Metal yorgunluktan öte bir rehavet ve her şeyi lider’den bekleyiş

Selâhaddin Çakırgil

25 yıl önce, Mart-1994 sonunda yapılan mahallî seçimlerde, İstanbul BŞ. Belediye Başkanlığı’yla ilgili olarak belli-başlı 3 aday vardı. Bunlardan birisi de Tayyip Erdoğan’dı. Onun seçilebileceğine dair çok ümitli taraftarlarının heyecanlı beyanlarını yurt dışından dinliyordum. Ancak, seçimin yapılmasını takip eden gece boyunca bütün yerli yayın organları Erdoğan dışındaki diğer iki aday’a çevirmişlerdi kameralarını.. Bu durum sabahın ilk saatlerinde de devam ederken, ‘Amerika’nın Sesi Radyosu’nun saat 05.00’te başlayan farsça yayını neler diyor bakayım..’ diye açtığımda, dehşete kapılmış bir sesle spiker, ‘Tarihin iki büyük imparatorluğuna payitahtlık / başkentlik yapan İstanbul, İslâmcıların eline düştü! 70 yıldır laik rejime başkentlik yapan Ankara ise İslamcıların eline düşmekten kıl payıkurtuldu’ diyordu. (5-6 saat sonra, Ankara’nın da laik kadroların yönetiminden çıktığı anlaşılacaktı.) *** İlginç bir durum. Ülkenin bu iki büyük şehri de tam çeyrek yüzyıl, bu kadrolarla yönetildikten sonra. Mart-2019 sonunda yapılan seçimde, başkent Ankara, yeniden laik cenahın eline geçmiş bulunuyor. İstanbul’da ise yapılan itirazlar sebebiyle, netice henüz belli değil. Ama hangi taraf olursa olsun bu ‘kıl payı’ bir kazanma olacaktır. Çünkü 10 milyonu aşkın seçmenin bulunduğu İstanbul’da BŞ. Belediye Başkan adaylarından iki isim arasındaki fark, laik cenahın adayı lehine, 15 bin civarında. Yani, kim olursa olsun, ‘onbinde 1’lik bir ekseriyetle kazanmış olacak. Tabiatiyle, bu ‘kıl payı’lık, Belediye Meclisi’ne yansımadığı takdirde, BŞ. Belediye Başkanı da, proje ve programlarını, Belediye Meclisi’nden geçirmekte herhalde çok zorlanacaktır. *** Şimdi.. Seçim sonuçları için siyasetin içinde aktif olarak bulunmayanların yaptıkları yorumlar furyası var. Açıktır ki, herkes, olan-biteni durduğu veya baktığı yerden görüp ve temennileriyle sarmalayarak dile getirir. Açık olan ise son 10 yıl boyunca üst-üste yapılan genel ve mahallî seçim ve referandumlardan sonra artık önümüzdeki dört yıl boyunca herhangi bir seçim olmayacağı.. Üstelik AK Parti, bu zamana kadarki mahallî seçimlerin hepsinin de üstünde, yüzde 45’lik bir oy almış bulunuyor. Yani, Ankara ve İstanbul’da karşılaşılan sıkıntıya rağmen, ülke çapında bir güven bunalımının olmadığı görülüyor. Böylece, AK Parti’nin oy’unun yüzde38’in altına düşeceğini tahmin eden veya bekleyen parti içi bazı odakların, seçim sonrası için düşündükleri, yeni parti kurma söylentileri de çöpe atılmıştır. *** Burada ilginç olan ise bazı çevrelerin bütün Müslüman coğrafyalarının tamamı üzerinde oynanmak istenen emperial oyunları göremeyip, ‘bekaa’ mes’elesini hafife almaları ve seçim sonrasında da sahnede yine yol gösterici havasında yer almaya çalışmaları.. Ve hattâ, dost gözükenlerin, rakip tarafı bile şaşırtacak derece yıpratıcı bir dil kullanmaktan kaçınmayışları.. *** Bu arada birkaç noktayı işaretleyelim: 1- Ankara’da ‘hemşehricilik’ ilkelliğinin seçimde etkili olduğu, 25 ilçeden 20’si AK Parti tarafından kazanıldığı halde, sıra, BŞ. Belediye Başkanı’na gelince seçmenlerin, Ankaralı olmayan adayı dışlayışında çok açık görülüyor. (Benzer durum, İstanbul’da da kısmen görülmüştür.) 2- Binali Yıldırım’ın kazanacağına kesin gözüyle bakan iktidar cenahında bir rehavet ve rakibi küçümseme ve ayrıca iktidar partisinin sandık müşahitlerinin de metal yorgunluktan öte, rehavet içinde oldukları, her şeyi lider’in karizmasından bekledikleri görülmüştür. 3- Birçok etnik unsurdan oluşan ülke halkının en büyük kesimine oldukça fazla vurgu yapılırken; bir basit siyasetçinin bir sözünün çok büyütülüp ona saldırılmasının, ikinci derecedeki etnik unsurun tamamına söylenmiş gibi anlaşılabileceğinin hesap edilememesi ve uslûb sertliğinin o kitleyi toptan muhalefet cenahına kaydırdığı da unutulmamalıdır.