Mesele dershaneler değil... Mesele İsrail, AB ve Kürtler!

Hasan Karakaya

 

İçinde “dershane” geçen kaç yazı yazdım, ben de bilmiyorum... Bildiğim tek şey var; yazdığım ilk yazıda dediğim gibi; “Bu, bir dershane kavgası değil.”
Hele hatırlayın.. Son yazımın, yani dünkü yazımın başlığı şöyleydi;
“Mesele dershane değil,
Problem daha derinlerde.”

“Hükümet ile Cemaat”in arasında devam eden “kavga”nın, “dershane”den kaynaklandığını düşünsem, bunu “teknik” olarak ele alır ve oturur “dershane”leri, her yönüyle tartışırdım...

Ama, inanıyorum ki;
Kavganın temelinde “dershane” değil, “bambaşka şeyler” var.
Bugün, “Cemaat mensubu Abi’ler”, kavgayı istedikleri kadar “dershaneler” üzerinden yürütsünler, dershanelerde okuyan çocuklara, istedikleri kadar “Hükümet aleyhinde tweet atma mecburiyeti” getirsinler ve “en çok tweet atan” çocuğa, istedikleri kadar “ödül” versinler!..

“Mütevelli heyet toplantıları”nda bazı “Abi”ler; istedikleri kadar “kavga”nın sadece “dershaneler”den ibaret olmadığını, “Hükümet’in hedefi”nde “Cemaat’in öğrenci yurtları” ve “bakaya kalmış asker kaçakları”nın da bulunduğunu söylesinler.
“Sebep”ler arasında belki bunlar da vardır...
Ama, “tek başına hiçbiri” değil!..

İşin doğrusu;
“Hane”ler birleşti, “dershane” oldu!..
Yani; hane hane, dershane!..

İSRAİL... AB... KÜRTLER!

Ben; “Mesele dershane değil, işin içinde başka işler var” dedikçe, bazı arkadaşlar; “Daha derinlerde ne olabilir?.. Şunu açık ve net yazsana” dediler...
“Hele bekleyin, kokusu bir yerlerden çıkacak” diyordum kiii!..
“Topsakal Çetesi” üyesi, eski Taraf yazarı, şu anda ise “Cemaat’in en gözde kalemlerinden biri” olan Emre Uslu; 24 Kasım tarihli Today’s Zaman’da patlatmış bombayı... “AKP, oylarını kaybedecek mi?” başlıklı yazısında; “gerilimin sebebi sadece dershaneler değil” demiş ve “kavganın 3 sebebi”ni şöyle sıralamış:

l “(...) İlk olarak Hükümet’in İsrail’le olan sorunlu ilişkileri Gülen hareketi içindeki hoşnutsuzluğun kaynaklarından biri... Türkiye’nin İsrail’le çatışma içinde olmaması gerektiğini düşünüyorlar... Çünkü Gülen hareketi İsrail ile olan çatışmanın Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırdığını ve ülkeyi İran, Rusya ve Ortadoğu’ya yakınlaştırdığını düşünüyor.”

l Uslu, Gülen Cemaati ile hükümet arasındaki gerginliğe neden olan ikinci maddenin ise Hükümet’in AB ile kötü giden ilişkileri olduğunu yazdı. Demokratikleşme konusunda eksikliklerin Gülen hareketi cephesinde yarattığı rahatsızlıklar olduğunu yazdı. Uslu’ya göre bu konudaki rahatsızlıkların dile getirilmesi de ilişkileri gerdi.

l Uslu, “üçüncü madde”ye ise “Kürt sorunu”nu yerleştirdi... Uslu’ya göre Cemaat; PKK’nın Kürt vatandaşlar üzerinde giderek etkisini artırmasından endişeleniyor. Gülen hareketinin, Hükümet’i, Kürt sorununda gerekli demokratikleşme hamlelerini atmamakla eleştirdiğini yazan Uslu; cemaatin bu eleştirileri yüksek sesle dillendirmesinin de hükümeti telaşlandırdığını iddia etti.

İSRAİL’İN ÜZÜNTÜSÜNDEN CEMAAT’E NE?

Gördüğünüz gibi;
Bunları ben yazmadım... Bunlar; “Polis kökenli Cemaat yazarı”nın satırları... Ben yazsaydım “fitne” derlerdi, Emre Uslu yazınca, herhalde “tahlil” derler.
Her neyse..
Ne derlerse desinler de; Emre Uslu’nun bu “tahlil”leri, bu “tespit”leri pek yabana atılacak cinsten değil...

