Sarı baretler duyarsızlığı aştı

Ahmet Taşgetiren

"Dehşet verici duyarsızlık” diye yazmıştım Salı günü, Madencilerin sesine iktidarın duyarsızlığı için… Eskişehir’den yalınayak yola çıkmışlar, baretlerini vura vura Ankara’ya ilerlemişlerdi. Duyulmamıştı sesleri Ankara’dan, iktidar cenahından… Kurtuluş Parkı’na geldiler, polis çevirdi etraflarını… Günlerce beklediler. Duyulmadı sesleri… Bir tek Ak Partili ya da MHP’li milletvekili gelmedi. Açlık grevine başladılar, kimisi bayıldı hastaneye kaldırıldı. Üzerlerine gaz sıkıldı.

Beklediler, beklediler, beklediler. Nihayet anlaşıldı ki araya giren CHP’li milletvekillerinin sayesinde İçişleri, Enerji ve Çalışma Bakanları işe müdahil oldu. İşverenle görüşüldü ve işçilerin bütün haklarının iadesi kararlaştırıldı.

Demek oluyormuş. “Duyarlılık” devreye girebilirse oluyormuş. Peki neden o güne kadar olmadı? Neden iş polise havale gedildi, neden açlık grevi görülmedi, neden ailelerin çocuklarla birlikte 23 Nisan’da Ankara’ya kadar gelip birlikte ağlayışları görülmedi?

Bütün iktidar milletvekillerinin yürek hassasiyetleri dümûra mı uğramıştı? Meclis’te iktidarın grup başkanvekillerinin yüreğine ulaşmadı mı bunca olup bitenler?

Madenciler’in Ankara’daki varlığı o kadar dramatik hale geldi ki, görmemek imkânsızlaştı. İktidarın halkla ilişkisini aşağıya çekiyordu olan bitenler… Hele o başörtülü madenci işleri, hele o çocuklar, iktidardaki tüm duyarsızlık hatlarını çökertti.

Şimdi, ben o “dehşet verici duyarsızlık” başlıklı yazımda sadece madencilere yönelik iktidar kapanışını yazmadım.

Akbelen’de ağacını, toprağını, zeytinini savunduğu için tutuklanan Esra Işık’ı da yazdım. Ankara’ya gelip sesini duyuramayan muhtar annesini de yazdım. Ayakları şalvarlı başları yazmalı 60-‘lı 70’li yaşlardaki köylü kadınları da yazdım. En son Esra Işık duruşmaya eli kelepçeli ve erkek jandarmalar arasında getirildi. Tutukluluğuna devam kararı verdi mahkeme.

Var mı bu işle ilgilenen bir Ak Parti ya da MHP milletvekili? Esra Işık’a gidip “Kızım derdin ne, dağı bayırı neden savunuyorsun, sana mı düştü bunu yapmak?” diye soran var mı? Annesine kulak veren var mı?

Karadeniz’de derelerini, ormanlarını savunan köylülerin sesine kulak veren var mı?

1923 yılından 2002 yılına kadar verilen maden arama – işletme ruhsatı sayısı 1.186 iken, 2002’de Ak Partinin iktidara gelişinden bu yana 386 bin ruhsat verilmiş…

Maden arama ruhsatı verilip, teşviklerle yola çıkanların dağları- ormanları ne hale getirdiğinin fotoğrafları ağaçsızlandırılmış bir Türkiye’ye doğru gidişin örnekleri…

Var mı bu konuda iktidar cenahından bir duyarlılık?

Dehşet verici duyarsızlığın” bir örneği olarak emeklileri vermiştim. Emeklilerin yaşadığı dram konusunda iktidar cenahından “Paramız yok”tan başka sızlanma duyulmamasına isyan ettim. Bir emekli kahvesinde, bir parkta emeklinin yanına oturup “Nasıl yaşıyorsun?” diye soran bir iktidar milletvekili gören var mı?

Üniversite mezunu işsizleri, kasiyerlik yapanı, moto-kuryelikte rızık arayanları, ne okulda ne işte “Ev gençleri”ni dert edinen bir iktidar milletvekili var mı? Yıllarca okumuş, ama anlamsızlığa düşmüş milyonlar bunlar… İktidarsınız çare bulmanız gerekmiyor mu? Bir dosya sundunuz mu bunlarla ilgili Meclis’e, yoksa muhalefetin verdiği araştırma önergelerine “red” vererek yüreğinizi mi soğuttunuz?

Ve şeyi yazdım orada, Maraş’ta okulda öldürülen çocuklardan birisinin cenaze namazına hiçbir bakanın gitmediğini… Baba KHK’lı olduğu için…

Rivayet o ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan babayı arayıp teselli etmiş. Yapmış olabilir mi, olabilir. Ama keşke bunu açıktan, yani kamuoyunun bileceği, duyacağı, KHK’lıların ömür boyu “damgalı insan” haline getirilmediğini anlatmak için yapsaydı. O iş var ya o iş, gerçekten müthiş dramları ve hukuksuzlukları içinde barındırıyor. Bir kalemde on binlerce kişi KHK’lı hale getirilmiş, sonra da “suçsuzluğunu ispat et” hukuksuzluğunu yaşamışlar. Beraat ettiği halde damgadan sıyrılamayanlar dünyası. Hadi bakanlar gitmedi, bir Ak Parti milletvekili yer almış mıydı cenazede? Ah be memleketim…

Asıl “Dehşet verici duyarsızlık” hukuka güvenin dibe vurması ve bunun ülkeye ödettiği bedel alanında yaşanıyor. Sormak gerekir iktidar cenahındaki arkadaşlara, içerden – dışardan bakıldığında “hukukun siyasallaştırılması” gibi bir damga var ülkenin üzerinde. Lekelenmeme hakkı, tutukluluğun istisna olması, suçu sabit görülünceye kadar herkesin masum olduğu gibi temel hukuk ilkelerinin fütursuzca ihlâl edildiğinin örnekleri… Bir dünya “yargı reformu” belgesine imza atan iktidar milletvekilleri, eski bakanlar nerede? Ne zaman harekete geçer onların iradeleri, yürekleri?

Baret sesleri Ankara’yı uyandırdı. Ne denir, bu ders olsun. Güvenlik güçlerinin, jandarmanın - polisin “doğru kullanımı” diye bir sorun var, bunun görülmesi lâzım.

Türkiye “sermaye transferi” ile birilerinin zengin edildiği, birilerinin, daha doğrusu, milyonların daha dibe daha dibe doğru itildiği bir ekonomik düzeni daha çıplak tartışacak, bunun bilinmesi lâzım.

İktidar duyarsızlığın, yer yer kibrin, fütürsuzluğun, hukuksuzlukların bedelini ağır ödeyecek. Benden söylemesi.