‘Müstemleke Valisi’ edâlı kişi, USA’nın entrikalarını itiraf ediyor

Selâhaddin Çakırgil

Önce şunu hatırlayalım. Her diplomat, vazifeli gittiği ülkede uluslararası hukuk veya ikili anlaşmalar adına, kanûnî / legal‘câsus’ hükmündedir; uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak yaptıkları çalışmalardan dolayı suçlanamazlar. Kurallara aykırı hareket ettiklerinde ise, evsahibi ülke, o diplomatları, ‘persona non grata’ (istenmeyen adam) ilân edip ülkeden kovabilir.

USA emperyalizminin askerî ve ekonomik açıdan büyük güç olduğundan hareketle, dünyanın jandarması gibi hareket ettiği ve ülkelerin iç siyasetlerini de tanzim etmeye çalıştığı, bilinmeyen bir husus değil.. Ülkemizdeki bütün askerî darbelerden Amerikan emperyalizminin önceden haberinin olduğuna ve hattâ bizzat planladığına dair açıklanan gizli belgeleri hatırlamak bile yeter..

***

Amerikan Başkonsolosluğu da tıpkı diğer yabancı temsilcilikler gibi, kendi işlerini görebilmeleri için ‘yerli’ elemanları da istihdam eder. Ancak, bu ‘yerli’ personelin ev sahibi ülkeye bildirilmesi gerekiyor. Ama USA Başkonsolosluğu buna riayet etmemiş ve bu kişilerden bazılarının, 15 Temmuz Darbe Hıyaneti’nin birçok merhalesinde, Âdil Öksüz gibi bazı karanlık isimlerle irtibat içinde olmuşlar.

Defalarca yapılan bu görüşmeler belgelenmiş bulunuyor. Ve -diplomatik misyon listesinde de isimleri bulunmayan- bu TC vatandaşı ‘yerli’ elemanlardan birisi tutuklanıp, ikincisi de tutuklanmak istenince.. Ki, Amerikan emperyalizmi, entrikalarının daha net anlaşılıp bozulduğunun kızgınlığı içinde, TC vatandaşlarına vize verilmesi işlemini askıya aldığını açıklayınca, Türkiye de derhal, ‘mütekabiliyet / misliyle mukabele’ esası gereğince, Amerikan vatandaşlarına vize uygulamasının askıya alındığını açıkladı. Bu tepki verilmese, büyük hata olurdu.. İlginçtir ki, bu gelişmelerin başlangıcında, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Amerikan Dışbakanı Tillerson bir tlf. görüşmesi yaptıkları halde bu konudan hiç bahsedilmemiş ve bu vize kararı da, Amerika’daki üç günlük resmî tatil günlerine denk getirilmiş bulunuyor.

‘Müstemleke Valisi’edâlı Amerikan Elçisi Bassbu konuda kendilerine bilgi verilmediğinden yakınıp, ‘Başka Türk çalışanlarımızın da sadece görevlerini yerine getirirken, Türk hükümeti yetkilileri ve daha geniş kapsamda Türk toplumuyla görüşmeleri nedeniyle tutuklanmalarını mı beklemeliyiz, bilmiyoruz..’ demekte ve Türkiye'den, ‘bu ülkedeki tesislerinin ve personellerinin güvenliğine ilişkin taahhüdleri yerine getirmesi’ni istemektedir.

Böyle olunca Ankara, konuyu bugünlerde Türkiye’deki vazifesi bitecek olan Amerikan elçisi John Bass’ın kendi inisiyatifiyle yapmış olabileceği ihtimalini öne çıkararak, Trumpve Tillerson’u, direkt açıklama yapmaya zorlamak istiyor.. Bu arada, bugünlerde Türkiye’den ayrılma öncesinde vedâ ziyaretleri yapan USA Elçisi John Bass’ın hiçbir üst makam tarafından kabul edilmeyeceği de bizzat Erdoğan tarafından açıklanmış bulunuyor. Bu, fiilen, ince bir diplomatik ‘persona non grata’ ilânı mahiyetindedir. Washington ise, henüz sessiz..

***

60 yıl boyunca NATO içinde yakın işbirliği içinde bulunan iki ülkenin ilişkileri üzerinde yine kara bulutlar dolaşmaktadır. Bu durum, Kıbrıs Buhranı üzerine 1963’de dönemin Amerikan Başkanı’nca yazılan ‘Johnson Mektubu’ veya 1972’de ‘Afyon ekiminin durdurulmaması halinde Sultanahmed Camii’nin bombalanabileceği’ gibi küstah ve barbarca tehditleri hatırlatan bir yüksek gerilim hali..

Bu yüzden, Başbakan Binali Yıldırım dün, Bass’ın itirazlarına karşılık, kızgınlığını, ‘Bir resmi bankamızın genel müdür yardımcısını, görevli gittiği ülkenizde yaka-paça tutup hapse atarken bize mi sordunuz? Bizden izin mi aldınız?’ diye dile getiriyordu.

***

Bu gelişmeleri, özellikle de Türkiye Meclisi’nde reddedilen 1 Mart 2003 tezkeresine bağlamak yanlış olmaz. Çünkü o zaman, ‘New York Times’da yayınlanan başyazıda, ‘Affet, ama unutma!’ başlığı atılmıştı. Amerika’nın, hele de o tarihten itibaren, PKK, FETÖ, Irak ve Suriye başta olmak üzere hemen her konuda Türkiye’yi daha bir cezalandırmaya çalıştığı unutulmamalı..

stargazete