Ne diyor;
“Cemaat, İsrail ile bir çatışma yaşanmaması gerektiğini düşünüyor.”
İyi de, “İsrail ile çatışma” çıkaran Hükümet değil ki.. Çatışmayı çıkaran; “İnsani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisinde 9 Türkü katleden” İsrail’den başkası değil!..

Kaldı ki; “Fethullah Hocaefendi’nin ya da Cemaat mensupları”nın İsrail’e bu kadar önem vermelerinin ve onları üzmek istememelerinin sebebi ne?
İsrail üzülmüş,
İsrail gerilmiş!..
Bu, Cemaat’i niye ilgilendiriyor?

ESKİ SÖYLEM NİYE DEĞİŞTİ?

Ya da, Fethullah Hocaefendi, sırf “İsrail ile çatışma içinde olmamak” için mi değiştirdi “eski söylemleri”ni?..
“Vaaz kürsüleri”nden düne kadar “doğrusunu” aktardığı “ayet ve hadis”leri “yanlış yorumladığını” bugün mü farketti?..

Dün de yazdığım gibi;
Amerika kaynaklı The Atlantic dergisi Fethullah Hocaefendi’nin, Antisemitizm ve Yahudilerle ilgili görüşlerini yayınlamıştı...The Atlantic’in, “Antisemitist” olup olmadığı şeklindeki sorusu üzerine Fethullah Hocaefendi; “daha önce Kur’an ayetlerini yanlış anladığını” söyleyerek, sonradan “Yahudilere dair bakışının değiştiğini” açıklamıştı.

Hocaefendi, aynen şöyle demişti:
“Kemali samimiyetle itiraf etmek lazım ki (Yahudilerle ilgili) ayet ve hadisleri yanlış anlamış ve yaptığım izahlarda yanılmış, olabilirim. Şunu anladım ve daha sonra belirttim ki Kur’an’da veya sünnette yer alan (Yahudilere yönelik) eleştiri ve lanetlemeler belli bir inanca bağlı insanlara değil, herhangi bir insanda olacak karakteristliğe yapılıyor.”
Dergi İsrail Başhahamı Eliyahu Bakshi Doron’un 25 Şubat 1998 tarihinde İstanbul’da Fethullah Hocaefendi’yi ziyareti sırasında çekilmiş bir fotoğrafı da arşivden bulup yayınlamıştı...

Fotoğrafta, Başhaham Doron, Hocaefendi’ye “bir çini vazo” hediye ederken görülüyordu.
Siz olsanız sormaz mısınız;

Hocaefendi, “İsrail’e duyduğu sempati” sebebiyle mi değiştirdi “bakış”ını?..
“Hükümet’le çatışma” içine girmesi, “İsrail’le çatışma olmasın” diye mi?..

İyi de;
İsrail’e bu “hoşgörü” niye?..
Bir “beklenti” mi var,
Yoksa “korku ve endişe” mi?..
Ya da, “kuşatılmışlık” mı?..

VATİKAN KAYNAKLI PROJE!

Gelelim, “AB ile ilişkiler” meselesine... Yine, “Emre Uslu’dan naklen” yazıyorum... “Cemaat’in gözde yazarlarından” olan Emre Uslu, “Hükümet-Cemaat kavgası”nın ikinci sebebi olarak; “Hükümet’in AB ile kötü giden ilişkileri” olduğunu yazmış!..
İyi de, “Hükümet’in uyguladığı dış politika”dan Cemaat’e ne?.. Bir “kötü gidiş” varsa, bu “Hükümet’in sorunu” değil midir?..

Emre Uslu’nun, “Cemaat içindeki hava”yı yansıtan yazısı, beni, taa 1998’lere götürdü....
10 Şubat 1998 tarihli Zaman gazetesinde, “Hocaefendi’nin, Papa 2. Jean Paul’a verdiği mektup” yayınlanmıştı... Hocaefendi, “Pek muhterem Papa cenapları” diye başlayan mektubunda diyordu ki;

“... Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız. Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.”

Hocaefendi’nin bu mektubundan anlaşılan oydu ki; “Dinlerarası Diyalog” meselesi bir “Vatikan Projesi”dir, Hocaefendi de, “Papalık Konseyi’nin başlattığı bu misyonun bir parçası olmak ve bu hizmete katkı sunmak” istemektedir.

Doğrudur, “Dinlerarası Diyalog” meselesi “Vatikan kaynaklı bir proje”dir...
Bu proje; 28 Ekim 1965’te Papa 6. Paul’un onayıyla ilan edilen, “Papalığın 3. bin yıl hedefi” olarak açıklanmıştı.

