New York Times: Macron'un On Yıllık İktidarında Reform Vaatleri Gerçekleşmedi, Fransa Krizlerle Boğuşuyor

ABD merkezli New York Times gazetesi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un yaklaşık on yıllık iktidarını değerlendirdiği bir makalede...

Geçtiğimiz hafta binlerce lise öğrencisi, gençlerin öfkesini ortak bir sesle dile getirmek üzere sokaklara dökülürken Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Bretonya açıklarında bulunan bir donanma gemisine giderek nükleer enerjiyle çalışan bir Fransız denizaltısından yeni bir balistik füzenin fırlatılışını izledi.

Bu görüntü, cumhurbaşkanının ülke içindeki sert ve karmaşık siyasi çekişmelerin üzerinde durmasının gelenek hâline geldiği Fransa'da, Macron'un önceliklerini ortaya koyan çarpıcı bir sahneydi. Macron, giderek büyüyen huzursuzluk karşısında hükümetin durumu kontrol altında tuttuğuna Fransız halkını ikna etme görevini Başbakanı Sébastien Lecornu'ya bıraktı.

Bu tablo aynı zamanda Macron'un yaklaşık on yıllık iktidarının ardından Fransa'nın ekonomi ve sosyal güvenlik sistemi başta olmak üzere karşı karşıya bulunduğu çok sayıda sorunu çözmekte başarısız kaldığını da gösteriyordu.

Macron, 2017 yılında henüz 39 yaşındayken iddialı bir reformcu kimliğiyle cumhurbaşkanı seçilmiş ve bu sorunları çözme sözü vermişti. Ancak söz konusu meseleler bugün kapsamlı bir yapısal krize dönüşmüş durumda.

Kamuoyu araştırma kuruluşu IFOP'un siyasi analisti Jérôme Fourquet, Macron'un 2017 seçimlerinden önce Devrim (Révolution) adlı bir kitap yayımladığını hatırlatarak şunları söyledi:

"Hatırlayın, Macron 2017 seçimlerinden önce Devrim adlı bir kitap yayımlamıştı. O dönemde kendi kendimize, motoru yeniden çalıştıracak ve bir devrime öncülük edecek, demiştik."

Fourquet, Macron'un görevinden ayrılmasına yalnızca yedi ay kaldığını belirterek cumhurbaşkanının bu devrimi gerçekleştiremediğini ifade etti.

Analiste göre Macron, tarihe "geminin son kaptanı" olarak geçebilir.

Fransa'da Öğrenci Protestoları ve Ekonomik Kriz Derinleşiyor

Salı günü binlerce öğrencinin, kalabalık sınıfları, bakımsız okul binalarını ve öğretmen eksikliğini protesto etmek amacıyla yeniden sokaklara çıkması bekleniyordu.

Dördüncü haftasına giren bu gösteriler, siyasi ve toplumsal çalkantılarla mücadele eden Fransa'nın içinde bulunduğu karamsar tabloyu daha da ağırlaştırdı.

Fransa'nın mali sorunları öylesine ciddi bir boyuta ulaştı ki uzmanlar, ülkenin sonunda kapsamlı sosyal haklar sunan refah devleti modelinin sürdürülemezliğiyle yüzleşmek zorunda kalabileceğini değerlendiriyor.

Böyle bir senaryo, sosyal yardımlarda ağır kesintilere gidilmesine, hatta Fransa'nın kamu borçlarını ödeyememesine kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabilir.

Kuşkusuz bu sorunların önemli bir bölümü Macron iktidara gelmeden önce de mevcuttu. Üstelik bazıları, koronavirüs salgını ile İran ve Ukrayna'daki savaşlar gibi Macron'un kontrolü dışındaki gelişmeler nedeniyle daha da ağırlaştı. Bu gelişmeler enflasyonu körüklerken bütçe açığının büyümesine yol açtı.

Bununla birlikte eleştirmenler, Macron'un gerek halktan gelen sert tepkiler gerekse siyasi hesap hataları nedeniyle Fransa'nın kronik yapısal sorunlarında somut bir değişim gerçekleştiremediğini savunuyor.

Bu nedenle Macron'un siyasi mirasının, yerine getirilemeyen vaatler dizisi olarak hatırlanabileceği belirtiliyor.

Macron'un Ekonomik Reformları ve Sarı Yelekliler Protestoları

Eski bir yatırım bankacısı ve ekonomi bakanı olan Macron, şirketlerden ve yüksek gelir sahiplerinden alınan vergileri düşürerek, iş kanunlarındaki kısıtlamaları hafifleterek ve emeklilik sisteminde köklü reformlar yaparak Fransız ekonomisini yeniden canlandırma vaadiyle göreve gelmişti.

