Savaş tamtamları yine çalınırken...

Selâhaddin Çakırgil

Dün, 22 Eylûl 1980 gününe aid bir büyük facianın 39. Yıldönümü idi. 

Bu tarih, çoğumuz için bir mânâ ifade etmiyor olabilir. Ama o gün Irak lideri Saddam Huseyn’in İran’a saldırısıyla başlayan ve 8 yıl sürüp iki taraftan, en azından 1 milyon insanın hayatına mal olan bir korkunç savaş söz konusuydu. 

O savaş, gerçekte, ‘Geliyorum’ diyen bir çizgi izlemişti. 

İslam Cumhuriyeti kurmak ümidiyle ve on milyonların dünyayı titreten ‘Allah’u Ekber’ feryadlarıve ‘qıyâm’ıyla gerçekleşen bir büyük halk hareketi sonunda, Şah M. Rıza Pehlevî, Ocak-1979 başında İran’ı terketmek zorunda kalmış ve asırların Şahlık sistemi Şubat-1979 başında devrilmiş ve İmam Rûhullah Khomeynî liderliğindeki milyonlar ülkenin idaresine el koymuştu. 

Ama, bürokraside ve orduda hemen hemen hiç kimse yoktu yeni yönetime destek veren.. 

***

Baas Partisinin ve Saddam’ın diktatörlüğünde altında olan Irak yönetimi ise İran’daki yeni yönetimi, henüz emekleme çağındayken yok etmek istiyordu. Bu, sadece kendisinin değil, Amerikan ve Sovyet Rusya emperial sistemlerinin ve onların bağlıları olan ülkelerdeki rejimlerin ve dahası, Müslüman coğrafyalarındaki laik güçlerin ve bazı Müslüman kesimleri de cezbetmiş olan Vehhabîlik ve Selefîlik gibi cereyanların bağlılarının da bir arzusuydu. 

O günlerde, 5 Eylûl 1980 günü, İngiltere, Tahran’daki Elçiliğini, hiçbir gerilim yokken ve gerekçe de göstermeden kapatıp bütün personelini çekivermişti. 

Bölgenin bir diğer önemli ülkesi Türkiye ise, anarşi ve terör sarmalındaydı. İşte o karmaşa ortamında 12 Eylûl 1980 günü, General Kenan Evren liderliğindeki askerler idareye bir daha el koyuyorlardı. Bu durum Amerika ve bütün NATO dünyasında memnuniyetle karşılanıyordu. Çünkü, savaşın yan cepheleri de sağlama alınıyordu böylece.. Emperial dünya, ‘Saddam’ın yenilgisinin laik ve demokrat güçlerinin yenilgisi olacağını’ açıkça söylüyordu. 

O zamanlar Fransa Başbakanı (ve sonra C.Başkanı) olan Jacques Chirac da, o günlerde Bağdâd’ı ziyaret ediyordu. O ziyaretten 7 yıl sonra Chirac,  ‘Saddam’la görüşürken, bana, İran’a saldıracağını, ve savaşın sadece 7 gün süreceğini’ söylemişti,; bugün o savaşın üzerinden 7 yıl geçti; henüz de devam ediyor..’  diyecekti. 

***

Evet, Saddam’ın ‘Yıldırım Savaşı’, 22 Eylûl 1980’de gün ortasında Tahran-Mehrâbâd Havaalanı ve Abâdân’daki dünyaca ünlü petrol rafinerilerinin bombardımanıyla başlamıştı. İran hazırlıksız yakalanmış, Hurremşehr veQasr-ı Şirin ve diğerleri arka arkaya düşmüştü. Savaş sadece askerî cephelerde değil, İran içlerine yapılan hava bombardımanlarıyla bütün gücüyle devam ediyordu. TC’deki laik matbuatın o savaş karşısında nasıl bir yayın çizgisi takib ettiğini merak edenler o günlerdeki gazete başlıklarına bakabilirler. 

Saddam, kendisini kısa vâdeli bir ‘Yıldırım Savaşı’na göre hazırlamışken, İran, uzun solukluluk isteyen bir ‘Yıpratma Savaşı’yla karşılık verecek, Saddam’ın hızını böyle kesebilecekti.  

***

Bugünlerde o büyük facianın yıldönümünde, yine savaş baltaları topraktan çıkarılmaya çalışılıyor ve savaş tamtamları çalınıyor. Hattâ, Yemen-Suûdî ve İran mihverinde patlayacak bir büyük savaşı sevinçle seyredeceklerini söyleyen ‘müslüman’ (!) tipler bile var. Halbuki, yanacak olan sadece yönetimler değil, bütün Müslüman coğrafyalarıdır.  

Savaş bir çılgınlıktır ve sonucu önceden kesin olarak belirlenemez. Hz. Peygamber(S) de ‘Savaşı istemeyiniz, ama geldiğinde de kaçmayınız’ buyurmuştur. 

***

40 yıl öncelerdeki o savaşın mazlum tarafı olan İran, bugünkü yönetimin elinde Suriye ve Yemen başta olmak üzere bir çok yerde yine mazlum durumunda mıdır, bunu da hesap etmeliler.. 

İran’lı liderler dün, savaşın yıldönümünde, ‘Komşularımızın hatalarını görmezden gelebiliriz.. Savaşın İran içine çekilmesine müsaade etmeyeceğiz’ diyordu ama acaba komşuları da aynı sözü söyleyebilecek durumda mı ve bunu gerçekleştirmek o kadar kolay mı? 

(Bu konuya gelecek yazıda da devam edelim, inşaallah..)