Vatikan’dan 1991 yılında açıklanan Redemptoris Mission adlı genelgede;
“Dinlerarası diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir” denilmektedir.

Demek oluyor ki;
“Vatikan kaynaklı bir proje” olan “Dinlerarası Diyalog”un asıl amacı; “Bütün insanları kiliseye döndürmek”tir!..

Tamam da, yıllar yılı “cami kürsülerinde vaazlar” veren ve insanlara “İslâmiyet”i anlatan bir Hocaefendi”nin, bugün “insanları Kilise’ye döndürmeyi hedefleyen” bir projede ne işi olabilir?..

Hele de, Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez, bir kongrede; “Dinlerarası diyalog olmaz, din adamları arasında diyalog olur.

Yani iki farklı dinden din adamı oturup örneğin çevre ile ilgili, savaşlarla ilgili bir konuyu görüşebilir, bu diyalogdur. Ancak dinler arası diyalog olmaz.
Dinler birbirine dönüştürülmez, din adamları dünya ile ilgili yaşanan sorunlarla ilgili sorunlarını tartışır” derken!..

Diyanet İşleri Başkanlığı makamında oturan bir zat, “Dinlerarası Diyalog” olmaz derken; Fethullah Hocaefendi’nin; “28 Ekim 1965’ten beri bir Vatikan Projesi olan Dinlerarası Diyalog”ta bu ısrarının sebebi acaba nedir?..

AB Mİ, DİYALOG MU?
Emre Uslu’nun yazdığı gibi;
“Hükümet ile Cemaat arasındaki gerilim”in bir sebebi de “AB ile ilişkiler” ise ve Cemaat; “AB ile ilişkilerin bozulmasını istemiyor” ise, mes’ele gerçekten AB midir, yoksa “Dinlerarası Diyalog’a zarar verilmesini önlemek” mi?..

Gördünüz ya;
“Today’s Zaman’ın gözde yazarı Emre Uslu’nun yazısı”ndan yola çıkıp, nerelere geldik?.. Bu “soru”lar bir “paranoya” veya “komplo teorisi” midir, yoksa “Kavganın asıl kaynağını ortaya koyan tespitler” mi?..
Durum bu... Yorum sizin!..
“Kürtler” mevzuuna da, kısmet olursa yarın gireriz inşallah...
Bugünlük bu kadar!..

Kamer Genç’in kepazeliği... Bu adam tedaviye muhtaç!

Son söyleyeceğimi, baştan söyleyeyim... Kamer Genç adlı mahlûku hiç sevmedim... “Mahlûk” dedim diye, sakın “hakaret” ettiğim düşünülmesin... Çünkü, insanlar da, “mahlûkatın en şereflisi”dir... Ama, Kamer Genç’te; “Şeref... Haysiyet” gibi kavramların bulunup-bulunmadığı tartışılır... Hasılı kelâm; sevmedim işte... Hele, “Japon Büyükelçiliği’nin daveti”nde Emine Erdoğan Hanımefendi’ye yönelik tavrını duyup, görünce, iyice tiksindim... Öyle bir “görüntü”sü vardı ki; “dut” olmuş, “leyla” olmuş, tek kelimeyle “zom” olmuştu... Ayakta zor duruyordu... İçki, nasıl olsa “bedava” ya, içtikçe içmişti!.. Ama, “neresiyle” içtiği tartışılır... “Sireti, suretine yansımış” bir hâli vardı... “Kapkara” bir surat, “gece feneri” gibi bir göz!..

Neymiş; “Emine Hanım, böyle bir toplantıda nasıl konuşur”muş!.. Sana ne be adam... O davet “senin evinde” değil ki!.. “Kendi evlerinde” davet veren Japonlar, bırak da, “kimin konuşacağına” kendileri karar versinler!.. Sen, “Japonların kâhyası” mısın?..

Hepsi bir yana da; Türkiye’yi ve CHP’yi dünyaya “rezil-kepaze” eden bu adama, bir an önce “dur” denilmeli ve eğer mümkünse “tedavi” edilmelidir... Çünkü bu adam, hiç “ayık” gezmiyor, hep sarhoş, hep sarhoş!.. İçince de, “kendini kaybediyor!”

Evet, evet; “hastane”ye mi, “Bakırköy”e mi; bir an önce yatırılmalı ve tedavi edilmelidir!..

yeniakit