İşe, bakar mısınız, dünyada en çok banka faizi veren ülkeler arasında Türkiye ikinci olmuş! İlk 10’da sırası ile Venezuella (%58.59), Türkiye %37, Zimbabve %35, Arjantin %29, Nijerya %27, Malawi %26, İran %23, Mısır %20, Lübnan %20, Sierra Leone %18.75. Bu ülkelerin yarısı Afrika ülkesi. İlk 10’un 6’sı İslam konferansına üye. Zimbabve (Zimbabwe), Eskiden üyeydi ama 1993’te üyelikten çekildi. Şu anda üye değil.
Riba, en son haramlardan biri, ama bu noktaya durduk yerde gelmedik. Adaletsizlik, ahlaksızlık, rüşvet, torpil, fuhuş, kumar, uyuşturucu ne dersen var toplumda ve hepsinde de dünya ortalamasının gerisinde değil, üstündeyiz. Cezaevindeki tutuklu ve hükümlü sayısına bakın, yargıda devam eden davalara bakın ne demek istediğimi göreceksiniz. İçtimai barış ne durumda malum. Boşanmalar artıyor, evlilik durma noktasına geldi. İntihar olayları artıyor, psikolojik sorunlarda patlama var. Zaten COVİD komplosu sonrası başlayan kanser ve kalp hastalıkları hızlanarak devam ediyor. COVID’den ders almadık, Chemtrails, 5G, iklim, geni ile oynanmış gıdalar üzerinden aynı süreç tam hız devam ediyor. Kriz hızlı bir şekilde yaygınlaşıyor, derinleşiyor.
Ali Rıza Demircan Hoca, bu faiz / riba konusunu defalara yazdı, ısrarla gündemde tutmaya çalıştı, ama bu çabalar gerekli yankıyı bulmadı. Siyaset deseniz %50’den fazla bir tercihle bir iktidar var, toplumda bu yönde ciddi bir talep var, ama durumumuz ortada.
Riba’nın adını Faiz koyduk. Aslında “Faiz” erkek adıdır, “Faize” kadın adı. Faiz, bereketlendirmek, nurlandırmak, meşru anlamda artırmak anlamına gelir. Para aslında Farsça bir kelime. Kuruş da Almanca ya da diğer batı dillerinde de kullanılan bir kelime. Altın Sikke, Gümüş Akçe’ler vardı bir dönem. Sonra batıdan “Bank Note” geldi. Osmanlıda “Kaime” yani “para yerine ikame edilen senet” anlamına gelen bu kelime halk dilinde “Gayme”ye dönüştü.
İslam’da para esasen “ticaret metası” (mal) olarak alınıp satılamaz. Para, değişim aracı (semen) ve ölçü birimi olarak kabul edilir, kendisi amaçlanan bir mal değildir. Günümüz fiyat parası (kağıt para, banknot) da değişim aracı olarak görülür, meta olarak değil. Para ile para ticareti yaparak kâr etmek (forex, vadeli döviz işlemleri vb.) çoğu âlime göre riba veya garar (belirsizlik) içerdiği için sakıncalıdır. Kripto paralar gibi varlıklar da spekülasyon içerdiği için “meta’” olarak kullanılması tartışmalıdır ve birçok âlim tarafından sakıncalı bulunur.
Kağıt paranın değeri spekülatiftir. Özellikle de “Enflasyon” ve “Devalüasyon” gibi finansal ve mali operasyonlarla paranın değeri ile oynanabilmektedir. Günümüzde bunların her ikisi de, Faizin gerekçesi olması itibarı ile Faiz gibidir. Daha doğrusu akraba tanımlardır. Bu anlamda Enflasyon = Faiz Riba değildir. Ancak bu işlemlerin yapıldığı Bankacılık sistemi sonuçta Riba kuruluşudur. Katılım Bankalarının zorunlu Merkez Bankası blokajında reeskont faizi uygulanmaktadır. Zaten kullandığımız kâğıt paraların tümü Riba ile çalışan Merkez Bankaları tarafından üretilmektedir.
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen hiç kimse kalmayacak. Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan (buharından) bulaşacaktır.” Hadis, ahır zamanda faizin / riba’nın toplumun her kesimine sirayet edeceğini haber verir.
Sahi niçin İslam ülkelerinde Kooperatif Bankacılığı, sigortacılık, finansal sistemler kurulmaz. Niye karz-ı hasen sandıklarımız yoktur?
