Peki sen hangi “Tımarhane”den talimat aldın Ekrem?

Hasan Karakaya

Birçoğunuzun bildiği gibi; İlkokul, Ortaokul ve Lise’yi Salihli’de okudum...

Lise 2 veya 3’te, “Felsefe” ve “Mantık” derslerine “aynı öğretmen”geliyordu... “İnançsız” biriydi... Daha doğrusu, “Ateist”ti!..

Bir gün; her nasıl olduysa, “melek”lerden söz açıldı... 

Öğretmen, “aklın olmadığı, gözün görmediği şeyler var olamaz!” gibi bir söz sarf etti ve ekledi: 

“Doğru bildiğiniz her şeyin yanlış olduğunu size ispatlayabilirim!.. Meselâ sütün beyaz değil, siyah olduğunu ispatlayabilirim!.. Meleklerin yokluğuna da, sizi ikna edebilirim!.. Beş duyunun görmediği, duymadığı ve hissetmediği hiçbir şey, var kabul edilemez!.. Siz hiç melek gördünüz mü?”

İşte o anda, ayağa fırlayıp, parmağımı kaldırdım ve dedim ki;

“Hocam!.. Sizin aklınız var mı?.. Varsa, hadi bize de gösterin!.. Yoksa, Sarı Bina 60 kilometre ötemizde, oraya gidin!”

Notlarım “gayet iyi” olduğu için, benden böyle bir “çıkış” beklemeyen hoca; “sakin ol” dedi; “Bu hiddet ve celâl niye?”

Mevzuyu daha fazla uzatmadı ve derse geçti... Ondan sonra da, bir daha“dinî mevzular”a hiç girmedi!..

NİYE SARI BİNA?

O zamanlar, bizim “tımarhane” olarak bildiğimiz “Akıl ve Ruh Hastalıkları Hastanesi”ne, binasının “boya”ndan dolayı “Sarı Bina” derlerdi!..

“Dengesiz, agresif ve saldırgan” davranışlarda bulunan insanlara da“tımarhanelik deli” denmez, “Sarı Binalık” derlerdi!..

“Sarı Binalık adam!.. Bu adamı Sarı Bina’ya kapatmalı!.. Seni Sarı Bina paklar!..”

İşte bu “Sarı Bina”ya, 1979 yılında; Salihli’deki Karaman Camii’nde vaaz verirken, “Kur’an-ı Kerim’i kürsüden yere fırlattığı” için, Fetullah Gülen’i de kapattıkları, “1 ya da 2 ay bu tımarhanede tedavi gördüğü”, bir iddia olarak hâlâ dillerde dolaşır!..

Fetullah Gülen “tımarhaneye kapatıldı mı, kapatılmadı mı?” bilmem, ama;“kapatıldığını” söyleyenler; onun sık sık “tımarhanelik deli” gibi lâflar etmesinin bilinç altında “tımarhanede yatmış olmasını” gösterir!..

Öyle ya;

“Tımarhane”yi bilmemiş, tanımamış olsa, “muarız”larının “tımarhanelik deli” olduğunu nasıl bilecek?!?..

Kendisi “tımarhane”yi çok iyi biliyor olmalı ki, başkalarını da“tımarhanelik deli” olmakla suçluyor!..

Demek oluyor ki;

Bu “acı”yı yaşamış!..

HOCA’SININ İZİNDE!

Her neyse... Biz, Fetullah Gülen’i orada bırakıp, Ekrem Dumanlı’ya gelelim...

Öyle anlaşılıyor ki;

Ekrem Dumanlı da, “Hoca’sının izinde” ilerliyor!.. Çünkü o da, “Hoca’sı”gibi, önüne geleni “tımarhaneden talimat almakla” suçluyor!..

Bildiğim kadarıyla;

Ekrem Dumanlı, “tımarhane” yerine “hapishane” görmüş bir vatandaşımız!.. Ama, birine saldırmak için “tımarhanelik” tabirini kullandığına göre, belli ki “Hoca’sını taklit” ediyor, onun izinde yürüyor!.. Hocasına o kadar aşık olmalı ki, kullandığı kelimeleri bile ondan alıyor!..

Allah muhabbetlerini bozmasın!..

