Niye 27 Nisan?.. Muhtıraya reddiye, Kanuni"ye hediye!

Hasan Karakaya

Tarih: 3 Şubat 2009... Yer: Vatan gazetesi... CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; kendisinin "Ecevit"e benzetilmesi" ile ilgili olarak diyor ki;
"Ecevit"e benzemek tabii benim için olağanüstü güzel bir olay... Keşke öyle olabilsem. Ama ben şunu söyleyeyim, bütün samimiyetimle söylüyorum. Gezeceğim, insanlarla tanışacağım, onları ikna etmeye çalışacağım, onlarla beraber olduğumu söyleyeceğim. Aslında onlardan farklı bir insan değilim ben... Büyük liderimiz Ecevit"in söylediği gibi, ne ezeceğiz ne ezileceğiz, sizinle hakça bir düzen kuracağız."
Tarih: 5 Aralık 2010...
Yine Vatan gazetesi... Manşet:
"Efsane liderimiz halkçı Ecevit"i, halkıyla beraber anacağız. Efsane liderimiz Ecevit"le ilgili bir toplantı yapacağız. Onu, halkçı bir lideri, halkçı Ecevit"i halkıyla beraber, onu gönüllerinde taşıyan yurttaşlarla beraber kutlayacağız."
"YOLUMUZ, ECEVİT"İN YOLU!"
Tarih: 6 Aralık 2010... Bu defa Milliyet gazetesinin manşeti:
"Yolumuz, Ecevit"in yolu!"
Habere göre; Kılıçdaroğlu; Ecevit"in sözlerini tekrar ederek mesaj veriyor:
"CHP"de buyruk mu işleyecek, hukuk mu? Demokratik bir partinin özgür üyeleri mi olacağız, kapıkulları mı olacağız? Karar sizin."
Örnekleri çoğaltmak mümkün...
Ama, özü ve özeti şu:
"Zina kaseti"nden sonra CHP Genel Başkanlığı"na getirildiği "Kurultay"dan bu yana "Ecevit"le yatıp, Ecevit"le kalkan; ne kadar "halkçı" olduğunu göstermek için kafasına "Ecevit kasketi" geçiren Bay Kemal Kılıçdaroğlu; hemen her konuşmasında "Ecevit"in sözleri"ne gönderme yaptı ve hatta onun simgesi "kasket"le dolaştı!..
Özetle dedi ki;
"Yolumuz, Ecevit"in yolu!"
ECEVİT DE Mİ "YANDAŞ"ÇIYDI?
Peki, ben, şimdi kalksam ve desem ki; Ecevit "insan" değil miydi?..
Hatta, devam edip, desem ki;
"Ecevit çılgın mıydı?.. Ecevit, düşünen bir adam değil miydi?.. Ecevit; kendi yandaşları zengin olsun diye mi proje yapardı?"
Biliyorum, soracaksınız;
"Bu da nereden çıktı?
Böyle saçma soru mu olur?"
Haklısınız... Ama, "saçmalayan" ben değilim... Saçmalayan, Kemal Kılıçdaroğlu"dur!..
Öyle ya;
Hem, "Yolumuz, Ecevit"in yolu" diyeceksin, hem de 1994"te Ecevit"in dile getirdiği, "Karadeniz"den Marmara"ya kanal açma projesi"ni hayata geçirmeye çalışan Başbakan Tayyip Erdoğan"a burun kıvırıp, diyeceksin ki;
"Bu memleketin çılgın adamlara değil, düşünen adamlara ihtiyacı var!.. Osmanlı"dan bu yana düşünülen bir olay... Hiçbir projelerinde insan unsuru yok. Yandaşı nasıl zengin ederim projesi..."
Bu ne perhiz, bu ne turşu?..
Hem "Ecevit"e benzetilmek"ten doyumsuz bir haz aldığını söyleyeceksin, hem "Yolumuz Ecevit"in yolu" diyeceksin, hem de "Erdoğan"a çakayım" derken, Ecevit"i zan altında bırakacaksın!..
Sorarlar adama;
"Sen ne biçim Ecevitçisin?"
Hani, bir "papaz" sarhoş edip yakaladığı "karga"ya demiş ya;
"Söyle be karga, nesin sen?..