Milli Piyango idaresinin adının başına Milli yazarak, Milli Piyango idaresinin başına bir kanaat önderinin oğlunu geçirerek Piyangoyu Milli ya da İslami bir müessese haline getiremeyiz.
Kelimelerimizin, kavramlarımızın nasıl içinin boşaltıldığını görüyorsunuz. Ramazan Bayramının adı neredeyse Şeker Bayramı olacaktı. Namaz, Oruç asli kelimeleri ile anılmıyor. Aylarımızın adı malum: Ocak, Ekim, Aralık dışında Türkçe ay adı yok. Şubat Şabat’dan galat, Aramice’de “dinlenme ayı” anlamına gelir. Mart Martius, Marc’dan galat. Roma’nın savaş tanrısına bir gönderme. Nisan İbranice, İbrani takviminin ilk ayı; Maia, Bahar, bereket, büyüme ve yağmur tanrıçası olarak kabul edilir. Hermes’in (Roma’da Mercury) annesidir. Zeus ile bir ilişkisinden Hermes doğmuştur. Haziran, Temmuz Arapçaya Aramice, İbranice, Akkadca, Sümerce’den geçmiş, oradan Türkçeye geçmiş. Süryanice Dumuzi / Tammuz Bereket tanrısının adıdır.
Ağustos ay’ının kökeni şöyle: “Augustus” unvanı Latince’de “yüce, kutsal, ulu, tanrısal” anlamına gelir. Octavianus, MÖ 27’de bu unvanı aldıktan sonra “Imperator Caesar Divi Filius Augustus” adını kullandı. Divi Filius “Tanrı’nın oğlu” (Julius Caesar’ın evlat edinilmiş oğlu olduğu için Julius Caesar ölümünden sonra tanrı ilan edilmişti). MS 14’de ölümünden sonra Senato tarafından tanrı ilan edildi ve Divus Augustus / (Tanrısallaştırılmış Augustus) adı verildi. Böylece hem kral / imparator hem de tanrı statüsüne yükseldi. Roma’da imparator kültünün (imparatora tapınma) başlangıcı sayılır. Roma Senatosu, MÖ 8. yılında Sextilis adlı 6. ayı, imparatorun onuruna Augustus olarak değiştirdi. Bu ay “İmparator’un zafer ayı” olarak kabul edilir. Böylece Ağustos, bir “tanrı-kral”ın adını taşıyan, ona adanmış bir aydır. Yani biz de Tanrı kral Agustos’un zafer ayını kutluyoruz ve bu ayı ona adamış oluyoruz. Yani Hz. İsa’dan önce de İsrailoğulları haşa MÖ 538’de “Üzeyir Allah’ın oğlu dediler”. Böyle demelerinin sebebi, Babil sürgünü dönüşünde Hz. Üzeyir Tevrat hafızlarını toplayarak, eldeki sahifelerden yola çıkarak Tevrat’ı yeniden tedvin etti. Yahudiler de “Bunu ancak Tanrının ailelerinden, onun çocuklarından biri yapabilirdi” dediler. Augustus’a da (MÖ 23 Eylül 63 – 19 Agustos MS 14) “Tanrının oğlu” unvanı verilmişti. Kral’ın ailesi de “Tanrının ailesi” kabul ediliyordu. Bu bakış açısının Yahudiliğe nereden geçtiği bu örneklerden daha iyi anlaşılıyor.
Eylül İbranice “Elul” den geçti. Resmi yılın 12., Dini yılın 6. Ayı. “Yahudilikte tövbe ve muhasebe ay’ı” olarak kabul edilir. Kasım Arapça bir kelime. Anlamı: “Bölen, ayıran, taksim eden” demektir. Bölen/ayıran anlamı 8 Kasım’dan Hızır-İlyas / Hıdırellez’e (6 Mayıs) kadar süren kış dönemi, diğer yarısı da Hızır günleri / yaz dönemi olarak adlandırıldığı için iki mevsimim ayrıldığı ay anlamına geliyor.
Bu arada bizim hicri yeni yılımız olan Hicri 1448 Muharrem ayı, 2026’da 15 Haziran 2026 Salı akşamı başlıyor. Çünkü bizde yeni gün, gün batımı ile başlar, batıda ise yeni gün gece 24.00’da başlar.
