Nerede İsrail, orada Cemaat... Bunlar “tesadüf”(!) mü?

Hasan Karakaya

Her zaman söylerim, “duygusal” bir insanım... Yeni yeni farkediyorum ki, aynı zamanda “saf” biriymişim... Hani, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “operasyon”larla ilgili olarak; “Bazılarının bu kadar alçalabileceğini düşünmemiştik... Saflığımıza verin” demişti ya, benimkisi de, böyle bir “saflık” işte... Ortada bir “oyun” bir “tezgâh” döndüğünü farketmiştim farketmesine de, bunun bir “plânlama”, bir “siyaset mühendisliği” olduğunu hiç düşünmemiştim...

Sayın Arınç’ın dediği gibi;

“Saflığıma verin!”

Efendim, 23 Temmuz ve 25 Temmuz 2013 tarihli, “Sarıgül’ün ittifak çabaları gerçek mi, fasarya mı” başlıklı yazılarımda;

Sabah yazarı Mahmut Övür’den naklen; “Fethullah Hocaefendi Cemaati” ile “Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül” arasında bir “ittifak anlaşması” yapıldığını, “Cemaat’in, Sarıgül’ü destekleyeceğini” yazmıştım...

Hayır, yazmıştım değil, Mahmut Övür’den nakletmiştim... Yine de; “Cemaat’ten bir açıklama” yapılmasını istemiştim...

“Hizmet Hareketi” bünyesinde görevli arkadaşlardan o kadar arayan oldu ki... “Kesinlikle” dediler; “Cemaat’in Mustafa Sarıgül’e kesinlikle desteği yok... Dolayısıyla, arada bir ittifak anlaşması da yok... Haa; Cemaat’e mensup bazı kişiler Sarıgül’le görüşmüş olabilir... Ama bu; o şahsı bağlar, Cemaat’i değil.”

Anlayacağınız; “ittifak” söylentileri “kesin bir dille” yalanlanıyordu...

Arayanlar, “Yönü kıbleli, alnı secdeli” insanlar, yani “Müslüman” oldukları için, söylediklerine inandım...

“Çok safım” ya, hiç düşünmedim, “perde gerisi”nde ne dolaplar döndüğünü!..

ADIM ADIM YÜRÜMÜŞLER!

Demek oluyor ki; bu “ittifak” meselesinin o günlerde “deşifre” olmasını, “faş” edilmesini istemiyorlarmış...

Yani, bir anlamda;

“Pişmiş aşa su katılmasını” istemiyorlarmış... Öyledir ya; fırına “ekmek” attığında, içerde az tutarsan “hamur” olur, çok tutarsan “kömür” olur!..

Ben, fırının kapağını erken açmış olmalıyım ki, hemen telefona sarıldılar;

“Yok böyle bir ittifak!”

Ben de onlara inandım.

O günlerde, acaba ne düşündüler;

“Enayiyi kandırdık” mı dediler, yoksa “Amma da kerizmiş” deyip güldüler mi?.. Doğru, arayanlar “Müslüman” olduğu için, ben onlara inandım, güvendim...

Enayiliğime doymayayım...

Yeni yeni anlıyorum ki;

Sadece “Sarıgül’ün adaylığı” meselesinde değil, bütün olaylarda bir “strateji” takip etmişler, “yıllar boyu” bir “plan dahilinde” hareket etmişler.

“Kendilerini gizlemişler” ama, milim milim yürüyüp, adım adım kadrolaşmışlar!.. “Hedeflerine varabilmek” için İsrail ile de “ittifak” yapmışlar, Amerika ile de... “Boğaz’ın Baronları” ile de “ittifak” yapmışlar, “CHP” ile de!..

“Güçlerini gösterme zamanı” geldiğinde de, köprüleri yakıp, sahneye çıkmışlar...

Hiç kuşkunuz olmasın ki;

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik “7 Şubat Operasyonu” neyse, “Halkbank Genel Müdürü ve bakan çocukları”na yönelik “17 Aralık Operasyonu” da odur!..

Biliyorum, şöyle diyeceklerdir;

“Sen yolsuzluk ve rüşvetin üzerine gidilmesini istemiyor musun?”

