Saçı kırmızı, adı Reyhan olsun!

Abdurrahman Dilipak

Saçı kırmızı, adı Reyhan olsun!

 

Aslında bu yazının ilk bölümünü aylar önce yazmıştım. Gündem değişince öyle kaldı. Ama hep aklımda idi.. Bugün tekrar bu konuyu yazmak istedim..


Bir manken örtünürse haber olur. Başörtülü iken açan da..
Şöhret kapınıza geldi. Malûm Media'ya haber olmak istiyorsanız, fırsat bu fırsat.
Adınız Reyhan ve saçınız kırmızı ise şansınız daha da büyük.
Geçim sıkıntınız varsa, belki de size Çağdaş Yaşamcılar veya Atatürkçü Düşünce'den birileri sponsor olabilir..
Reyhan Gürtuna"dan sonra yeni bir isim daha; Reyhan Boz..
Vatan'a haber olmuş: "Başını açanlar dinden çıkmıyor" diye başlık atmış gazete..
"Şarap içen de dinden çıkmaz", "zina yapan" da, "hırsızlık yapan" da.. "Adam öldüren" de dinden çıkmaz.
Bunu bilmeyen bir tek Allah (c.c.) kulu var mı yeryüzünde, merak ediyorum..
O zaman hadi hanımlar; açın başınızı, için şarabı!
Reyhan Hanım başını açıp, Kartel Mediası'na röportaj verdi. Ardından Ali Müfit Bey'in CHP'den İstanbul Büyükşehir'e aday olacağı söylentisi çıktı..
Siz de başınızı açarsanız; eşiniz ilçe belediyesine meclis üyesi olur belki..
Şu da hiç fena olmaz hani: "Başımı da örterim, mayomu giyer denize de girerim.." Şarap birden ağır gelir de, "likör" içebilirsiniz. Hani! "Nane likörü" mü desem, ne nane yiyeceğiniz belli değil ya! Hani "Başını açan dinden çıkmıyor" ya. "Saç örtmenin örtünme olmadığına karar verdiniz. Yine Müslümansınız" İçki de içseniz olur. Yine dinden çıkmazsınız. Yine de Müslümansınız. (Hâşâ) Likörü Besmele ile 3 yudumda içerseniz, belki günahı daha az olur!
Başını açmaktan, böylesi daha ilginç olmaz mı?
Reyhan Hanım başörtüsünün sömürü aracı olduğuna karar vermiş 26 yıl sonra. İmam Hatip kökenli olan 38 yaşında evli ve 2 çocuk annesi Reyhan Karaaslan Boz, "Saç örtmenin örtünme olmadığına karar verdim. Ben yine Müslümanım. Başörtüsünü çıkarıp başını açan, dinden çıkmıyor" demiş.. İyi işte, inanmıyorsa niye örtünsün ki; herkes kendi yoluna!..
Yıllar önce uluslararası bir sağlık forumundaydım. İstanbul'da bir toplantı. Fransa'dan gelen yabancı bir heyet vardı. Masadaki diğer yerli konuklarla sohbet ediyorlar. Biri de Fransızların konuşmasını tercüme ediyor..
Türkiye'ye ilk gelişiymiş. Türkiye'de kadınların çoğunun çarşaflı olduğunu düşünüyormuş. Başörtüsü de ilgisini çekmiş. Kendi bir güzellik uzmanı imiş.. Bu örtünen kadınların cilt ve yüzlerinin yaşlanmadığından söz ediyordu.. Herkes örtünürse; güzellik kremi, makyaj malzemesi üreten firmaların iflas edebileceğini söylüyordu..
Günde 5 defa yüzünü yıkayan kadınların makyaj yapamayacaklarını, tırnaklarını boyamayacaklarını; dolayısı ile bu geleneğin doğal bir korunma refleksi olduğunu söylüyordu..
Geldiği nokta "burada bize iş yok" anlayışı idi. Seküler bir yaşam tarzı olmadan bu durumun değişmeyeceğini söylüyordu. Bunlar içki içmiyorlardı, psikolojik anlamda daha stressiz yaşıyorlardı. Yüzleri güneşe ve toza karşı korumalı idi. Modern kadının saçı hızlı şekilde yaşlanıyordu; ayrıca açıkta toz ve güneşin, havada uçuşan bakterilerin ve çevresel olumsuzlukların etkisi altında idi.