Hıristiyan olsan kilisenin haçına pislemezsin, Müslüman olsan rakı içmezsin!.. Nesin sen?!?"
Bay Kılıçdaroğlu da öyle!..
"Ecevitçi" olsa, "Ecevit"in projesi"ne pislemez, "Tayyipçi" olsa, bu projeyi alkışlar!..
Adam, "kimlik sorunu" yaşıyor!..
Hani; "keklik"lerin seke-seke yürümelerine özenen "saksağan"lar, "keklik gibi yürümeyi" öğrenemedikleri gibi, "kendi yürüyüşlerini" de unutup, "zıplaya zıplaya" yürümeye başlamışlar, yani; ne "keklik" olabilmişler, ne de "saksağan" olarak kalabilmişler ya; Kılıçdaroğlu da; "iki arada, bir derede" kalmış durumda!..
Ne keklik, ne saksağan!.. Habire, zıplayıp duruyor!..
BU, NASIL ECEVİTÇİ?
"Ecevitçiyim" dese, karşısında kapı gibi belge var... Çünkü Ecevit; 17 Ocak 1994"te demiş ki;
"Boğaz trafiğinin rahatlatılması için; İstanbul"un Avrupa yakasında Karadeniz"den Marmara"ya kanal açılmalı."
Ecevit, 1994"te bunu derken, "Ecevit"in yolu"ndan gittiğini iddia eden Bay Kılıçdaroğlu, 27 Nisan 2011"de diyor ki;
"Memleketin çılgın adamlara ihtiyacı yok!.. Bu, Osmanlı"dan beri düşünülüyor... Bu projede insan unsuru yok!.. Bu, yandaşı zengin etme projesidir!!!"
Adam Tayyip Erdoğan"a lâf söylüyor ama lâfın ucunun Bülent Ecevit"e gittiğinin farkında değil!.. Çünkü bu lâfların "Türkçesi" şudur:
"Ecevit de düşüncesiz bir çılgındı!.. Ecevit de yandaşı zengin etmeye çalışıyordu!"
Söyleyin Allah aşkına; bu sözlerden böyle bir anlam çıkmaz mı?..
O halde;
"Kılıçdaroğlu"nun neresi Ecevitçi?"
ECEVİT"İN DİYET BORCU VARDI!
Olayın bir boyutu böyle...
Gelelim diğer boyutuna...
Ecevit"in 17 Ocak 1994"te gündeme getirdiği "Karadeniz"den Marmara"ya kanal açılması" teklifinde; gazeteler tarafından "sansürlenen" yani "kamuoyunun dikkatinden kaçırılan" bir ifadesi vardı...
Ecevit, o toplantıda diyordu ki;
"Bu projeyi; belli çevrelere diyet borcu olmayan bir parti uygulayabilir!"
Ecevit, "kendi durumunu" çok iyi biliyordu ki, bu sözü söyledi... Çünkü kendisi, hep "diyet borcu" ödeyerek "Başbakan" olmuştu!..
Meşhuur "Güneş Motel Vak"ası"nda, Türk siyasi lügatine "Mebus pazarlığı" ve "siyasi entrika" kavramını sokmuş, "bakanlık rüşveti" vererek, 11 milletvekilini AP"den aşırmıştı!.. Yani, 11 kişiye "diyet" ödemiş, ancak öyle "Başbakan" olabilmişti!..
Ecevit, "diyet" ödemeden "Başbakan" olamayacağını, dolayısıyla "Kanal Projesi"ni de hayata geçiremeyeceğini çok iyi bildiği için, o sözü söylemişti;
"Bu projeyi, belli çevrelere diyet borcu olmayan bir parti uygulayabilir!"
Yani, demek istemişti ki;
"Ben uygulayamam!"
Lütfen dikkat;
O günkü gazeteler de "Ecevit"in bu projeyi uygulayamayacağını" biliyor olmalıydı ki; açıklanan projeye "Ecevit"ten mega proje" demelerine rağmen, haberi ne "sürmanşet" yapmışlar, ne de "manşet"ten vermişler!.. Hürriyet 1. sayfadan "ufacık" vermiş haberi!.. Milliyet ise, taaa "11. sayfa"ya atmış!..