Ama, “Hocasının izinde” yürümeye devam ederse, varacağı yer belli!?!..

Allah düşürmesin!..

TÜYAP’TAKİ SALDIRI

Efendim, olay malûm..

Ekrem Dumanlı’nın TÜYAP Kitap Fuarı’nda kitap imzalayacağını öğrenen muhabirimiz Mehmet Özmen; Dumanlı’nın “Ahmet Hakan’la yaptığı röportaj”da sarf ettiği sözlerin aslını öğrenmek üzere, kalkıyor Fuar’a gidiyor!..

Ekrem Dumanlı’yı görünce de, gidiyor yanına ve aralarında şöyle bir“diyalog” geçiyor:

l Mehmet Özmen: Merhaba Ekrem bey, nasılsınız efendim?..

l Ekrem Dumanlı: Sağol...

l Özmen: Bir iki soru soracaktım... Öncelikle fuarın durumunu nasıl buluyorsunuz?

l Dumanlı: Vallahi ben...

l Özmen: Çok yoğun bir ilgi var, değil mi?

l Dumanlı: Ben hareketli gördüm, gayet güzel gördüm.

l Özmen: Efendim geçen gün ilginç bir röportaj verdiniz. “Cemaatin Güneydoğu’da!..” 

Bu esnada Dumanlı; “Hangi gazetedensiniz?” diye soruyor... Mehmet Özmen cevap vermeyince, arkadaki koruması, Dumanlı’nın kulağına eğilip, kışkırtıyor:

“Akit’ten!.. Akit’ten!”

Mehmet Özmen, bunları duymayıp, “sorusunun devamını” getiriyor:

“Cemaat’in Güneydoğu’da BDP’ye oy verdiğini söylediniz efendim, bu bir itiraf mıydı?”

l Dumanlı: Ne itirafı olacak, insanlar istediği yere oy verir... Cümlenin yarısını okuyorsunuz, yarısını okumuyorsunuz.

l Özmen: Nedir efendim tamamı?

l Dumanlı: BBP’ye oy veriyor, MHP’ye oy veriyor, AKP’ye oy veriyor, istediği yere istediği gibi oy veriyor.

l Özmen: Ama daha önceden... 

Ekrem Dumanlı, bu arada sinirlenerek ayağa kalkıyor...

l Dumanlı: Münafıklık etmek doğru değil!..

Benim tanıdığım Ekrem Dumanlı’nın “şablon suçlamaları”dır bunlar;

“Münafıklık!.. Vicdansız!.. İnsafsız!”

YAKA-PAÇA DIŞARI!

Yine aynı şablon!..

Amaa, iş orada bitmiyor!..

Dumanlı’nın etrafında “aynı gömlek” giymiş “4 koruma”sı ve bir de “Saldır Co” emrini bekleyen “militan”ları var!..

Dumanlı “münafıklık etme!” der demez, bir “tokat” patlıyor Mehmet Özmen’in suratında!.. Arkasından itiş-kakış ve bir el uzanıyor Mehmet Özmen’in yakasına!..

Gömlek, caart diye yırtılıyor!..

Düğmeler kopuyor!..

İtiş-kakış devam ederken, Mehmet Özmen, olanca gücüyle bağırıyor:

“Gazeteciyim ben!.. Gazeteciyim ben!.. Soru da mı soramayacağım?”

Sordurmuyorlar!..

Yaka-paça dışarı atıyorlar!..

Bugünlerin, “28 Şubat’tan beter!” olduğunu iddia eden Paralelci arkadaşlar, gerçekten de “28 Şubat’tan beter bir saldırı”gerçekleştirdiler!..  Ecevit ve taifesi; Merve Kavakçı’yı, hiç olmazsa “darp”etmeden Meclis’ten dışarı atmışlardı... Ekrem ve taifesi ise, Mehmet Özmen’i neredeyse “linç” ederek dışarı attı!..

Gerçekten doğru söylüyorlar... “28 Şubat’tan daha beter bir saldırganlık”içindeler!

ÇIBANI PATLATTI!

Olay, özetle böyle... O tokadı atan kimdir, gömleği yırtan kimdir?.. Ekrem Dumanlı mıdır, “badigart”ları “goril”leri veya “fedai”leri midir, tam anlaşılamıyor!..