Macron'a göre bu adımlar, girişimcilik kültürünü güçlendirecek, Fransa'yı yeniden yatırımcılar için cazip bir ülkeye dönüştürecek ve ekonomik büyümeyi hızlandıracaktı.

Macron ilk iki hedefini gerçekleştirdi ancak üçüncüsünde başarısız oldu.

Fransa'da emeklilik yaşını 62'den 64'e çıkaran ve kamuoyunda büyük tepki çeken düzenlemeyi yürürlüğe koymasının ardından ülke genelinde geniş çaplı protestolar patlak verdi.

Ekonomistler, büyüyen mali açığın kontrol altına alınması açısından bu adımın gerekli olduğunu savunuyordu. Ancak Macron'un Ulusal Meclisteki çoğunluğunu kaybetmesinin ardından milletvekilleri, halkın taleplerine karşılık vererek 2025 yılında söz konusu değişikliğin askıya alınması yönünde oy kullandı.

Öte yandan Macron'un varlıklı kesimlere uygulanan bir vergiyi kaldırması, kendisine olumsuz çağrışımlar taşıyan "Zenginlerin Cumhurbaşkanı" lakabının takılmasına neden oldu.

Artan fiyatların halk üzerinde ciddi geçim baskısı oluşturduğu bir dönemde bu durum önemli bir siyasi soruna dönüştü.

Fransa, 2018-2020 yılları arasında akaryakıt fiyatlarına karşı başlayan ve zamanla çok sayıda toplumsal şikâyetin dile getirildiği Sarı Yelekliler protestolarıyla sarsıldı.

Paris merkezli, sol eğilimli Jean Jaurès Vakfının siyaset bilimcisi Jean-Yves Camus, ülkedeki gelir eşitsizliğine dikkat çekerek şunları söyledi:

"Hiçbir zaman bu kadar çok aşırı zenginimiz olmamıştı. Buna karşılık geçimini sağlamakta zorlanan çok sayıda insanımız var. Her zaman eşitliği sağlamaya çalışan Fransız toplumu artık Amerikan modeline doğru ilerliyor."

Fransa'nın Kamu Borcu Millî Gelirin Yüzde 120'sine Ulaşabilir

Fransa, devletin ekonomideki ağırlığı bakımından ABD'den oldukça farklı bir konumda bulunuyor.

2025 yılında sağlık hizmetleri, emeklilik maaşları, eğitim, kültür ve diğer sosyal yardımlara ayrılan kamu harcamaları, Fransa'nın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 57,3'üne ulaştı.

Bu oran, Avrupa Birliği ülkeleri arasında Finlandiya'nın ardından ikinci en yüksek seviyeyi oluştururken ABD'deki oranın 20 puandan fazla üzerinde bulunuyor.

Fransa'nın toplam kamu borcunun ise 2027 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 120'sine ulaşması bekleniyor. Bu durum, ülkeyi Yunanistan ve İtalya'nın ardından en yüksek borç oranına sahip üçüncü ülke konumuna getirebilir.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve Donald Trump'ın 2025 yılında yeniden ABD başkanlığına gelmesi, Fransa'nın mali yükünü daha da artırdı.

Paris yönetimi, hem Rusya kaynaklı tehditlere karşı koymak hem de Amerikan güvenlik şemsiyesine bağımlılığını azaltmak amacıyla askerî harcamalarını artırmak zorunda kaldı.

Macron'un eleştirmenleri bile Avrupa'nın kendi güvenliği konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği yönündeki çağrılara öncülük etmesini önemli bir girişim olarak kabul ediyor.

Macron'un ABD'den "stratejik bağımsızlık" kazanma planı bir dönem gerçekçi olmayan, hatta aşırı iddialı bir hedef olarak görülüyordu.

Ancak Trump'ın NATO'ya yönelik eleştirileri ışığında bu yaklaşım, bugün zamanının ötesinde ortaya konmuş bir vizyon olarak değerlendiriliyor.

Fransa'nın eski Washington Büyükelçisi ve Macron'un eski danışmanlarından Gérard Araud, konuyla ilgili şunları söyledi:

"Küresel ölçekte bir Avrupa vizyonu oluşturmaya çalıştı. Bu vizyon hakkında ne düşünürseniz düşünün, Avrupa'nın sesi oydu."

Ancak Araud'a göre Macron'un uluslararası arenada öne çıkmasını sağlayan özellikleri, ülke içinde kendisine zarar verdi.

Macron'un seçkinci geçmişi ve entelektüel yaklaşımı, onu sıradan Fransız halkının günlük yaşamından uzak bir siyasetçi gibi gösterdi.

Araud, Macron'u popülizm çağında "roka yiyen cumhurbaşkanı" modelinin tipik bir örneği olarak nitelendirdi.

