“Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim!”

Abdurrahman Dilipak

İnsanlığın geldiği hale bakar mısınız, herkes BEN diyor. Her şey kendinin olsun istiyor. BEN diyen, sadece kendisi ve kendisi gibilerin BEN’idir. Onların dışında kocaman bir dünya var ve o BEN diyen kişi “öteki” dediklerinin “ötekisi”dir.

Herkes “öteki”dir aslında.

“Öteki”ne karşı kendini merkeze koyanlar, hem dünyada, hem ahirette yalnızlık çekecekler. “Biz” derken bile BEN diyorlar aslında.

Benim sana uzaklığım, senin bana uzaklığına eşittir. Burada eşitiz de, asıl soru şu: Kim Hakk’a, hakikate daha yakın. Onun için yüzümüzü Hakk’a dönmemiz ve Hakk’ın penceresinden kendi nefsimize bir bakmamız gerek. Aslında aklımızla ruhumuz ve nefsimiz arasındaki farkı ölçmeden biz kimiz buna karar vermemiz zor. Onun için “Nefsini bilen Rabbini bilir” denmiştir. Bu anlamda insan ya Rabbinin sevgili kuludur, ya da şeytanın böbürlenen uşağı.

Şimdi hepimiz kendi nefsimize, piyasaya, siyasete, bürokrasiye, ülkemizin, bölgemizin, dünyanın haline bakalım.. Görünen o ki, halimiz hiç de iç açıcı değil. Dünya bizi bir bataklık gibi içine çekiyor.

Ahireti unutan insanlar birbirlerinin adeta canına kastediyorlar. Ne zaman aklımızı başımıza alacağız, kendimizi ve içinde yer aldığımız yapıyı gözden geçireceğiz bilmiyorum. Bunu bir an evvel yapmamız gerek. Çünkü biz kendimizi düzeltmeden Allah bizi düzeltmeyecek, aksine gelecek günler geçen günleri aratacak ve O, işlerimizi sarp dağlara sardıracak.

Ne güzel demiş Yunus değil mi: “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, bana seni gerek, seni”

Peki dillerimiz bunu söylerken, ayaklarımız nereye gider? Hani kızılca kıyamet kopsa, her şeyimizi kaybetsek, namaz vakti geldiğinde öyle diyecektik: “Elhamdülillahi Rabbil alemiyn” Allah’a küsmek olmazdı değil mi! Veren Allah alır da. Alan Allah verir de. Mülk O’nun! Yokken bizi var eden, öldüren ve tekrar diriltecek olan O’dur.

Tamam. Bunu biliyoruz da, Kâbe’de, Umre’ye gittiği Kâbe’de, futbol takımının elbisesi ile tavaf eden, cep telefonundan tavaf sırasında maç seyreden adam, ya da yurt dışında hamile karısını doğum sancısı başlayınca hastahaneye yatırıp, uçağa atlayıp maça yetişen adam ne yapıyor dersiniz. Maç kazandık diye oynayan, bir diğer sevinçten ağlayan politikacı, bürokrat, sporcu ne yapıyor dersiniz.

BEN.. BEN… BEN! BEN’im liderim, BEN’im örgütüm, BEN’im şeyhim, BEN’im tarikatım, BEN’im mezhebim, BEN’im dinim, (İSLAM’ı kastediyorsanız o ALLAH’IN DİNİ, O’nun bizim için vahyettiği DİN’dir.

Yoksa MUHAMMED’in dini değil, biz de MUHAMMEDÎ değiliz. Hz. Muhammed, Hz. Allah’ın kulu ve ‘içimizden seçtiği’, ‘içimizden biri’ olan resulüdür.

Biz, Hz. Allah’ın Kulu, Hz. Muhammed’in de ümmetiyiz. Elhamdülillah. Amenna ve saddakna!)

Ne kadar çok BEN’imiz var. BEN’im şehrim, BEN’im ülkem, BEN’im, BEN’im! Şeytan BİZ’i kıskanacak. Çünkü bu kadar çok BEN’ci, bu kadar çok BEN’i olan bir topluluk, insin şeytanlaşmış haline dönüşür. Şeytanın kavmi olur.

Şeytan bir kez BEN dedi ve kıyamete kadar lanetlenerek taşlanmayı hak etti. Euzübillahimineşşeytanirraciym! Biz kimi zaman şeytanın avukatlığını üstleniyoruz, kimi zaman şeytana lanet okumaktan, salavat getirmeyi unutuyoruz. Peki, onun dostları ona niye lanet etsin ki! Şeytanın varlığı, ona uyarak işlediklerinden dolayı suçu şeytana yüklemek isterler.

Haberiniz olsun, şeytanın varlığı günah işlemenizin bahanesi ve gerekçesi değildir, olamaz.

Hani bir de BEN YOK, BİZ VAR diyorsunuz ya, o konuda da dikkatli olmak gerek. O BİZ, kolektif bir BEN’lerden meydana gelen güçlendirilmiş bir BEN olmasın sakın. Rachel Corrie ne diyordu Filistinlilere saldıran Siyonistler için, BUNLAR BİZ’DEN ise BEN BİZ’DEN DEĞİLİM.. Allah zalimler, cahiller ve fasıklar topluluğuna hidayet etmez. Onların işlerini sarp dağlara sardırır. Batılda birleşen BEN’lerden oluşan bir BİZ, tek bir BEN’den, kalabalıklığı nispetinde daha büyük bir felakettir. Onun için Fatiha’da bize, “Hakkı bize hak, batılı batıl göster, hakta toplanmamızı nasib et” diye dua ederiz.

