Ölüm tehlikesi geçtikten sonraki insanoğlu

Mehmet GÖKTAŞ

Uçağın inişe geçtiği, herkesin yerine oturması ve kemerlerini bağlı bulundurması gerektiği anons edildi. Uçak yavaş yavaş alçalmaya başlamıştı. Fakat iniş takımlarından gelen o ses biraz cılız bir sesti, olması gerekenden biraz hafif gibiydi. Acaba açılmamış mıydı? Aynı ses bir kere daha tekrar duyuldu. Sonra alçalmakta olan uçak yeniden yükselmeye başladı. Uçağın içine bir sessizlik çöküvermişti. Bakışlar değişmiş, korku gözlerden okunuyordu. Yavaş yavaş dudaklar kıpırdamaya, dualar mırıldanmaya başlamıştı. Kaptan, iniş takımlarının tam olarak açılmadığını, fakat buna rağmen tehlikeli bir durumun söz konusu olmadığını, herkesin sakin olması gerektiğini bildiren bir anons yaptı. Uçak gökyüzünde birkaç tur daha attı ve iniş takımlarını birkaç defa daha kapatıp açtı. Dudaklardaki mırıldanmalar sesli dualara dönüştü. “Allah’ım, Allah’ım sen kurtar!” diye açıktan dua ediyordu bütün yolcular. Uçak yeniden inişe geçti, bu defa herkes yüksek sesle “Allah Allah” diye çığrışıyor, kimileri de kelime-i şehadet getiriyordu. Bu çığlıklar içerisinde uçak havaalanına doğru alçalmaya başladı, sonra normalden biraz sert bir şekilde yere temas etti, fazla bir hasar almadan inişi tamamlamıştı.

Kurtulan yolcular için artık bu durum daha sonra anlatılması gereken çok önemli bir olaydı.

“… Daha sonra kaptan dedi ki: Sayın yolcularımız, sakin olun, hiç panik yapmayın. Adam nasıl bir manevra yaptı, uçağın yarı açılmış o tekerlerini pistin öyle bir yerine denk getirdi ki, kesinlikle hepimizi ölümden kurtardı. İşte böyle ufak tefek sıyrıklarla, darbelerle kurtulduk azizim...”

Bu şekilde olmasa bile uçak yolculuğu esnasında herkesin benzer hikayeleri vardır. En azından çoğumuzun küçük büyük türbülanslara yakalandığımız olmuştur.

Şöyle bir hatırlayın; yolcuların yapageldikleri hep aynı şeydir. Öncelikle Allah Teala’ya samimi bir şekilde yalvarmak, O’ndan imdat istemek. Fakat indikten sonra başka hikayeler anlatmak...

Gelin, siz buna ucuz atlatılan deniz kazalarını ekleyin. Fırtınanın ve dalgaların sarıverdiği gemilerdeki insanların çığlıklarını duymaya çalışın. Bırakın uçsuz bucaksız okyanuslarda dev dalgaların sardığı gemilerde olmayı, şu küçücük İstanbul Boğazında, denizin normalin üstünde dalgalı olduğu bir anda yakalandığınız bir tehlikeyi hatırlasanız yeterlidir.

Ve ameliyathanelerin kapılarında volta atanları izleyin. Yakınları, sevdikleri, eşleri, anneleri, babaları, kardeşleri ve özellikle evlatları içeride ameliyatta iken kendilerini şöyle bir izleyiverin dışarıdan. Yanlarına yaklaşın ve çaktırmadan kulak verin, yüzlerine bakın, gözlerine bakın. Hepsi de en samimi bir şekilde “Allah!” diyorlar, Allah’a yalvarıyorlar, başka bir şey demiyorlar.

Yoğun bakım odalarının önlerinde bekleşenlerin durumları da aynı. Henüz ayılmamış, gözlerini açmamış, bilinci yerine gelmemiş, bir tek kelime konuşmamış yakınları için dışarda dua eden insanlar...

Ve siz bu insanları ölüm tehlikesi geçtikten sonra dinleyin. Kaptanların kahramanlıklarını, doktorların mucizevi kurtarmalarını. Artık hep onlar anlatılır, Allah unutulmuştur. Halbuki meselenin başında sadece Allah vardı, kurtuluş için sadece O’na dua ediliyordu…

İşte insanoğlu budur efendiler!