Zaman içinde İslam’ın ve Müslümanların başına kimler musallat olmadı ki? Osmanlı’nın son dönemi, Tanzimat, İttihat ve Terakki, Tek Parti dönemi, Darbe yönetimleri, ÇYDD, ADD, Komünistler, Kapitalistler, Faşistler, İslam maskeli münafıklar… Saymakla bitmez. Kimi zaman Allah’ın ipini (cc) bıraktığımız için bir ceza idi bunlar, kimi zaman da imtihan vesilesiydi. Hani şair diyor ya, “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın / Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.” Allah (cc) “bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak, mazlumlara yardım etmek” istiyordu. Eğer bu vazifeyi ihmal edersek, onlar da bizim için bir ceza oluyordu. Halbuki haksızlıklara, zulme, sömürüye karşı direnseydik, Allah (cc) bize bu dünyada zafer ve esenlik, öbür alemde ise Cennet vadediyordu. Karanlık, aydınlığın yokluğu idi; ışık gelince karanlık yok olurdu, hak gelince batılın yok oluşu gibi. İtiraf edelim, sadece kötüler geldiği için biz bu duruma düşmedik; biz Allah’ın (cc) ipini bıraktık, Allah (cc) da bizim ipimizi bıraktı. Kafamız bilginin, kalbimiz imanın nurunu yaymadığı için dünya bu kadar karanlık!
Bugün çok daha geniş bir çerçevede ‘Musallat’ konusunu anlatmaya çalışacağım.
Biz bu dünyada yalnız değiliz. İyilerin ve kötülerin cinleri, şeytanları, melekleriyle, diğer canlılarla ve cemadat ile kalabalık bir alemde yaşıyoruz.
Kıyamet alametlerinden biri de “Hulul” hadisesidir. Daha çok cinlerin insanlara musallat olması üzerinden bu konu tartışılır. Hristiyanlar ise Allah’ın (cc) Hz. İsa’ya hulul ettiğine inanırlar. Hindularda Tenasüh, yani reenkarnasyon inancı vardır. Ölülerin ruhu, başka bir bedende daha sonra hayata döndürülecek ve bir önceki hayatındaki edinimlerine uygun şekilde cezalandırılacak ya da tekâmül edecektir.
Bugün daha çok, toplumda giderek daha fazla tartışılan “Cin musallatı”ndan söz edeceğim. Musallat, “üzerine salınmış, tasallut edilmiş, sürekli rahatsız eden, taciz eden, hâkim olan veya sataşan” anlamlarına gelir. Beşerî anlamda da, mesela bir mafya, bir esnafa veya işletme sahibine musallat olup onu taciz edebilir. Bir şeyi veya kimseyi birine aşırı derecede musallat etmek, onu bıktırmak, rahatsız etmek, malına – mülküne çökmek demektir. Günlük dilde “birine musallat olmak” ifadesi, sürekli peşine düşüp rahatsız etmek anlamında kullanılır.
Cin musallatına gelince, bir cinin bir insana zarar vermek, iradesini etkilemek, korku/vesvese vermek veya bedenine/zihnine hakim olmak üzere musallat olması durumunu ifade eder. Halk arasında “cin çarpması”, “tasallut” veya “cin tutması” olarak tanımlanır. Hristiyanlıkta ise bu konu “L’exorcisme” (Cin çıkarma) veya “Demonizm”, yani Şeytan’ın insanlara musallat olması, onu korkutması ve/veya iradesine müdahale etmesi ile ilgili bir tanımlamadır.
Korku, uyku sorunları, unutkanlık, dalgınlık, depresyon, ürperti, kararsızlık gibi sıkıntılar belli kişiler ve çevrelerce musallat ile açıklansa da, psikologlar bunu psikolojik sorunlar olarak görür.
Kur’an’da cinlerin varlığından söz edilir ve bu isimle bir de sure vardır. Cinler Mü’min ya da Kafir olabilir. Şeytan cinlerdendir. Tevrat ve İncil’de kelime olarak ‘Cin’ geçmese de aynı anlama gelen Shedim, Se’irim, Demon, Evil isimleri ile anılır. İncil’de Hz. İsa’nın cinleri kovması (exorcism) (Markos 5, Matta 8 vb.) da sözü edilen “Cin çıkarma” operasyonundan bahseder. Mevcut İncil’in bazı ayetlerinde “düşmüş melekler“ veya “kötü ezoterik varlıklar” olarak tanımlanır.
Şüphesiz ki, İslam’da “hayır” da, “şer” de Allah’ın (cc) iradesine bağlı olduğu için Allah’ın (cc) izni dışında hiçbir fiil gerçekleşemez. Hayır ve Şer Allah’ın (cc) iradesi içindedir. Biz O’nun “rıza”sını istiyoruz.
Kur’an-ı Kerim’de doğrudan “Musallat” ile ilgili olarak en çok bilinen konu “Hannas’ın vesvesesi”dir. Bu konu (Nas 4)’te şöyle ifade edilir: “İnsanların kalplerine vesvese sokan, (insan Allah’ı andığında) pusuya çekilen cin ve insan şeytanının şerrinden insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine), insanların İlahına sığınırım!” (Zuhruf 36-37)’de de şöyle denir: “Kim Rahman’ın zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, biz ona bir şeytanı musallat ederiz; artık o, onun ayrılmaz arkadaşı olur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar kendilerini doğru yolda sanırlar.”
