‘Sahraaltı Afrika yoksul olarak kalmalı’

Hakan Albayrak

Timetürk (www.timeturk.com) geçen Pazartesi günü Hollanda Rotterdam Erasmus Üniversitesi hocalarından iktisatçı Howard Nicholas’ın “Afrika’da Ekonomi ve Uluslararası Kurumların Rolü” konferansındaki konuşmasının videosunu -Türkçe altyazıyla- paylaştı.

Konuşma yeni değil, 15 Ekim 2015 tarihli. Ne yazık ki güncelliğini koruyor ve daha uzun süre koruyacağa benzer.

Özetle şöyle diyor Nicholas:

Gelişmiş ülkeler, Sahraaltı Afrika’yı (Kuzey Afrika hariç bütün kıta) sömürmeye ve yoksul tutmaya mecbur...

Sahraaltı Afrika’ya biçtikleri rol, sudan ucuz hammadde tedarikçiliğinden ibaret... 

Tüm ekonomik yapılar, tüm küresel kurumlar ve üniversitelerde okutulan ekonomi dersleri, Sahraaltı Afrika’yı mevcut halinde tutmak için tasarlandı…

Avrupa, ABD yahut Çin, hepsinin bakış açısı aynı: ‘Sahraaltı Afrika olduğu yerde kalmalı, yoksulluğu kesinlikle aşmamalı ki biz refah seviyemizi koruyabilelim. Orada hammadde fiyatlarının yükselmesi, bizde refah seviyesinin düşmesi anlamına gelir…’  

Batı üniversiteleri ve diğer akademik kurumları bu işte suç ortağı; birçok Batılı akademisyenin görevi, Afrikalıları, neyi nasıl yapıyorlarsa aynen öyle yapmayı sürdürmelerine ikna etmektir…
Ucuz hammadde tedarikçiliği ile kalkınma olmaz; Sahraaltı Afrika yoksulluk zincirini kırmak için üretim ekonomisine / imalat sanayiine geçmek zorunda ama Batı buna mani olmak için elinden gelen her şeyi yapar…

***
Yoksul Afrika imajı emperyalist bir tezgâhtır.

“Yoksul Afrika” dememek lazım, “Serveti yağmalanan zengin Afrika” demek lazım.
Herkesten evvel Afrikalıların kendilerinin böyle demesi lazım.

Bırakın sanayileşmeyi, sırf hammaddelerini doğru dürüst fiyatlandırabilmek bile sadrına şifa olabilirdi Afrika’nın.

Bu yönde adım atan veya adım atma potansiyeli taşıyan birçok Afrikalı lider (Gana’nın Nkurmah’ı, Kongo’nun Lumumba’sı gibi) Batı tezgâhı darbelerle iktidardan alaşağı edildi, hatta öldürüldü.

Nice Afrika devleti, mevcut sömürü çarkının dönmeye devam edebilmesi için Batılılar tarafından “iç savaş”a sürüklendi.

Batılılara karşı hakkını savunmanın bedeli daima ağır oldu Afrika’da.
Ama bu bir kader olmak zorunda değil.

Kıtada anti emperyalist / anti kolonyalist şuur ne kadar yaygınlaşırsa emperyalist / kolonyalist tezgâhlara gelme oranı o kadar düşer ve hakkını savunmanın bedeli o kadar hafifler. 
Bir ‘aydınlanma devrimine’ ihtiyacı var Afrika’nın.

Her şeyden evvel “Biz yoksuluz ve yoksulluk bizim kaderimiz” saplantısından kurtulması lazım.

***
Ben susayım, bir zamanlar Kara Panter Richard Moore olarak New York sokaklarında fırtına gibi esen Pan-Afrikanist devrimci dostum Dhoruba Mujaheed Bin Wahad (Doruba Mücahid Bin Vahad) konuşsun: 

“Biz zenginiz kardeşim. Bütün dünyayı besleyebilecek kadar zenginiz. Dünya altın rezervlerinin yüzde 70'i Afrika topraklarında. Stratejik öneme sahip 40 metalin 20'si Afrika topraklarında. Eti en lezzetli hayvanlar Afrika topraklarında. Nil nehri, Volta nehri, Gambiya nehri, dünyanın en güzel suları Afrika topraklarında. Kıtanın her tarafından bereket fışkırıyor fakat sömürgecilerin alçakça tezgâhına geldiğimiz için bu bereketin hayrını göremiyoruz. Kolonyalizm döneminden kalma siyasi ve ekonomik düzenlemeler, ardı arkası kesilmeyen Batı komploları, Uluslararası Para Fonu/Dünya Bankası reçeteleri yüzünden hasta yatağından kalkamıyoruz. Komaya girdik, çıkamıyoruz. İnleye inleye can çekişiyoruz. Kabileleri birbirine düşürüyorlar, devletleri birbirine düşürüyorlar, Afrika'yı birbirine düşürüyorlar ve bu sayede her şeyimizi elimizden alabiliyorlar. Artık uyanmalıyız. Marcus Garvey'in, Malcolm X'in, Kwame Nkrumah'ın, Partice Lumumba'nın bir zamanlar yükselttiği bayrağı yeniden yükseltmeliyiz. Afrika Afrikalılarındır sloganını hayata geçirmek için canla başla çalışmalıyız…”