Hani ben şimdi bunlara sırf sağlık için örtünün filan demeyeceğim..
Birileri altını verip darı alan horoz gibi davranmak istiyorsa, bu onların bileceği bir şey..
Bu hanımlar ne müthiş bir şeyi keşfettiklerinin farkında değiller. 1500 yıldır Müslümanları kandıranların foyasını ortaya çıkarttılar..
Hz. Ayşe, Fatıma, Hatice, hep başı açıktı; değil mi? (Hâşâ) Saçlarının rengi neydi?..
Sahi bu hanımlar namaz kılıyorken örtünüyorlar mı acaba. Hani bir şekilde açık olanlar namaz için örtünüyorlar biliyorum ama, örtünme olmadığına karar verenler ne yapıyorlar?..
Günde 5 vakit namaz kılan birinin makyajı nasıl oluyor acaba. Amma makyaj masrafları olsa gerek..
Bütün bu olanlar milletin gözü önünde oluyor..
Bunlara destek veren Media'yı da tanıyoruz; bunların arkasındaki güçleri de..
Hani bu kadar teşvik ve himaye görmelerine rağmen neden bu kadar az sayıda kalıyorlar, işte bunu anlamakta zorluk çekiyorum..
28 Şubat öncesinde de hatırlarsanız benzer haberler yapılıyordu..
Birtakım isimler öne çıkıyordu ya da çıkartılıyordu.. Kimisi bilerek, kimi bilmeden alet oldular bu tür oyunlara..
Son zamanlarda yaşananlara bakıyorum da, yine ortalık toz duman.. Herkesin daha dikkatli olması gerek.
Sanırım bundan sonra da daha önce başörtülü olup da açacak bir sürü kadın var. Ankara'da bir düğüne katılan eşim; Ankara havası denilen oyun havası eşliğinde kendinden geçmiş halde danseden bir sürü kadından, kızdan söz etti. Ben de sokakta öylelerini görüyorum ki..
Başörtülü olmak, her zaman her şeyi ifade etmiyor. Başörtüsünün ruhuna suikast eden tavırlar içinde birini görmek, beni ötekilerden daha fazla rahatsız ediyor. "Başına bez bağlamak", her zaman "başörtülü olmak" anlamına gelmez!
Ama bu hep vardı, var ve var olacak..
Bu arada farkında mısınız; başörtüsü eylemleri belli illerde devam ediyor.. Bu eylemleri, kapsamlı bir Anayasa değişikliği talebi ile birlikte sürdürmek gerek.
Sorun düğümlendikçe, çözüm arayışları da güçleniyor.
Başörtüsü mücadelesi, Türkiye'de bir insan hakları okuluna dönüştü.. Sadece başörtüsü mücadelesi ile sınırlı değil, bu insan hakları ve hukuk devleti arayışı.. Birkaç ay önce Sakarya'da Feta'cılarla tanışmıştım. Genç sivilleri zaten biliyorsunuz. Şimdi yeni bir oluşum daha: Ayırımsızlar.. Şimdi dernekleşme çabasındalar.. Vicdanı Retçiler, Bizim Ortak Payda dışında yeni bir Anayasa için Ortak payda girişimi..
Derin çeteler, bürokrasi ve siyasetin karşısında güçlü bir alternatif olarak yeni Sivil toplum ortaya çıkıyor. Her ne kadar sarı sendikalar gibi, derin devletin bu yapıya nufuzu söz konusu olsa da, bazı STK'lar devletin ve siyasetin arka bahçesi olsa da, sivil ve siyasal ayırımı tam olarak anlaşılmamış da olsa, gelişmeler doğru yönde ve ileri doğru.. Saçı siyah ya da kırmızı, kendi esmer ya da sarışın, adı Reyhan olmuş ya da olmamış; ne farkeder bazıları siyasetin alacakaranlığında kaybolsa da... Selam ve dua ile..

 

vakit