Ama, her kim olursa olsun, manzara ortada: Yıllardır “diyalog”tan,“hoşgörü”den dem vuran ve kendilerini “mülayim insanlar” olarak pazarlayan insanlar, içlerinde nasıl bir “canavar” beslediklerini, nasıl bir“saldırgan” olabileceklerini cümle aleme gösterdiler!..

Ben, şahsen Mehmet Özmen’in tokat yemesine, ya da gömleğinin yırtılmasına üzülmedim... Tam aksine, “içlerindeki canavarlığı” teşhir ettiği için sevindim!..

Sözün özü, Özmen’in yaptığı şudur:

Damarlarında, yıllardır “kirli kan” dolaşan ama bunun tedavisini yaptırmayan bazı Cemaat mensuplarının kollarında, bacaklarında, sırtlarında ve suratlarında bir “çıban” oluşmuştu!

“Kirli kan”dan dolayı oluşan bu “çıban” elbette ağrı veriyor, elbette acı veriyordu!..

“Patlaması” gerekiyordu ki, rahatlasınlar!.. Mehmet Özmen, aldı“mikrofon” adlı “iğne”yi, batırdı “kirli kan” dolu bu “çıban”a!..

Çıban öyle bir patladı ki, her tarafa “cerahat” fışkırdı!..

Evet evet;

Mehmet Özmen’in sorusu, “kirli kan ve mikrop”larla büyüyen “çıban”ı patlatmış ve “Cemaatteki cerahat”ın ortaya saçılmasına yol açmıştır!..

Görülmüştür ki;

“Hoşgörü” de palavradır,

“Diyalog” da!..

Hoş, zaten diyaloğu da “Müslüman”larla değil, “Hıristiyan ve Yahudiler”le kuruyorlardı ama, işte bir defa daha görüldü ki; “Müslüman’ın sorusu”ndan da, “cami” yapılacak “Validebağ Korusu”ndan da hazzetmiyorlar!

İşte bu yüzden;

Mehmet Özmen’e “geçmiş olsun” demedim, “Çıbanı patlattığı ve irinleri fışkırttığı” için, “tebrik ederim” dedim!.. 

DÜN MAĞDUR, BUGÜN PROVOKATÖR!

Olayın bundan sonrası, çok daha önemli... Nihayetinde, “kibarca” sorulan bir soruya, “adam gibi cevap” vermesi gereken Ekrem Dumanlı; baktı ki“kamuoyunun tepkisi” çok büyük, hemen başladı “yavuz hırsız” taktiği uygulayıp, “suçlu” iken “güçlü” görünmeye!

“Bu gazeteci kılıklı arkadaş, burayı provoke etmek için gelmiş!.. Hangi tımarhaneden talimat aldığı belli!”

Dikkat edin, “tımarhane” diyor...

Bunun hocası da, her sıkıştığında “tımarhane”den söz eder!.. Herhalde,“tımarhaneye kapatılmasına” çok içerlemiş!..

Ekrem de “tımarhane” dediğine göre; belli ki, hocasından epeyce“tımarhane hikâyeleri” dinlemiş!..

Sormak istiyorum kendisine;

“Peki sen hangi tımarhaneden talimat aldın Ekrem?!?”

“Provokasyon” meselesine gelince... Bugün “provokatör” dediğin Mehmet Özmen’i, daha geçen yıl, yani 18 Mart 2013 tarihli Zaman gazetesinde“savunan” siz değil miydiniz?.. “İstanbul Barosu’nda skandal!.. Gazeteciyi vur vur sloganlarıyla linç ettiler!” başlığı ile haber yapan senin gazeten değil miydi?

Aynı gazeten, 18 Kasım 2014 günü, “Provokatör Mehmet Özmen’in sicili kabarık” diyerek, “Baro’daki hadise”yi de saydı, iyi mi?

Söyle be Ekrem?.. Sen nasıl “Genel Yayın Yönetmeni”sin ki, başında bulunduğun gazetenin “raks”larından haberin yok!.. “Dün dündür”ün mucidi Süleyman Demirel’i “Sözün Sultanı” ilan eden siz, belli ki, Demirel’i de sollayıp “Dansın, raksın, kıvırmanın ve kıvırtmanın sultanı”olmuşsunuz!..