Demek ki, Ecevit"e inanmıyorlardı!..
Onlar da biliyorlardı ki;
"Ecevit, bu işi başaramaz!"
Değilse;
Niye "manşet"ten vermesinler?..
Ama, bugün... Aynı projeyi Tayyip Erdoğan açıklayınca, haber; bütün gazetelerin manşetlerinde, sürmanşetlerinde!..
Bu da demek oluyor ki;
"Tayyip Erdoğan"a inanıyorlar!"
Bu işi yapsa yapsa, Erdoğan yapar!.. Bu işi AK Parti iktidarı başarır!..
Çünkü Erdoğan"ın;
"Hiç kimseye diyet borcu yok!"
BU, BİR OSMANLI PROJESİDİR!
Olayın "ikinci boyut"unu da böylece ortaya koyduktan sonra, gelelim "üçüncü boyutu"na!..
Hiç kimse oraya-buraya çekmesin; "Karadeniz"i bir kanalla Marmara"ya bağlama" projesi; kesinlikle "Ecevit"in projesi" filân değildir!..
Proje, bir "Osmanlı projesi"dir!..
Bu, bir "çılgınlık" ise, ilk çılgınlığı yapan Osmanlı"dır!..
Osmanlı"nın, sadece "Karadeniz ile Marmara"yı birbirine bağlamak" değil; Hazar Denizi"ne dökülen Volga ile Azak Denizi"ne dökülen Don nehirlerini birleştirmek gibi "çılgınlık"ları da vardı!..
Kaldı ki;
Bu proje bir "hayâl" ve "ütopya" olmanın da ötesine geçip, "fiili" olarak da işe başlanmış ama gerisi getirilememişti...
Hatta, Sultan 2. Selim"in; girişimin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine, oldukça üzüldüğü ve damadı Sokullu Mehmet Paşa"ya şöyle dediği söylenir:
"Bütün masraf ve kayıplar senden tazmin olunmalıdır."
Çok yazıldı-çizildi ama tekrar söylemekte yarar var:
Kanuni Sultan Süleyman döneminde de; Sakarya Nehri yoluyla Karadeniz ve Marmara arasında bir kanal açılması projesi gündeme geldi. Çeşitli çalışmalar yapıldı. Ancak gerçekleşmedi. 3. Murat, 4. Mehmet, 1. Mahmut, 3. Mustafa ve 2. Mahmut zamanında da kanal fikri üzerine çeşitli girişimler yapıldı. Ancak; gerek "parasal sorunlar"dan, gerek "savaş"lardan dolayı hiçbiri nihayete ermedi.
Geldik, 27 Nisan 2011"e...
"Osmanlı padişahları ve paşaları"nın nihayete erdiremediği "çılgın proje"yi, bu defa bir "Osmanlı torunu" olan Tayyip Erdoğan gündeme getirdi.
Hem de, "ilginç bir gün"de!..
Evet, 27 Nisan"da!..
KANUNİ"NİN DOĞUM GÜNÜ"NDE
Peki, "27 Nisan"ın ilginçliği nerede?..
Geçenlerde yazmıştım;
"4 yıl öncesi"nde, yani 2007"nin "27 Nisan"ında, Türkiye, Genelkurmay"dan verilen "e-muhtıra"yı konuşuyordu... Hemen herkes; bir "darbe beklentisi" içine girmişti ki, AK Parti"den "sivil muhtıra" gecikmedi... "Muhtıra"nın üzerine "Sabih"in 367 tezgâhı" da eklenince, AK Parti "sine-i millete dönme" kararı verdi ki, bu defa "yüzde 47" ile geldiler...
Evet; AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan"ın; bir "Osmanlı hayali" olan "Çılgın Proje"yi açıkladığı tarih, bu bakımdan "ilginç"ti!..
"27 Nisan muhtırası"ndan,
"27 Nisan Projesi"ne!..
Ama, "27 Nisan"ın bir ilginçliği daha varmış ki, onu da yeni öğrendim.
Dedik ya; "Karadeniz"i Marmara"ya bağlama" projesi, Kanuni Sultan Süleyman"ın bir projesiydi!..
