Mevsim anayasa yapma mevsimi mi?

Mehmet GÖKTAŞ

Gerek çocuklar gerek evin hanımı, aile fertlerinin her biri akşam olduğunda evin reisinden ciddi bir şey talep edeceklerinde ortamın müsait olup olmadığını dikkate alırlar, babalarının eşref saatini gözetlerler.

Aynı şey baba için de geçerlidir; eşinden veya çocuklarından bir şey isteyeceğinde aynı kurallara uymak durumundadır.

İş hayatımızda ve çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizde hep bu kurallar geçerlidir. Birisinden borç isterken bunu çok daha iyi anlarız.

Bırakın yağmuru, kar bile az çok ılımlı havada yağar. Çatır çatır buz gibi havada kar yağmaz, olsa olsa yerdeki karı sağa sola savuran tipi olur.

Bize soran olursa biz deriz ki bu mevsim hiç de anayasa yapma mevsimi değil. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere ırkçılığın zirve yaptığı, insanların asabiyet damarlarının kabardıkça kabardığı, başkalarına burnundan soluduğu bir günde yapılacak anayasadan asla bir hayır gelmez.

Dikkat ederseniz şu son seçimlerin söylemlerinin bile ırk ve asabiyet temeli üzerine oturduğunu görürsünüz. Bırakın bir takım haklar elde etmeyi, sözünün bile edilemediği, bir takım kelimelerin telaffuz dahi edilemediği, bir takım putlara dokunulamadığı, birilerinin tüylerinin diken diken olduğu bir mevsimde kimse yeni bir anayasa için yorulmasın, ne bizi aldatsın ne kendilerini aldatsın.

Diyeceksiniz ki işte bu gerginliğin gitmesi için bir anayasa gerekli değil mi?

Hayır, önce bu toplum asabiyet damarlarını törpülemeli, gerginliğini yatıştırmalı, öteki insanları anlamalı ki bunu anayasa haline getirebilsin.

Keşke ırkçılık ve bunun getirdiği ideolojik tapınma bu şekilde anayasa değişikliği ve benzer yollarla sessizce halledilebilse.

Hani Avrupa bunun için birinci ve ikinci dünya savaşında çok büyük bedeller ödemişti ya!

Bu meseleyi anayasa ve devlet bazında ele aldık ama aslında bireylerden başlaması gerekir. Gönül ister ki şekerimizi, tansiyonumuzu ve kolesterolümüzü basit bir şekilde öğrenebildiğimiz gibi ırkçılığımızı da bir çırpıda öğrenebiliriz, yeter ki samimi olalım.

“Bende böyle bir şey yok” demeyin, nice arkadaşımız “benim şekerim, tansiyonum yok” demişti ama ölçülünce neyin ne olduğunu gördü.