Tam aksine;

“Sonuna kadar gidilsin ve kim suçlu ise cezasını çeksin!”

NİYE HEP İSRAİL?

Ama, sorarım;

“Hakan Fidan’a yönelik operasyon girişiminin sebebi neydi?.. Yoksa, o da mı yolsuzluk yapmıştı, o da mı rüşvet almıştı?”

Elbette hayır... Hakan Fidan’ı; daha “göreve gelmeden” hedef alan ve onun “İran yanlısı” olduğunu iddia eden kimdi?..

“İsrail’den başkası değil!”

Peki, “17 Aralık Operasyonu”nun merkezine oturtulan Halkbank ve onun Genel Müdürü Süleyman Aslan’dan ne istiyorlar?..

Asıl önemlisi, “kim” istiyor?..

Karşımıza, yine “İsrail” çıkıyor, “Amerika” çıkıyor... 21 Nisan 2013’te, “Yahudi lobisinden 47 ABD milletvekili”nin “Halkbank’a yaptırım” istediklerini biliyoruz...

Bugünkü 1. sayfamızda da, “15 Mayıs 2013 tarihli bir gizli görüşmeyi deşifre” ediyoruz.

Ve görüyoruz ki;

Tıpkı “7 Şubat Operasyonu” gibi, “Gezi Provokasyonu” ve “17 Aralık Operasyonu”nun arkasında da “İsrail” vardır, “Amerika” vardır... Tabiî, “9 Türk’ün katledildiği Mavi Marmara”yı da unutmayalım...

İyi de, sorarlar adama;

“Cemaat, tüm bu operasyonların neresindedir?.. Karşısında mı, yanında mı, yoksa tam göbeğinde mi?”

HOCAEFENDİ’Yİ KUŞATTILAR MI?

Bir soru daha;

l “Hocaefendi, 30 yıldır bir gergef gibi işlediği, dantel örer gibi ördüğü kadrolaşma hareketi deşifre olduğu için mi beddua etti?..”

l “Hop oturup hop kalkması, kollarını jimnastik yapar gibi indirip-kaldırması, kurduğu tuzağın suçüstü olmasından mıdır?”

Bakın, hâlâ “Hocaefendi” diyorum... Ben, onun; “şekerinin 400 olmasından” dolayı böyle öfkelendiğini ve “dedim-demedim” şeklinde “git-gel”ler yaşadığını düşünmek istiyorum... Hatta, daha ilerisini de düşünüyorum:

“Hocaefendi, acaba kuşatma altında mı?”

Değilse, “emekli bir vaiz” olan Hocaefendi, nasıl böyle bir “beddua” yapar?.. Zira; Hocaefendi de gayet iyi bilir ki; “belâ” okumalar ve “beddua” etmeler; muhatabı bunu haketmiyorsa, bir “bumerang” gibi, geri döner ve kendisini vurur!..

Korkarım ki; “Evlerine ateş düşsün!.. Gözleri kör olsun!” diye “beddua” eden Hocaefendi, bir gün “şeker koması”na girer ve “gözleri kör olur”.. Buna üzülenler de yine “Müslümanlar” olur!..

Evet, “beddua ettiği” Müslümanlar!..

SARIGÜL TEMİZ Mİ?

Hocaefendi, “yolsuzluk”tan, “rüşvet”ten şikâyet ediyor... Peki, “Hocaefendi’nin kendisi” veya “onu kuşatanlar” ya da; “Kemalizm” gibi “Gülenizm”i de bir “ideoloji” haline getirenlere sormak lâzım değil mi;

l “Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ü aday göstermek için Boğaz’ın Baronları ile ittifak yapan kim?..”

l “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na Sarıgül’ü aday gösteren Kemal Kılıçdaroğlu’nun elinde Sarıgül’ün yolsuzluk dosyası yok mu?..”

l “Hem yolsuzluktan şikâyet edip, hem de Abla’ların ev toplantılarında Cemaat oylarının Sarıgül’e verileceği propagandası yapılmıyor mu?.. Yolsuzlukların ve rüşvetlerin üstünü örten kim?..”