Bu konudaki diğer ayetler şöyle: (Fussilet 25): “Biz onlara (inkarcılara) birtakım yakın arkadaşlar (kötü yoldaşlar/şeytanlar) musallat ettik. Onlar, önlerindekini ve arkalarındakini (yaptıklarını ve yapacaklarını) onlara süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarının başına gelen azap sözü, onlar için de gerçekleşti. Şüphesiz onlar hüsrana uğrayanlardır.” (A’raf 27): “Ey Ademoğulları! Şeytan, anne-babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtıp fitneye düşürmesin. O ve yandaşları sizi görür, siz onları göremezsiniz.” Bu varlıkların da Allah’ın iradesine bağlı oldukları ayrıca şu ayetle belirtilir: (Nahl 99): “Şüphesiz şeytanın, iman eden ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde hiçbir gücü yoktur.”
Riba (Faiz) ile ilgili ayette “Cin çarpması” misal olarak verilir: (Bakara 275) “Riba (Faiz) yiyenler (kabirlerinden) ancak Şeytan’ın dokunup sersemlettiği (çarpıp çırpıştırdığı) kimse gibi kalkarlar. Bu, onların ‘Alışveriş de Riba (Faiz) gibidir’ demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır…” Bu ayet, şeytanın (cinlerin) insana dokunup onu sersemletmesi, İbni Abbas gibi büyük müfessirler bunu cin/şeytanın bedene hulul etmesi / musallat olmasının delili sayar. Ayetteki ifade şeytanın insanı çarpması, sarsması, kontrol etmesi anlamındadır. Kabirden kalkış hali, dünyada cin çarpmasına benzetilir.
Müslümanlar arasında Rukye olarak, Felak, Nas sureleri ve Ayet-el Kürsi vesvese ve cin/şeytan şerrinden Allah’a (cc) sığınma için okunur. (Nas 4-6)’da dua şeklinde şöyle demiş oluyoruz: “İnsanların kalplerine vesvese veren, cinlerden ve insanlardan olan sinsi vesvesecinin şerrinden Allah’a sığınırım.” (A’raf 27)’de Allah (cc) Mü’minleri şöyle uyarıyor: “Ey Ademoğulları! Şeytan sizi de, anne-babanızı cennetten çıkardığı gibi fitneye düşürmesin. O ve taraftarları sizi görür, siz onları göremezsiniz…” (Zuhruf 36-37)’de ise bir tehdit söz konusu. Allah (cc) Şeytanı kimin başına musallat edeceğini şöyle haber veriyor: “Rahman’ın zikrinden yüz çevirene bir şeytanı musallat ederiz.” (Musallat burada daha çok vesvese anlamında kullanılır.)
Kur’an-ı Kerim’de cinlerin vesvese (fısıldama), musallat olma, görünmeden etkileme gücü vurgulanır. Bedene tam hulul (girip çıkma, kontrol etme) ise daha çok sahih hadislerde ve alimlerin icma’sına dayanır.
Evet, bu dünyada yalnız değiliz. Melek, Cin, Şeytan ve diğer canlı-cansız mahlukatla birlikte yaşıyoruz. Ve onların sayısını denizler mürekkep, ağaçlar kalem, ins ve cin katip olsa yazmaya güç yetiremezler. Biz belli bir zaman ve belli bir mekanda imtihan oluyoruz. Bu dünyada merak ettiğimiz, tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var.
Unutmayalım ki, bize doğru, hayır gibi gelen şeylerde yanlışlıklar ve şer olabileceği gibi, şer ve yanlış olduğunu düşündüğümüz şeylerde doğruluk payı ve hayır da olabilir. Biz bilmeyiz, Allah (cc) bilir.
Evet, kıyamete yaklaştıkça hulul hadiseleri artacak, İnsin ve Cinnin Şeytanları muttakileri yollarından çevirmeye çalışacaklar. Kıyamet hadiselerinden biri de Yecüc-Mecüc olayı. Hristiyanlar ona Gog-Magog diyorlar. Bu dönemde olağanüstü şeyler de yaşayacağız: Dabbetü’l-Arz, Mesih, Mehdi, Deccal. Kıyametin küçük ve orta alametlerinin çoğu tamamlandı. Şimdi sıra büyük alametlerde. Büyük birtakım fitneler, afetlerden söz ediliyor. “Melhame-i Kübra”, Hristiyanların “Armagedon” dedikleri bir kıyamet savaşından söz ediliyor. Kutsal mekanlarda yaşanacak önemli hadiseler rivayetlerde anlatılıyor.
Biz alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Allah’ın (cc) ipine tutunanlar, her yerde, her zaman, her ahval ve şartta Allah’ın (cc) yardımı ile kurtuluşa ereceklerdir.
Sonuçta, ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz, rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz. Kaderimizden başka bir kader de yok.
Selam ve dua ile.