Ordu, Kendi Halkıyla Sürdürdüğü Savaşı Kaybetmiştir!

Mehmet GÖKTAŞ

Yüksek Askerî Şura"da önceki gün alınan kararlarla gelinen son noktayı kim nasıl yorumlarsa yorumlasın, ben "Ordunun kendi halkına karşı sürdürdüğü savaşı kaybetmesi" olarak görüyorum.
Her ne kadar ordunun bu yenilgisi henüz tam olarak gerçekleşmemiş olsa da, inadına direniş sürdürülüyor olsa da, askerî bir deyişle "vuruşa vuruşa çekiliniyor" olsa da, artık bunun geri dönüşü yoktur. Bugünden sonra eski günlerine dönme ihtimalini çok çok uzak görüyorum.

Fakat şunu belirtelim ki, "vuruşa vuruşa" çekilmesi de bu millete epeyce pahalıya mal olacaktır ve özellikle şu son günlerde ödediğimiz maliyet de budur.

Aslında ordunun bu savaşı kaybetmesi mukadderdi.

Dünyanın hiçbir  ordusunun kendi halkını yenmesi olacak şey değildi, er veya geç mutlaka pes etmek zorunda kalacaktı.

Evet, ordu kendi halkına karşı yürüttüğü savaşı bugün itibariyle resmen kaybetmiştir.

Şu gerçeği asla göz ardı etmeyelim; bu ordu kurulduğu günden bu yana kendi halkına karşı bir savaş yürütüyordu. Doksan yıla yakın bir zamandır sadece ve sadece kendi halkıyla savaşıyordu.

Ve zannedildiği gibi bu savaşı yürütenler ordu içerisinde sadece birtakım çeteler ve örgütler değildi, ordunun kendisiydi. Emekli Korgeneral Atilla Kıyat"ın "Fail-i meçhuller o zaman devlet politikasıydı" demiş, sadece o zaman değil, bütün zamanlarda böyle değil miydi?

Kıbrıs ve Kore gibi genel olmayan iki küçük savaşı istisna edecek olursak, doksan yıl gibi uzun bir dönemde dışarıyla hiçbir savaş yapmayan ordu, tamamen kendi halkıyla boğuşmuştur.

Gerçi illa ki dışarıyla savaşılmalıydı demiyoruz. Fakat sözde bütün komşularımız düşman ilan edildiği halde doksan yıl boyunca sadece kendi halkını katletmesi ilginç değil mi?

Çünkü bu ordu kurulurken sadece kendi halkına karşı konuşlanmıştı, kendisini o şekilde dizayn etmişti, mensuplarına eğitimini o şekilde vermişti.

Kendisine en büyük düşman olarak kendi halkını, özellikle halkın dinini seçmişti,

Her ne kadar yönetime doğrudan el koyduğu ihtilal dönemlerinde diğer ideolojilere karşı da savaş açmışsa da, bu durumlar hep geçici olmuş, İslam"a ve Müslümanlara karşı yürüttüğü savaş sürekli olmuş ve hiçbir zaman bitmemiştir.

İhtilal dönemlerinde her ne kadar Komünistlere, Sosyalistlere ve diğer ideoloji mensuplarına darbe indirmiş, yüzlercesini zindanlara tıkmış, işkenceden işkenceye uğratmış, idam sehpaları kurmuş olsa da, Komünistçe ve Sosyalistçe bir hayat tarzına hiçbir zaman ses çıkarmadığı gibi, zaten üst düzey olarak ordunun kendisi o şekilde veya benzer bir hayat tarzını benimsemiş ve halka dayatmıştır.

Kendisine yegâne düşman olarak İslam"ı ve İslam"ı yaşamaya çalışanları seçmiş, dindar halkı  seçmiştir.

Ve düşman seçmesinin gereğini de yerine getirmiştir, sözde bırakmamış, düşmana ne yapılması gerekiyorsa onu yapmıştır.

Onun için bu ülkede ordu denilince, asker denilince ve özellikle jandarma denilince kendi halkı tir tir titremiştir,

Nice zamanlar vardır ki, bu ülkede anneler çocuklarını jandarma geliyor diye uyutmuştur ve hâlâ o şekilde uyutanlar var.

Ve gelelim Kürtlere, bu ordudan Kürtlerin neler çektiğine"

Ne zaman bu ülke insanı ordudan bir darbe yemişse, onlar iki darbe yemiştir. Birincisi müslüman oldukları için, ikincisi Kürt oldukları için. Bu darbeler canlılığını aynen koruduğu için ve buna herkes şahitlik ettiği için örnekler vererek sözü uzatmak istemiyorum.

Allah"ın izniyle 2010 Ağustos YAŞ kararlarıyla ordu, kendi halkına karşı verdiği savaşı kaybetmiştir.

Bu savaşı kazananlara düşen en büyük görev, bu noktadan asla ve asla geri adım atmamalıdırlar, gevşememelidirler, taviz vermemelidirler.

doğruhabergazetesi