“Dansöz”ler bile sizin kadar kıvırtamaz!..

İSPATLAMAZSAN ŞEREFSİZSİN!

Gelelim, Mehmet Özmen’in; kendini “Show TV muhabiri olarak tanıttığı”meselesine... İşte burada, “hodri meydan” diyorum... Mehmet Özmen’in, kendini “Show TV muhabiri” olarak tanıttığını ispat edin, onu hemen kovacağım gazeteden!..

Ama ispatlayamazsan; yine “senin ifadelerin”le diyorum  ki; “İnsan”değilsin, “delikanlı” değilsin!.. Eğer iddianı ispatlayamazsan; “alçak”sın,“şerefsiz”sin, “yalancı”sın, “müfteri”sin!..

Bir de, demişsin ki;

“Böyle provokatif işler yaparken, demek ki baştan plânlamışlar!.. Oturmuşlar, karargâhlarında bir plân yapmışlar!”

Heyy Ekrem, sen çok iyi bilirsin ki; bizim “karargâh”la marargâhla işimiz olmaz!.. Terörist İsrail “öldürme” işlerini, siz de “karargâh” işlerini çok iyi bilirsiniz!.. “Karargâh”larınızda “plân” yapıp, “7 Şubat’ta, Gezi’de, 17-25 Aralık’ta düğmeye basan kimdi” acaba?..

Biz, hiç kimseden “talimat” almaz, hiç kimseye de “talimat” vermeyiz!.. Ama sizin, hangi işadamını nasıl kafa-kola almak, hangisine “tesbih”, hangisine “ananas” hediye etmek için, kimden “talimat” aldığınızı cümle alem biliyor!..

Gerisini boşver de, televizyonunuzda yayınladığınız “Şefkat Tepe” dizisi için bile, “Pensilvanya’daki hocanızdan talimat alan” siz değil misiniz?..

Uzun lâfın kısası;

“Kıvranma” Ekrem!.. “Kıvırma” Ekrem!.. Bırak da, “dansöz”ler yapsın o işi!.. Bu kadar kıvırıp, onların ekmekleriyle bari oynama!..

Çık ekranlara, “Mehmet Özmen’den ve Akit’ten özür diliyorum” de, kapansın bu mesele!..

Tabiî, “aklın” varsa!..

Yoksa, hadi “Sarı Bina”ya!.. 

 *********************************************************

Vay beee... Sen neymişsin be Kemal Abi?!?

Hani; “Şeyh uçmaz, mürit uçurur” diye bir söz vardır ya... Anlaşılan o ki;“CHP’li müritler” de, “Bay Kılıçdaroğlu’nu uçurmaya” karar vermişler!..

Efendim, CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, dün Erzurum’da düzenlediği basın toplantısında, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun şeceresi”ni açıklamış!..

Demiş ki;

“Peygamber soyundan gelen, Kureyşan aşiretinden gelen, dini bütün, İslamiyet’i çok iyi benimsemiş, Seyit soyundan geliyor... 

Genel başkanımızın bu yanını kimse bilmiyor. Seyit sülalesinden geldiği için de genel başkanımız, dini bütündür, ibadetini evinde, Allah’a karşı yapar... 

Bunu da, ilk defa ben açıklıyorum!”

Vay be!..

Sen neymişsin be Kemal Kılıçdaroğlu?!?.. Demek, “Seyyid Soyu”ndan geliyorsun ha!.. Niye söylemedin bugüne kadar?.. 

Demek, “ibadetlerini evinde, Allah’a karşı tek başına yapıyorsun” ha; bravo doğrusu!.. 

Demek sen de; İsmet İnönü gibi, “Cuma namazlarını evde tek başına kılıyordun” da, biz görmüyorduk!.. 

Biz de, bu adam, niye “camilerde hiç görünmüyor” diye, günahını alıyorduk!..

İşin esprisi bir yana, olacağı buydu!.. 

Fetullah Gülen’le bu kadar içli-dışlı olunca, yakında; hâşa “Cenab-ı Allah’la doğrudan konuştuğunu” bile söylemeye başlarlarsa, hiç şaşırmam!..

Uçtu uçtu, Kemal Bey uçtu!..

yeniakit