'Nasıl böyle der?'

Merve Kavakçı

Batı toplumları bir yerde bizimkisi gibi gelişmekte olan geleneksel toplumların yeni çıktıkları yollardan geri dönüyor, hata ile tecrübenin sabit olması sebebiyle bir geleneksellik arayışı, değerler sorgulaması içerisine girebiliyorlar. Mesela alkolün zararlarını idrak edip alkol kullanımına açıktan savaş açabiliyorlar.
 

Bizde olsa irticacı yaftasıyla uğraşmaları gerekir bir de malumunuz. Amerika'da bir de şu var: aile içinde çocukların ebeveynlerine olan saygısızlıkları bağımsızlık, özgürlük ve bireyselcilik şemsiyesi altında adeta meşrulaştırılıyor. Öyle ki anne ve babaya karşı itiraz kültürü, onları eleştirme, onlara hakaretane tutum içine girme gençlerin normal davranışları arasında kabul ediliyor. Öyle bir çerçeve çiziliyor ki sanki insanlar gençlik yıllarında her yaptıklarıyla mazur görülmeliler, eşyanın tabiatı gereği böyle davranırlar, yanlış ve uygunsuz davranışları sebebiyle sorgulanmalı sadece affedilmeliler. Sonuç itibariyle de böyle kurulmuş bir toplumda erişkinler bir taraftan ele avuca sığmayan ergenlik çağındaki çocuklarından şikayet ederler bir taraftan da gözlerini süzerek 'biz de o yaşlarda aynı şeyi yapmadık mı' diyerek günah çıkartırlar. Bu davranış aynı zamanda da gençlerin bu tutumunun normalleştirilmesini de beraberinde getirir.
 
Böyle olunca da anne ve babasına isyan eden, onlara mütemadiyen atıp tutan, arkalarından 'annemden nefret ediyorum' gibi cümleleri okulda, sınıfta, sokakta rahatlıkla kurabilen bir gençlik güruhu oluşuveriyor. Tabii dindar Amerikalıları ve özellikle de Müslüman Amerikalıları tenzih ederim. Bir konferansım için gittiğim Amerika'nın bir üniversitesinde karşılaştığım ikinci nesil ABD'li müslümanlardan erken yirmili yaşlardaki bir öğrenci dikkatime getirmişti: 'burada arkadaşlarımız hep 'ebeveynlerimden nefret ediyorum!' der de düşünürüm, insan anne ve babasından nasıl nefret eder (!)' Bu genci dinlerken bir Müslüman olarak onunla gurur duymuş gözlerim nemlenmişti. Amerikan toplumunun sosyal yapısını da iyi bildiğimden bizim temiz Müslüman evlatlarımız çok şükür ki ne kadar uzak bu toplumun genel gençliğinden diye düşünekalmıştım"
 
Şimdi gelelim üç yazıdır konu ettiğim Adam Lanza saldırısına. Lanza 20 tanesi 6 ve 7 yaşlarında çocuklardan oluşan 26 kişiyi okulda öldürdü. Annesine kızgındı zaten önce onu öldürdü, sonra kardeşini. Daha sonra da annesinin öğretmenlik yaptığı okula gelip öğrencileri ve öğretmenlerini katletti. Lanza çağın hastalığı olarak görülen otizmden muzdaripti. Beyin fonksiyonlarından bir nev'i algı bozukluğu. Ama bu, herşeyi açıklamaya yeterli miydi" Sonra bu ilk de değidi. ABD'de okul katliamları nasıl söylemeli, teşbihte hata olmazsa, tabii bir parça abartmayla bizdeki trafik kazalarına eşdeğer tutulabilir. Gençler arasında silahlı şiddet her seferinde şaşkınlık uyandırır ancak bir o kadar da kanıksanmıştır.
 
Dünyaya, insanlığa herkes ve herşeye karşı müthiş bir nefret taşıyan failler okul arkadaşlarını, çocukları, öğretmenlerini kurşuna dizerken sanki bir çeşit de tatmin sağlarlar. Bütün dünya değilse de en azından ülke durur ve onlar konu edilir. Gündemi onlar tayin etmiş olur. Belki de bu arayıp da bulamadıkları ilgi ve alakadır. Yanlızlığın, itilmişliğin, ötelenmişliğin hasta bir şekilde tezahür edişinin sonucudur. Tıbbi açıdan da hastadır çoğu zira sonunda genelde yaptıklarıyla yaşayamaz ve kendilerini de öldürürler.
 
Peki nasıl olur da bu kadar kolaydır silahlara ulaşmaları? Bu sorunun cevabı Amerika'nın ezelden beri tartışılan yasalarında gizli. Şimdi Amerikan toplumu varsa yoksa bu yasaları tartışıyor. İnşallah bu yasalardan bahsederek konuyu bağlayalım.

yeniakit