Savunmada İsrail Gölgesi

Türkiye'nin savunma sanayiindeki yüzde 80'lere varan dışa bağımlılığının sebeplerinin başında; İsrail lobisinin etkisi, Batı yanlısı kadrolaşma ve "acil ihtiyaç" gerekçesi ile yapılan baskılar geliyor.

Türkiye, bugün bir yandan kapatma davasında yol açan dış etkileri ve AB’nin, Adalet Divanı’ndan çıkan, “Terörü himaye” kararını konuşuyor. ABD-İsrail-AB ittifakı, bir yandan teröre açıktan arka çıkarken diğer yandan da Türkiye’deki anti demokratik, anti hukuki parti kapatma kararlarına AİHM yoluyla destek veriyor.
Tüm bunları yakından takip eden kamuoyu Batının AK Parti’ye ilişkin kapatma davasına karşı çıkışını “tavşana kaç, tazıya tut” politikası olarak değerlendirirken bütün bunlarla bağlantılı olan savunma sanayi alanında en tecrübeli isimlerden biri olan eski Savunma Sanayi Müsteşar Yardımcısı Veysel Yayan’dan müthiş açıklamalar geldi. Savunma Sanayi Müsteşarlığındaki 11 yıllık görev süresinin 7 yılında Savunma Sanayi Müsteşar Yardımcılığı koltuğunda oturan Yayan, Merhum Turgut Özal döneminde Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nda sivillerin denetimi sağladığını ancak Demirel döneminde bunun yeniden sarsıldığını kaydetti. İşte Yayan’ın geçmişten günümüze ve geleceğe ışık tutan ifşaatları:

SİYASİLER ASKERİ DE KULLANDI
- Savunma sanayi ile Müsteşarlık 28 Şubat’tan nasıl etkilendi?
28 Şubat’tan tüm ülke gibi bizim kurum da etkilendi. Kafasına esen ihbar mektubu yazdı. Ben en az bir TSK mensubu kadar bu kuruma hizmet ettim. Bizi görevden aldıkları zaman nedenlerini açıklamayan siyasiler, askerin istemediğini, nedenin dindar olmamız olduğunu söylediler. ‘TSK’nın hassasiyetleri var’ denildi. ‘Bu hassasiyetlere uymayan adam’ ilan edilmiştim.”

İŞ TAKİBİ DEMİREL İLE BAŞLADI
- Demirel’in nasıl bir etkisi oldu?

Bazı siyasiler, silah satıcısı şirketler ile içli dışlı olmuşlardı. Bu durumda biz onlara yük olarak görülüyorduk. 11 yıllık görevim boyunca nasırlara basmaktan asla çekinmedim. Bir proje yapıyorsunuz. O proje en alt makamdan Başbakan'a kadar kontrol ediliyor. Birileri size mesajlar getiriyor. Şirketler ya da başkaları… Başbakan’ın hatta Cumhurbaşkanı'nın ismini kullanarak ‘bu iş böyle olacak’ diyor. Bunlar Demirel döneminde başlamıştır. Özel talepler ve istekler o dönemlerde çoğaldı. Demirel hükümetinden yani 1992 yılından itibaren bazı siyasetçiler bu işlerin içine dahil oldular.

SİYASİLER ARACI OLARAK KULLANILIYOR
- Silah şirketleri ile siyasilerin ne gibi bağlantısı vardı?
Bize siyasilerin selamıyla gelen yabancı şirketler hep oldu ancak 1997 yılında bu üst seviyeye ulaşmıştı. Bunlar genellikle ABD ve İsrailli şirketlerdi. İşlerini bu şekilde yürütmeyi tercih ediyorlardı. Mesela bir gün Tansu Çiller döneminde Müsteşar Yalçın Burçak aradı, yabancı bir şirket elemanı ile acilen görüşmemiz gerektiğini söyledi. Açıkça, “Görevden alacaklar yoksa” dedi. Gittim… Şirket çalışanı Başbakan ile görüştüğünü ve iş konusunda yardımımıza ihtiyacının olduğunu söyledi. Ben, bizim işlerimizin Başbakan ile alakası olmadığını ve son derece teknik konular olduğunu söyledim. Sonra lafı çevirdi, Başbakan değil eşi ile görüştüklerini söyledi. Tavrım yine net oldu ve görüşme sonlandı. ‘Karanlıklar Prensi’ olarak tanınan ve bir dönem ABD Savunma Bakanlığında danışmanlık görevi yürüten Yahudi asıllı Richard Perle bile bir dönem devreye girdi. Kısacası 1992 ile birlikte bir dönem komisyoncular ile çalışan Başbakan yakınları oldu. Tüm uyarımıza rağmen, yok Başbakan’ın eşi, yok kardeşi aracı olmuştu. Bu bir tek Erbakan döneminde yaşanmadı. Biz nasıl komutanlarımızın yanlışlarına onay vermediysek, şirketlerin ve siyasilerin de baskılarına boyun eğmedik. Adam kayırmalara boyun eğmedik. Devlet, ne asker ne de siyasi parti değildir. Bize inançlı demekten öteye hiçbir suçlama getiremediler.

