Nuri Pakdil'in Ardından

Hakan Albayrak

Gençtim, habersizdim, Nuri Pakdil destanını Şaban Abak’tan işittim ilkin.

Sene 1988.

Nuri Pakdil çoktan çekip gitmişti o vakit.

Nesi varsa (Kitaplar, kitaplar, kitaplar) dağıtıp bir otel odasında inzivaya çekilmişti.

Cesaret isterdi ziyaretine gitmek; yeterince devrimci -bilhassa “antifiravunist”- bulmadıklarını azarlarmış ve devrimcilik konusunda Nuri Pakdil’den geçer not almak çok zormuş zira.

Antiemperyalistlik, antikapitalistlik, antinasyonalistlik, “antifiravunistlik” standartlarını çok yüksek tutarmış.

 

Fevkalade hassas bir teraziyle tartarmış muhataplarının devrimcilik iddiasını.

Hiç beklenmedik yerlerden sorar, hiç beklenmedik şeylere istinaden devrimci öfkesini patlatırmış.

Ben yeterince cesur değildim, o zamanlar hiç gitmedim Nuri Pakdil’in yanına; duruşu ve eserleri üzerine ihtisas yapan Şaban Abak’ın heyecan verici tahlillerini ve Mustafa Şahin ile Gökhan Özcan’ın onunla ilgili sarsıcı tecrübelerini dinlemekle yetindim.

Yanına gidip imtihanından geçecek, hem de bunu defaatle yapacak kadar cesurdu Mustafa Şahin ile Gökhan Özcan.

Her seferinde sarsılıyor ve ‘başlarından geçeni’ bana anlatırken de o sarsıntıyı hissettiriyorlardı.

Onları dinledikçe ve Nuri Pakdil’in yazdıklarını -o günlerde zar zor bulunan- kitaplarından okudukça ben de sarsılıyordum.

Duruşumuz ne kadar tevhidî?

Fikrî, siyasi, ideolojik iddialarımız ne kadar sahici?

Bunları bize tekrar tekrar sorgulatıyordu Nuri Pakdil.

Mehmet Görmez Hoca’nın dediği gibi, “vicdanın kalemi”ydi işte.

***

On yıllar sonra inzivaya son verdi, kalabalıkların içine çıkmaya başladı.

İnsanlarla ilişkilerinde eskisi kadar ‘sert’ değildi artık, dost meclislerinde gülüp eğleniyordu hatta; fakat devrimci şuuru ve tavizsizliği ile ayrılmaya devam ediyordu kalabalıklardan.

Necip Fazıl Ödülleri töreninde çıktığı kürsüdeki selamlama konuşması her şeyi anlatıyor:

“Sevgili arkadaşlar, hepinizi antiemperyalist, antikapitalist, antisosyalist, antinazist, en önemlisi de -Türkiye özeline ait olmak üzere- antifiravunist bilinçle selamlıyorum. Ne mutlu ezeli-ebedi ulu önderimiz Hazret-i Muhammed'in ümmeti olanlara... Sloganım şudur: Ne mutlu Müslüman'ım diyene!”

***

Ahir ömründe çokça görüştüm Nuri Pakdil’le, elhamdülillah.

Kendisine “efendim” diye hitap ediyordum; son telefon konuşmamızda “Hakancığım, ‘abi’ daha iyi değil mi?” dedi.

Abim benim.

Allah ganî ganî rahmet eylesin, cennet olsun mekânı.

Evvelki gün Nuri Abi’nin kabrinin başından ayrılırken çok büyük bir eksilmenin ızdırabını duydum; kendimden, çevremden, ülkemden.

***

Geride bıraktığı eserlerin, ömrünce sergilediği ‘klas duruş’un yeni nesillere ilham olmasını, bizim çoğumuzun gösteremediği veya gösteremez hale geldiği devrimci dirayeti o nesillerin göstermesini Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim.