Ramazandan Kalan Hatıralarımız Olmalı

Mehmet GÖKTAŞ

Göklerden gelen misafirimizi yine aynı şekilde göklere uğurladık. Onu karşılarken de, uğurlarken de gözlerimiz hep göklerdeydi, ufuklarda heyecanla onun hilalini gözetliyorduk.
Gelirken beraberinde bize getirdiği ne varsa göklere aitti, vahye aitti, Cebrail"e aitti.

Bizden alıp götüreceği, hatıra olarak kabul edeceği her şeyi de aynı şekilde alıp göklere götürdü.

Bir ay boyunca üzerimizden akan bir çağlayandı Ramazan, sağanak halindeki bir yağmurdu.

Arınmak isteyenleri arındırdı ve gitti.

Kirlenen gözlerimizi ve bakışlarımızı temizledi.

Dillerimize bulaşmış kirli sözleri, lüzumsuz kelimeleri sildi süpürdü. Vahyin kelimelerini yerleştirdi.

Kulaklarımızı kirli seslere kapattı, uzak tuttu.

Tıkanan cömertlik damarlarımızı açtı, paslanan vicdanlarımızı pırıl pırıl yaptı.

Sözün özü, şeytanlarımızı zincire vurdu, öfkelerimize gem vurdu.

Rabbimize sunabileceğimiz güzellikler yaptırdı bizlere.

İşte diyoruz ki, bu güzellikleri sürdürelim, ebedileştirelim.

Ramazan"dan kalma hatıralarımız olmalı.

"Elhamdülillah, 2010 Ramazan ayında başlamıştım bunu yapmaya, o günden bu yana hep sürdürüyorum" diyebileceğimiz güzelliklerimiz olmalı.

"Kur"an üzerinde bu kadar yoğunlaşmam, 2010 Ramazan"ından kalan güzel bir hatıradır" diyebilelim. Yani bu yoğunluğu hiç eksiltmeden artık sürdürelim.

Unutmayalım ki, "Elemtera"dan aşağısı ile Allah Teala"nın dinini ne yeryüzüne hakim kılabiliriz, ne de kendi nefsimize.

Sahura kalktığımızda, aynı zamanda teheccüde kalkmış olduk, teheccüd kıldık.

Ramazandan sonra bir hatıra olarak teheccüdü sürdürmeli değil miyiz?

Allah"ın dinini bu coğrafyaya hakim kılma iddiasındaki Müslümanlar olarak zaten bizim mutlaka gece hayatımız olmalı değil midir?

Peygamberî deyişle, "Bir süt sağımı kadar da olsa" gece uyanık olup, Allah Tealanın huzurunda bulunmamız gerekmez mi?

Diğer insanlardan farklı olarak, uykumuzu bölüp huzur"a varmalı değil miyiz?.

Bilmeliyiz ki, gecesi olmayanın gündüzü yoktur. Gece sabaha kadar yatağa boylu boyuna uzanan birisinin gündüze vereceği hiç bir şeyi yoktur. Gece bizlerin feyizle dolduğumuz, gündüz ise boşaldığımız, tükendiğimiz vakit değil midir?

Ne güzeldir gece! Yıldızların parlayıp kendisini gösterdiği, nurların tecelli ettiği zamandır ve mekândır gece. Görmüyor musunuz? Bin aydan daha hayırlı olan vakit, gündüz değil gecedir. Rasûlullah"ın (s.a.v) şu yalan dünyadaki en yüce ve mutlu anı olan Mi"rac, gece vuku bulmadı mı?

Evet, gece gönül adamlarının akşama kadar bekleyip durduğu vakittir. Gece samimiyettir. Gecenin riyası yoktur. Herkes uyurken kalkmalıyız, bir abdest almalıyız soğuk suyla, Rabbimizin huzuruna varmalıyız, boynumuzu bükmeliyiz...

Gecenin nasıl iletken olduğunu görececeğiz. Radyo dalgaları bile gece daha iyi çeker.

Bütün bunlar olup biterken, bizim geceyi baştan sona uykuyla geçirmemiz ne büyük gaflet, ne büyük kayıptır...

Cömertlik damarlarımızın kabarışını Ramazanla birlikte sona erdirmemeliyiz, başkalarına infakta bulunma işini gücümüzün yettiği oranda bir hatıra olarak sürdürmeliyiz. Unutmayalım ki, insanlar sadece Ramazan ayında muhtaç durumda değildirler, insanların ihtiyaçları devam etmektedir.

Eğer bu Ramazan boyunca dilimizi de oruçtan nasiplendirerek gıybeti bırakmışsak veya en aza indirmişsek, bunu bir Ramazan hatırası olarak devam ettirmeliyiz.

Veya en azından, sigarayı terk ettiğimiz bir ay olmalı değil midir bu yıl ki Ramazan?

Yani, demek istiyorum ki, şöyle geriye dönüp baktığımızda, bu Ramazan"dan bizde birkaç hatıra kalmalıdır.

Yoksa, niçin bayram yaptığımızı zannediyoruz?

Bu anlamda Ramazan bayramınızı en samimi duygularımla tebrik ediyorum.

doğruhabergazetesi