Şecaat arz ederken

Abdurrahman Dilipak

Ankara’nın Almanya’yı eleştirirken Neo Nazı benzetmesi, öyle anlaşılıyor ki oldukça rahatsız etmiş.. Kendilerini savunurken, bu benzetmenin Yahudi katliamını hafife almak anlamına geldiğini söylüyorlar. Yani diyorlar ki, biz geçmişte çok daha büyük cürümler işledik, bugün yaptıklarımızı o günlerde yaptığımıza benzeterek, geçmişte yaptıklarımız bugünkü ile kıyaslanamayacak kadar “vahşice” demeye getiriyorlar.

Hollanda ve Avusturya da Almanya’yı yalnız bırakmamak için devreye girdi bu arada.

“Şecaat arz edeyim derken sirkatin söyler” deyimi tam da bu durumu ifade etmek için söylenmiş sanki.

Politikacılar, toplumsal aktörler, bir şey söylerken, o sözden maksatlarının ötesinde insanların o sözü nasıl anlayacaklarını da hesaba katmaları, yanlış anlamaya fırsat vermemeleri gerekir. Öyle anlaşılıyor ki, şuuraltları onları rahatsız ediyor ve bu tür “gaf”lar yapıyorlar.

Söylenen söz, çok açık ve net, bu tür söylem ve eylemler bize o günleri hatırlatıyor.

Lütfen siz de bizim şuuraltımızı ciddiye alın.. Nazileri de gördük, Bosna katliamını yapanları da.. Beyaz adamın Kızılderililere yaptığını da biliyoruz, kara derililere yaptığını da. Daha dün soğuk savaşta ne haltlar yendiğini de.. Ruanda defterini açalım mı?

Darbeler ve terör örgütleri üzerinden gerçekleştirdiğiniz cinayetleri konuşalım mı?

Söyler misiniz, şu yabancı düşmanlığı, İslamifobia, PEGİDA’nın, Wilders’ın açıklamaları neyi çağrıştırıyor.. Bu eleştiriler kendi içinizdeki vicdan sahibi insanlardan da geliyor sanırım. Gelmiyor mu yoksa.. Yani, akıl, vicdan, merhamet sahibi kimse kalmadı mı yoksa..

Merkel hanım; a benim canım, söyler misiniz, olağan suçlu kim bu senaryoda.. Aktörler, yaptıkları, söyledikleri eylemleri ortada. James Bond filmlerindeki akıl oyunları gibi bir oyun da değil bu.. Siz bizim yerimizde olsaydınız ne yapardınız! Siz kırınca “hayırdır inşallah” dememizi istiyorsunuz, oysa biz kırınca siz “kör müsün” diyordunuz değil mi? Siz beyazdınız, biz kara derili değil mi! Tom amca olmamızı bekliyordunuz. Tom Amca öldü.. Malcolm X’ler geliyor. O kadar korkmayın, bizim merhametimiz gazabımızdan büyüktür.. Sevgimiz de nefretimizden. Böyle olmasaydık sizden ne farkımız kalırdı ki!

Ne yani, siz bunları söyleyince teşekkür etmemizi, yılışmamızı mı bekliyordunuz! Celladımıza aşık olmamızı bekliyorsanız çok beklersiniz..

Keşke bize cevap vereceğinize oturup kendinizi hesaba çekseniz..

Öfkelisiniz.. Biliyoruz. Bu tür tepkilere alışık değilsiniz.. Hesap soran hep siz oldunuz. Bu durum sizi rahatsız ediyor. Ama alışacaksınız.. Ya da kendinize çekidüzen vereceksiniz.. Unutmayın, rüzgar ekerseniz fırtına biçersiniz..

Bu arada Merkel’i de anlamak gerek. PEGİDA ile mi başetsin, ABD, İngiltere, Fransa ile mi başetsin.. İsrail’e mi laf anlatsın, Vatikan’a mı? Euro tepetakla gidiyor, Fransa Euro’dan ayrılmak istiyor, bu kadın bunlardan hangisine yetişsin..

Bir de gelecek günlerin geçen günleri aratacağı korkusu var.. Hepsi üst üste gelince bunalmış vaziyette. Bir de Türkiye’den Nazi benzetmesi gelince patladı gibi sanki. ABD’ye, İngiltere’ye, Fransa’ya, İsrail’e, Vatikan’a bir şey diyecek hali yok, Ankara’ya patladı. Ama artık Merkel’in de Ankara’da “uysal koyun” olmadığını bilmeli. Eski Türkiye yok artık..

Sahi Avrupalı dostlarımız neden eskisi kadar demokrasi, insan hakları, özgürlüklerden, katılımcı, çoğulcu, şeffaf bir yönetimden söz etmiyorlar.. Fransa Charlo-Hebdo’dan sonra feleğini şaşırdı. Tüm Avrupa’ya bir haller oldu! Daha ne gördüler ki..

Avrupa hayallerini, umudunu, aileyi, gençliğini kaybetti. Hiçbir kutsalları yok. Kutsadıkları tek şey çıkarları. Hiçbir şeye inanmıyorlar, derin bir boşluğa düştüler, intihar için uygun hale geldiler. Beyin zonklamalarını ancak alkol, fuhuş ve uyuşturucu ile geçiştirebiliyorlar.. Hedonist bir toplum oldular. Tatminsizler, şiddetin kör kuyusuna doğru sürükleniyorlar. Hiç bitmeyecek sandıkları bir güç, servet ve iktidara sahip olmaları düşüncelerini zehirlemişti.. Ama bir anda kendilerini yalnız, suçlu ve güvensiz hissettiler sanki. Korku ve saldırganlıkları buradan kaynaklanıyor olsa gerek.

Batılılar söz dinlemiyorlar, söyleneni anlamak da istemiyorlar.. Doktordan korkan hasta gibi.. battıkça daha da hırçınlaşıyorlar.. Hırçınlaştıkça daha da batıyorlar.. Kazanmaya alışmışlardı.. Doğru yaptıklarından değil; zar hileli idi ve hep kazanıyorlardı. Kaybetmeyi içlerine sindiremiyorlar. Hep haklı idiler, suçlanmak ağır geliyor.. Hep akıl veriyorlar ve eleştiriyorlardı, eleştirilmek ve akıl almak zorlarına gidiyor..

Sanki bir de, şuuraltıları onlara, geçmişte onların başkalarına yaptıklarını hatırlatıp, yarın aynısının kendilerine yapılacağını söylüyor. Belki de Merkel’i rahatsız eden gerçek de bu. Korkuları, şuuraltları ile ilgili.. Bunu da anlamak gerek.. Ama onlar istemeseler de gelecek günler bu ve benzer eleştirileri daha çok duymak durumunda kalacaklar. Merkel, bu “alışılmışın dışında şok edici eleştirileri duymaya alışmalı. Çünkü bu çoğulcu, demokratik toplumların vazgeçilmezidir.” İsterse AİHM kararlarına baksın. Politikacıların “genişletilmiş eleştiri hakkı olduğu gibi artırılmış tahammül yükümlülüğü” de vardır.

Nasıl ama, öğrenmişiz değil mi? Biz öğrendik de, siz hâlâ “izinsiz toplantı”dan söz ediyorsunuz. Silahsız, saldırısız, kamu düzeni ve güvenliği, halk sağlığı ve genel ahlaka aykırı olmaksızın toplantı ve gösteri izne bağlı değildir efendim. Unuttunuz galiba. Selâm ve dua ile.

yeniakit