Biliyor musunuz;
Erdoğan"ın "Kanuni"nin projesi"ni açıkladığı 27 Nisan tarihi, aynı zamanda "Kanuni"nin doğum günü" imiş, iyi mi?!?..
"Ansiklopedik bilgi"ler şöyle:
"Kanuni Sultan Süleyman, 27 Nisan 1495 Cumartesi günü Trabzon"da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun"dur. Kanuni Sultan Süleyman yuvarlak yüzlü, ela gözlü, geniş alınlı, uzun boylu ve seyrek sakallıydı.
30 Eylül 1520"de 25 yaşındayken Osmanlı tahtına geçti.
Çok ciddi ve kendinden emin bir padişah olan Kanuni Sultan Süleyman; azim ve irade sahibiydi. Yapacağı işlerde hiç acele etmez, gayet geniş düşünür ve verdiği emirden asla geri dönmezdi. İş başına getireceği adamlara, kabiliyet derecelerine göre görev verirdi.
Zigetvar kuşatmasını idare ederken, 7 Eylül 1566 yılında 71 yaşında vefat etti."
HEM REDDİYE, HEM HEDİYE!
Ne ilginç değil mi;
Tayyip Erdoğan, bir "Kanuni Projesi" olan "çılgın proje"yi, "Kanuni"nin doğum günü"nde açıkladı!..
Bu tarihi "bilerek" mi seçti, "bilmeden" mi seçti, orasını bilemem, ama tarihin "27 Nisan" olması, "iki açıdan önemli"dir!..
Hem muhtıraya reddiye,
Hem Kanuni"ye hediye!..
Bütün bunlardan sonra, bırakalım Kılıçdaroğlu "lâflama"ya devam etsin!.. Bırakalım, kimileri de "Ecevit"in projesi"ydi diye kendilerini avutmayı sürdürsün!..
Siz, "söyleyenlere" değil,
"Yapanlara" bakın!..
Kimi "Ana!.." der, küfreder,
Kimi de "Anadolu"yu ihya eder!..
İşte "insan" farkı burada!..
"Farkı" farkedin, yeter!..
=============
"Anaaaaaaa!.."
Beyinlerinde "fikir", ağızlarında "zikir" olmayanların tek silâhı "küfür"dür!.. Fikre, fikirle cevap veremeyenler, "ağızlarını bozarlar" ve başlarlar "sövgü"ye!.. Ama, şu da bir gerçektir ki; "ağızdan çıkan lâf", tıpkı "silahtan çıkan mermi" gibidir, dönüşü yoktur!..
İstediğin kadar "tevil" etmeye, istediğin kadar "kıvırmaya" çalış!.. Öyle der ya atalarımız; "Zırva, tevil götürmez!"
Bay Kılıçdaroğlu da, Zonguldak"ta zırvaladı... Tayyip Erdoğan"a saldırayım derken, öyle bir lâf etti ki; hâlâ "düzeltmek" için kıvranıyor, kıvırıyor!..
"Ananı... a..." dedi, gerisini söylemedi!.. "Gerisi" sorulduğunda; "Ayağını denk al" diyecektim, dedi... Ama "ağır" olacağı için vazgeçmiş!..
Oysa, "kıvırma"nın da bir raconu vardır!.. "Azıcık zekâsı olanlar" bilirler ki; "Ananı..."nın arkasından "ayağını" ifadesi gelmez!.. "Ananı..." nerede, "ayağını" nerede?..
"Olgun" bir insan, "terbiyeli" bir insan, "edepli" bir insan; hem "ana"lardan "özür" diler, hem Tayyip Erdoğan"dan!.. Çünkü, bu tür "küfür"ler; "kenar mahalle çocukları"nın ağzından çıkar!.. Analarının doğurup sokağa saldığı "Kenar mahalle çocukları"dır ki; "özür" nedir bilmedikleri gibi, "kızıl arı" gibi yapışır, "çıngar" çıkarmaya çalışırlar!..
Kılıçdaroğlu da öyle... "Ananı..." ile başlayan "küfürbaz"lığını, "Angus" hakareti ile devam ettirdi...
Ama o da haklı!.. Herkes, "seviye"since konuşur!..

 
akit