l “28 Şubat kararlarını, millete karşı ‘Topyekün Savaş’ manşeti ile duyuran Hürriyet gazetesi, niye birden bire Cemaatçi oluverdi?.. 28 Şubat kararlarının arkasında da İsrail yok muydu?..”

l “CHP’li Gürsel Tekin’in ‘Benim arkamda beton lobileri ve imar çeteleri yok’ diyerek, Mustafa Sarıgül’ü, ‘beton lobilerinin ve imar çetelerinin adamı’ olarak itham ederken; ‘yolsuzluk’ yapanlara ve ‘rüşvet’ alanlara‘beddua’ eden ‘Hocaefendi’nin kendisi veya ‘Gülenist’ler, Sarıgül’ün adaylığı için niye ‘kirli ittifak’ın içine girdiler?..”

l Bugünlerde “baştacı” yaptıkları Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 30 Nisan 2011’de CNN Türk’te yayınlanan Liderler Zirvesi programında; “Gülen Cemaati siyasallaştı!.. Cemaatin son zamanlarda AKP’ye endekslendiğini görüyoruz!.. Gülen cemaati, CHP’ye karşı rakip olma yoluna gidiyor!” dediğini ne çabuk unuttular?..”

İHL’YE Mİ DÜŞMANLAR?

Örnek çok... Bunları sırası geldikçe kamuoyunun bilgisine sunacağız...

Ama, şurası net:

Hocaefendi’nin, “Yolsuzlukları ortaya çıkardığı için(!) sahiplendiği polisler”in Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evine baskın yapıp, “ayakkabı kutuları” içinde buldukları “dört buçuk milyon dolar” neyin parasıdır biliyor musunuz?.. Çorum’daki İmam Hatip Lisesi ve Makedonya’daki Balkan Üniversitesi’ne yapılan “bağış parası”dır!..

Bu parayı “yolsuzluk ve rüşvet parası” olarak sunmak, “kız yurdu” yaptıran Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’i de “operasyon”un içine sokmak, ister istemez şu soruyu sorduruyor insana:

“Cemaat İmam Hatip Lisesi yapılmasını mı istemiyor?.. Cemaat, üniversiteye mi karşı çıkıyor?.. Cemaat, kız yurdu inşa edilmesini mi istemiyor?.. Ne o, yoksa, Cemaat’in propaganda alanları mı daralıyor ki, başkalarının yaptığı okul, yurt ve üniversitelere karşı çıkılıyor?..”

Soru çok... Ama cevap tek:

“Cemaat, kendi karşısında rakip istemiyor... Bunun için de, İsrail neye karşı ise ona karşı çıkıyor ve böylece kendi rakiplerini de saf dışı etmeye çalışıyor!”

Ne derlerse desinler,

“Toplumdaki algı bu!”

 

“Medyaya sıkı denetim” mi... “Cadı Avı” mı?.. Onu yapanlar kim?

Zaman gazetesinin dünkü manşeti “Medyaya sıkıdenetim” idi... Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da, “Cadı Avı mı?” başlıklı bir yazı yazdı...

Ne enteresandır ki; Zaman’da “Medyaya sıkıdenetim” manşeti ve “Cadı Avı mı?” yazısı çıktığı gün, “Zaman’ın kardeşi” olan Bugün gazetesinde, bir “veda yazısı” vardı... Ahmet Taşgetiren’in ayrılması(!)nın ardındanProf. Vedat Bilgin de, dün; “Gazete yönetimi yazılarıma son verileceğini bildirdiği için bugünden itibaren sizlere veda ediyorum” diyordu...

“Milliyetçi-mukaddesatçı geleneğin yetiştirdiği ender bilim adamlarından biri” olan Vedat Bilgin’in Bugün’deki yazılarına acaba niye son verildi?.. “Hükümete yapılan operasyon”un “siyasi bir proje” olduğunu yazdığı için mi?.. “Hırsızın günahını siyasete değil, hırsıza çıkarın” dediği için mi?..

Zaman, istediği kadar “Medyaya sıkıdenetim” desin; Ekrem Dumanlı, istediği kadar “Cadı avı mı” diye sorsun!..

“Sıkıdenetim”i yapanlar da, “Cadı Avı” başlatanlar da, ayan-beyan ortada!..

Önce “ayna”ya baksınlar!..

 

yeniakit