Muharrem ayında birçok tarihi olay yaşandı. Dini açıdan da önemli bir ay. Muharrem aynı zamanda “Haram Aylar”ın ilkidir. İslam’da 4 haram ay vardır. Bunlarda savaşmak, kavga etmek ve günahları artırmak daha büyük suç sayılır (Bakınız Tevbe Suresi 36). Haram aylar: Muharrem (1. ay), Receb (7. ay), Zilkade (11. ay), Zilhicce (12. ay). 3 haram ay art arda gelir. Bunlar: Zilkade, Zilhicce, ve Muharrem. Biri tek gelir o da Receb ayıdır. Muharrem ve Receb ayları erkek adı olarak da kullanılır. Hicri takvimin aylarının adı şöyle: Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade, Zilhicce. 12 aydan 8’i insan ismi. Dört ayın isminin ikinci yarısı evvel, ahir şeklinde. Onun dışında Zilkade, Zilhicce kalıyor.
Higien Temizlik tanrısının adı. Hijyenik demek “Temizlik tanrısına sunulacak kadar temiz” demek. Tabi İslami olmayan her şey bilimsel oluyor, onlara itiraz edilemiyor. Hatta seküler bir kutsallık ve dokunulmazlık atfediliyor. Miladi yılbaşı kutlamak serbest, hicri yılbaşı birçok kimsenin umurunda değil.
Evet, Riba bereketi yok eder, belayı çağırır. Bunu yöneticilerimiz de söylüyor, ama sonra gidip Faiz kararnamelerini imzalıyorlar. İmam-Hatip mezunu ya da Hafız birini, bir bankanın başına getirerek bu beladan kurtulamazsınız. Ağzımızla söylediklerimize kulaklarını verenler, gözleri ile, o sözleri söyleyenlerin ayaklarına baksınlar bakalım, nereye gidiyor?
Faiz yiyenler kıyamette “şeytan çarpmış gibi” kalkarlar (Bakara 275). Ayetlerde ve hadislerde anlatıldığına göre, ahlaki çöküşe sebep olur, fakirleşme sebebidir, ekonomik istikrarsızlığa sebep olur, sömürüye sebep olur. Zengin-fakir arasındaki uçurumu artırır, toplumu ifsat eder. İslam’da faiz (Riba), Kur’ân-ı Kerim ve hadislerde kesin olarak haram kılınmıştır. Büyük günahlardan biri olarak kabul edilir. Allah (cc) ve Resulü’nün faize savaş açtığı belirtilir (Bakara 279). Toplum olarak bir çoğumuz bu pislik içinde debelenip duruyoruz. Hem uluslararası sistem, hem ulusal sistem, hem de piyasa kişilere bunu dayatıyor.
Haram ayların birinden çıkıp birine giriyoruz. Muharrem bu açıdan önemli bir ay. Hacılar Hac’dan yeni döndüler. Yeni kestik kurbanlarımızı, ama somut gerçekler, Allah’ın (cc) önünde verdiğimiz sözlerin aksine bir duruma sebep oluyor? Ne yapacağız, bu işler ne zamana kadar böyle devam edecek?
Önce kelimeleri değiştiriyorlar sonra da onun içini boşaltıyorlar. Toplum açıkça kandırılıyor. Kimse “fıtri gıdalar”dan söz etmiyor. “Organik”, “Doğal” gibi bir şeyler uydurdular, insanlar onun peşinden gidiyor. “Yaban domuzu” da organik, “su” ise inorganik, peki bu durumda ne yapacağız? Doğal, doğada olan şekli. Hayvan ya da bitki, ya da mineraller hepsi tabiatta var. Bazı şeyler, bazı canlılar için haram ya da zararlıdır. Dilimize, kavram, kurumlar, terimlerimize, en geniş anlamda dilimize sahip çıkalım. Tabelalarda yazılanlara bakınca insan kendini “öz yurdunda garib” hissediyor. Batılı bir hayat tarzı’nın normları ile, kavram ve kurumları ile uyumlu yaşamaya zorlanıyoruz. Bu anlamda aklımız, kalbimiz, midemiz, damarlarımız işgal altında. Gıdalarımız, kullandığımız ilaçlar FDA onaylı. FDA standartları dini emirlerden daha üstün tutuluyor adeta. Onların dayattığı sözleşmelerin tercümelerini yasaya dönüştürüyoruz ve sonuç, “İstanbul Sözleşmesi”ndeki gibi oluyor. Siyasiler uluslararası sistemle uygun adım gidince, bürokratlar da onların peşinden gidiyor.
Evet, biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz de, bu ne zamana kadar böyle gidecek? Cevabını arayan o kadar çok soru var ki, ama ortada cevabını verecek kimse yok gibi!
Selam ve dua ile.