Hep diyorum ya, bırakın parti pırtıyı, futbol takımı tutmayı, biz MÜSLÜMANCI bile değiliz. Merkezine kendinizi aldığınız her söz ve her iş batıldır. O şey faşizmdir. Bu faşizmin makrosu da var mikrosu da! O size ait olduğu için ululadığınız her şey bir PUT’a dönüşür. İnanın modern toplumların putu Mekke müşriklerinden daha fazla. Nerede ise her futbol takımı ya da futbolcu İDOL yani küçük bir PUTÇUK’tur. Her şey neye göre, niçin ve nasıl olacaksa, o şey Allah’tan başka her ne ise o Allah’a nispet ettiğiniz şey PUT’a dönüşür ve bu eylem ŞİRK anlamına gelir. PARA, KADIN ya da karşı cins, MAKAM her şey PUT olabilir.

Olması gereken, HAK’sızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olacaktır. ZALİM BABANIZ da olsa, MAZLUM DÜŞMANINIZ da olsa. Buna var mısınız? Rakibinize HASED etmeyeceksiniz. GAYEYE, ARZULADIĞINIZ SONUCA ULAŞMAK İÇİN HER YOLU MEŞRU GÖRÜYORSANIZ, siz kim olduğunuzu gözden geçirin, belki siz MAKYAVELİST’sinizdir. Kendi nefsinizi, çevrenizdekileri, zamanı ve mekânı adil şahid olarak Kur’an penceresinden bakıp karar verecek olursanız, belki nefs gözünüzden EGOSANTİRİK / BEN MERKEZCİ bir şekilde bakıp gördüklerinizden çok farklı bir HAKİKAT ile karşı karşıya geleceksiniz ve işte o zaman HAK’kı mı, BATIL’ı mı seçtiğiniz ortaya çıkacak. Dünya hayatını, oyun ve eğlence zannedenlerin malayani işlerinden ve o işleri yapanlardan uzaklaşacaksınız, onu yapan kim olursa olsun. Din ve devlet büyüklerini İlah ve Rab ilan edenlerden de uzaklaşıp Allah’ın ipinden tutunacaksınız ki, hidayete erenlerden olasınız.

Bakın! Biz İNSANIZ ama İNSANCI değiliz. Bir insan bir hayvana zulmediyorsa biz HAYVAN’dan yana oluruz. O insan denen mahlûk o zaman hayvandan da aşağı bir BELHUM ADAL’a dönüşür. Kadın ya da erkek olabiliriz ama KADINCI ya da ERKEKÇİ olamayız. İŞÇİ ya da PATRON olabiliriz ama İŞÇİCİ - PATRONCU olamayız. AKILLI olmalıyız ama AKILCI değil.

Haydi, TARAF’ınızı seçin şimdi, seçebiliyorsanız! Asıl seçim bu. İlk ve son, en büyük seçim bu. Soru şu: “Elestü bi Rabbikum”. “Galu bela” zamanında verdiğiniz sözü hatırlayın. Sizi şeytanın, yeryüzünde bir cennet ve ebedi bir hayat vadine kanmayın. Dünyevi ihtiraslarınıza çağıran NEFS’inizin davetine kulak vermeyin. Unutmayın Allah’ın rızasını hesaba katmadan, ihtirasla istediğiniz her şey sizin imtihanınız olacaktır. Yine de akledenlerden olmazsanız, o şey dua ile istediğiniz belaya dönüşecektir. Bu ister iktidar olsun, ister servet ya da bir eş.

Şunu aklımızdan çıkarmayalım. Babamız peygamber olsa gelse (Ki yok artık peygamber gelmeyecek) sizi kurtaramaz. Herkes ancak yaptığının karşılığını görecektir. Onun için kurtuluşunuzu birilerinin gelişi ya da gidişi ile ilişkilendirmeyin.

Eğer kaderiniz öyle ise, imtihanın gereği ya da toplumun liyakati öyle gerekiyorsa, bakarsınız “Allah’ın yardımı ne zaman!” diyecek kadar beklemek zorunda kalırsınız. Bakarsınız, deniz yarılır, siz karşıya geçersiniz, Firavun’un ordusu boğulur. 40 gün sonra yola çıkarsınız 10 günlük yolu, başınızda 3 peygamber olduğu halde 40 yılda katedersiniz. Hz. Yusuf’un “suçu neydi”(!?) de kardeşleri onu kuyuya attı, 7 yıl köle kaldı, 7 yıl hapis yattı, 7 yıl bolluk gördü, 7 yıl kıtlık oldu. O hep aynı Yusuf’tu! Hz. Eyyub aynı kişiydi, en zengin iken de, en yoksul olduğunda da bundan habersiz olanlar siyaset yapmasınlar.

Allah’ın gazabından rahmetine sığınanlardan olalım. O’nun rızasının tecellisinin vesilesi olalım. Her şey O’nun iradesi içindedir. Biz O’nun rızasını seçelim. Allah’ın razı olduğu kullarından olmak için, önce sizin O’ndan razı olmalısınız. Ya Rab bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların değil.

Selam ve dua ile.