MÜLAKATTA ‘FITRATEN’ DEDİ, ELENDİ
- İnançlı insanlara ne gibi engellemeler oluyordu?
Sorunuza yine bir örnekle cevap vereyim. 1996 yılında personel alımı yapıyoruz. Bir paşa, daire başkanı, müsteşar ve yardımcıları var… Hukukçu, yabancı dili olan ve son derece donanımlı bir genç arkadaş geldi. Arkadaş konuşurken cümlesine ‘fıtraten ben…’ diye başlayınca, içimden ‘eyvah’ dedim. Gence hemen sordular ‘nasıl? Anlamadık! Fıtraten?..’ Genç tekrarladı, ‘İşte ben fıtraten böyleyim.’ Bu söz içeride bulunan arkadaşların araştırmasını derinleştirdi. Dosya incelendi ve gencin İmam Hatip mezunu olduğu ortaya çıktı. Tabii mülakat tamamlandı ve genç dışarı çıktı. Puanlama yapılmış ve çoğunluk gence 100 üzerinden 20 vermişti. Ben 100 üzerinden 90 vermiştim. Ancak mırıldanmalar devam ediyordu. Ben, bu genci almadıkları takdirde daha önce belirlenen 4 kişiyi de alamayacaklarını, diğerlerinden daha donanımlı olduğunu söyledim. Tabii hava soğudu. “Aslında bizim hukukçuya ihtiyacımız yok” demeye başladılar ve o genci almamak için diğer 4 kişiden de vazgeçildi.

ADD’NİN 2 NUMARASI MÜSTEŞAR YAPILDI
- Sizden sonra atananların döneminde Savunma Sanayi Müsteşarlığında neler oldu? Başarı sağlandı mı?
Başarı sağlansaydı savunma sanayinde şu an yüzde 80 dışa bağımlı olur muyduk? Bir başarı varsa ortada olması lazım. Sonrasında atanan Müsteşar Ali Ercan oldu. Kimdir Ercan? Bugün ADD’nin ikinci adamı… Üstüne konuşmaya gerek var mı? Ulusalcıların başı… Yani bizden sonra son hükümete kadar atamalar sadece koltuk doldurma ve günü kurtarmaktı. Oysa o koltuk zaman geçirecek bir makam değil, ülkeye çok önemli hizmetlerin yapılacağı bir yer… Bizlerin çizdiği yol haritasından 1997’de vazgeçilmese ve devam edilseydi önümüze bugün hedef olarak yerli yatırımın katkısını yüzde 50 olarak benimsemezdik. Çok daha önceden bugün hedeflenen noktaya gelmiş olurduk.

ACİL İHTİYAÇ DİYEREK İSRAİL’E BAĞIMLI KALIYORUZ
Bugün İsrail’den alınan insansız aracı biz, daha dizayn aşamasındayken Türkiye’ye getirmiştik. Aradan 15 yıl geçmiş hâlâ bunun gereklilik olduğunu konuşmak, üretmeyi değil bu aracı kiralamak büyük eksiklik. Savunma Sanayinin kötü tecrübelerini konuşmak ne derece doğru olur bilmiyorum ama hassasiyet ölçüsünde bir kısmını da aktarmakta fayda var. Geçmişte İsrail’le F-4 modernizasyonu anlaşması yapıldı. Prototiplerden biri İsrail’de, diğeri Türkiye’de yapılacaktı. Sonraki süreçte tüm F-4’ler Eskişehir’de, tamamen Türk mühendisler tarafından yapılacaktı. Böylece F-4 yapabilme kabiliyeti de kazanacaktık. Fakat kontrat öyle imzalandı ki, bu kabiliyetler kazanılamadı. Tank modernizasyonu da aynı şekilde Türkiye için kötü bir örnekti. Türkiye’de ihtiyaçlar ‘son dakika’ masaya konuyor ve bunun adı ‘acil ihtiyaç’ oluyor. Kısa, orta ve uzun vade olmak üzere savunma sanayinde üç ayrı planlamanın bulunması lazım. Hep acil denildiği için Savunma Sanayimize üretim fırsatı verilmiyor; Türkiye, İsrail’den silah ithal etmek, satın almak zorunda kalıyor. Savunma aracını kendimiz yapmaz da, başkasının sattığı araçlarla istihbarat toplamaya kalkışırsak, bize o aracı satan ülkenin uygun görmediği istihbaratı toplayamayabiliriz. Sizin çıkarlarınızla onların çıkarları bir noktada çatışabilir.

Vakit

Güncel Haberleri

Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı
Bütçeyi festivale değil vatandaşa ayırın
İran'ın denizaltıları Hürmüz Boğazı'nı nasıl kontrol ediyor?