yer aldı. Bu görüntüler uluslararası medyada ve sosyal medya platformlarında geniş yankı uyandırdı.
Katil israilin açıklamasına göre operasyon, o sırada doğrudan Sinvar'ı hedef almak amacıyla planlanmamıştı. Kimliği, çatışmanın ardından yapılan incelemeler sonucunda tespit edilmişti. Hamas, ertesi gün üst düzey yetkilisi Halil el-Hayye'nin yaptığı açıklamayla Sinvar'ın ölümünü doğruladı. Böylece hareketin en önde gelen liderlerinden birinin yaşamı, savaşın devam ettiği sırada sona erdi.
Son çatışmaya ait görüntüler, sembolik anlamları ve siyasi sonuçları bakımından geniş bir tartışma başlattı. Sinvar'ın destekçileri görüntüleri, son anlarına kadar sahada kalan bir savaşçının simgesi olarak yorumladı. Diğer değerlendirmelerde ise Gazze'nin uğradığı yıkıma ve Hamas'ın liderini kaybetmesinin ardından karşı karşıya kaldığı duruma odaklanıldı.
Farklı yorumlara rağmen Sinvar'ın şehit olması savaşı tek başına sona erdirmediği gibi çatışmayı da kesin biçimde sonuçlandırmadı.
Tek bir görüntüye sığmayan bir yaşam öyküsü
Yahya Sinvar'ın yaşamı; Nekbe, işgal, esaret, direniş ve Filistin içindeki siyasi bölünmüşlüğün iç içe geçtiği Filistin tarihinin bir parçası olarak varlığını sürdürüyor. Han Yunus Mülteci Kampı'ndan soykırımcı israil hapishanelerine, örgütsel liderlikten Hamas Siyasi Büro Başkanlığına uzanan yaşamı boyunca Sinvar'ın adı, hareketin ve Filistin-israil çatışmasının seyrinde derin izler bırakan gelişmelerle anıldı.
Şehadetinin ikinci yıl dönümünde Sinvar'ın yaşamını değerlendirmek, insansız hava aracına sopayla karşılık verdiği görüntüyle sınırlı kalmıyor. Bu görüntü sembolik bir anlam kazanmış olsa da daha kapsamlı soruları gündeme getiriyor: Direniş hareketlerinin liderleri işgal koşullarında nasıl şekilleniyor? Askerî güç, ulusal hedeflere ulaşma konusunda hangi sınırlara sahip? Filistin toplumunun benzer felaketleri yeniden yaşamasının önüne nasıl geçilebilir ve verilen kayıplar, işgali sona erdiren, özgürlük ve onuru güvence altına alan bir siyasi sürece nasıl dönüştürülebilir?
Sinvar'ın yaşam öyküsüne tarihsel ve siyasi anlam kazandıran da bu sorular. Onun hikâyesi yalnızca bir kişinin hayatından ibaret değil; Filistinlilerin tarihindeki son derece ağır bir dönemi ve henüz nihayete ermemiş bir çatışmayı anlamak için de bir pencere niteliği taşıyor.
Habernas