Bu benzetmeyle, bazılarınca Macron'a benzer biçimde halktan kopuk bulunabilen Barack Obama'nın, çiftçilerle yaptığı bir toplantıda pahalı salata yeşilliklerinden söz etmesi nedeniyle eleştirilmesini hatırlattı.

Macron'un Halk Desteği Yüzde 15'e Geriledi

Fransız seçmenlerin Macron'a yönelik hayal kırıklığı uzun süredir devam ediyor.

Ipsos araştırma şirketinin geçen hafta gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamasına göre Macron'un halk desteği yüzde 15'e gerileyerek göreve geldiği tarihten bu yana en düşük seviyesine ulaştı.

Macron'un popülaritesindeki düşüş, bir bölümü kendi siyasi hatalarından kaynaklanan seçim yenilgileriyle aynı döneme denk geldi.

Partisinin 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ağır yenilgiye uğramasının ardından Macron, Fransa'da erken genel seçim kararı aldı.

Danışmanlarını dahi şaşırtan bu karar beklenenin tersine sonuç verdi ve Macron'un partisi Ulusal Mecliste daha az sandalye kazandı.

Fransa'nın mali durumunun kötüleşmeye devam ettiği bir dönemde Macron'un yasama alanındaki hareket kabiliyeti ciddi biçimde daraldı.

Fransız devletini yeniden yapılandırmaya yönelik reform hedefleri ise geçmişte kalan vaatlere dönüştü.

İran'da savaşın başlamasıyla enerji fiyatlarının yeniden yükselmesi, Fransa'nın ekonomik görünümünü daha da karamsar hâle getirdi.

İran ve Ukrayna Savaşlarında Macron'un Diplomatik Etkisi Sınırlı Kaldı

Macron, İran ve Ukrayna'daki çatışmaların sona erdirilmesine yönelik girişimlerinde de büyük ölçüde ABD'nin belirleyici olduğu müzakerelerin dışında kaldı.

Bunun tek istisnası, savaş nedeniyle yükselen enerji fiyatlarını hafifletmek amacıyla stratejik petrol ve dizel rezervlerinden 100 milyon varilin piyasaya sürülmesine ilişkin anlaşmanın müzakere edilmesinde Trump ve diğer liderlerle birlikte yer alması oldu.

İç siyasette ise Fransa hükümetinin bütçeyi kabul ettirmekte zorlandığı bir süreçte başbakanlık koltuğunda art arda değişiklikler yaşandı.

Ülkenin mali durumuna ilişkin neredeyse sonu gelmeyen tartışmalar, yatırımcıların Fransa'nın kredi güvenilirliğine ilişkin şüphelerini derinleştirdi.

Fransız devlet tahvillerinin faizlerinin kısa süreliğine de olsa kritik yüzde 5 seviyesini aşması, ülkenin kapsamlı bir mali krize sürüklenebileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Yatırımcılar ayrıca aşırı sağcı lider Marine Le Pen'in gelecek ilkbaharda cumhurbaşkanlığına ulaşmasını sağlayabilecek bir siyasi yolun ortaya çıkmasından da kaygı duyuyor.

Macron'un Siyasi Mirası ve Aşırı Sağın Yükselişi

Marine Le Pen'i iki kez mağlup eden Macron, kendisini uzun yıllar boyunca aşırı sağın iktidara gelmesini engelleyen güçlü bir siyasi set olarak tanıttı.

Ancak siyasi analistlere göre Macron'un kurduğu siyasi hareketi, kendi başına varlığını sürdürebilecek kalıcı bir merkez partisine dönüştürememesi, Fransa'daki siyasi merkezin zayıflamasına katkıda bulundu.

Bu durumun ülkeyi aşırı sağın iktidarı ele geçirmesi riskine karşı daha savunmasız hâle getirdiği değerlendiriliyor.

Macron'un yakın danışmanlarından biri olan ancak ikinci görev döneminin ortalarında kendisiyle ilişkileri bozulan Fransız iş insanı Alain Minc, cumhurbaşkanının siyasi mirasının iki eşit parçaya ayrılabileceğini söyledi.

Minc'e göre Macron'un önemli değişiklikler gerçekleştirdiği ilk görev dönemi "son derece iyiydi".

Buna karşılık ikinci görev dönemi "dramatik" gelişmelerle şekillendi ve mevcut krizle doruk noktasına ulaştı.

Bu kriz, bazı çevrelerin Fransa'nın Avrupa Merkez Bankasından bir kurtarma paketine ihtiyaç duyup duymayacağını sorgulamasına neden oldu.

Macron'un siyasi mirasının olumlu anlamda değil, "dramatik" olacağını belirten Minc, sözlerini şöyle tamamladı:

"Fransa'nın Avrupa Merkez Bankasının desteğine ihtiyaç duyması, ülkenin karşı karşıya kalabileceği en aşağılayıcı durumdur."

Avrupa Haberleri