Mes’ele ‘Başika’ değil; başka

Selâhaddin Çakırgil

Irak Meclisi, 3 Ekim günü aldığı bir kararla, Türkiye’nin Musul civarındaki Başika bölgesinde bulunan 600 kişilik askerî birliğinin derhal buradan çıkmasını istedi. Bu konuyu, birkaç ay önce de, Irak Dışbakanı İbrahîm Caferî dile getirmişti. Şimdi de, Başbakan Haydar İbadî’nin ağzından dile geliyor ve aksi halde, Türkiye’yle savaşılabileceği bile ifade ediliyor. Ardından da, BM.  Güvenlik Konseyi’ne başvurarak, ‘Türkiye’nin askerlerini Başika’dan çekmesi yönünde karar alması’nı istedi. ‘Hasdi Şa’bî’ isimli ve İran güçleri eliyle  eğitildiği gizlenmeyen ‘Irak halk gönüllüleri’ güçleri de Türkiye’yle savaşabileceklerini’ açıklıyorlar.

***

Önce, konunun tarihî arka-planına kısaca gözatmakta fayda var.

Irak, 400 yıla yakın süre hâkimiyetinde yaşadığı Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’nda tarih sahnesinden safdışı edilmesiyle sahneye çıkarıldı.

Önce, direkt ingilizlerin elinde kaldı. Osmanlı’nın Mekke Emiri Şerif Huseyn, o savaşın başında, kendisine, ‘Umman Denizi’nden, Hind Okyanusu’dan Atlas Okyanusu’na kadar uzanacak kocamaaan bir Arab İmparatorluğu’ va’deden ingiliz emperyalizminin oltasına takılmıştı.

Ama, ingilizler savaş sonunda, Şerif Huseyn’i Kıbrıs- Larnaka’ya sürdüler. Ama, ihanetini yine de; iki oğlundan Abdullah’ı, sınırlarını yeni çizdikleri Ürdün ülkesinin başına; diğer oğlu Faysal’ı da Irak diye oluşturulan yeni ülkenin başına melik/ kral olarak kondurarak, ödüllendirdiler.. (Ama, Temmuz-1958’de, Saray’ın en güvendiği generallerden A. Kerîm Kaasım’ın kanlı ihtilaliyle, krallık ailesi bütünüyle yok edildi.)

***

Gen. A. Kerîm Kaasım da, Şubat 1963’deki bir ihtilalle, bombardıman edilen Saray’ın yıkıntılarından çıkarılıp, TV ekranları önündeki birkaç dakikalık sorgulamayla kurşuna dizildi.

Gen. A. Selam ve A. Rahman Ârif  kardeşlerin 5 yıllık ılımlı yönetimleri, 1968’de Saddam Huseyn’in dayısı Gen. Hasan el’Bekr’in kanlı darbesiyle sona erdi. Gerçekte ise, Irak’ın yeni lideri olarak sahneye Saddam çıkıyordu ve bu durum, 35 sene sürdü.

Saddam’ın ve Baas yönetiminin korkunç diktatörlüğü, 1980-88 arasında 8 yıl süren İran- Irak Savaşı ve sonra, Saddam’ın Kuveyt’in işgali ve daha sonra da 1991 Baharı’ndaki Amerika / Irak Savaşı’yla kan ve ateş deryasında yüzerken, 2003 Baharı’ndaki 2. Irak- Amerika Savaşı, Irak’ın işgali ve Saddam’ın idâmıyla noktalandı.

***

Irak, artık tam bir işgal yönetimindeydi. İranlı liderlerden Refsencanî’nin açıkladığı üzere, ‘Irak’ın yeni anayasasının hazırlanmasında Amerika’yla İran işbirliği yaptı’. Irak’da Genel Vali konumlu en üst Amerikalı yetkili Paul Cremer, ‘Irak’ın şeriat anayasası benim imzamla geçerli oluyor’ derken, ironi ötesinde bir acı gerçeği dile getiriyordu.

Amerikan işgaliyle Irak’ın kuzeyinde Bölgesel Kürdistan Yönetimi oluşturuldu. Kuzey Irak’daki Kandil Dağı da, PKK’ya, Türkiye’ye saldırma üssü olarak bırakıldı.

Arkasından, Mâlikî ve İbadî hükûmetleri, İran’ın açık etkisiyle, tek mezhebi hâkim kılma projesini öyle bir taassubla uyguladılar ki, DAİŞ’i ortaya çıkaran etkenlerden birisi de bu idi. Irak’ın 2. büyük şehri Musul, dört yıldır, DAİŞ’in elinde, diğer bazı şehirlerle birlikte..

***

Şimdi Musul’un DAİŞ elinden kurtarılması  planlanıyor, Amerika ve Rusya’nın başını çektiği 10’dan fazla ülkenin binlerce askeri eliyle.. Ama Musul’un halkı, Bağdad’daki merkezî hükûmet’in mezhebçi siyasetinin Musul’da da tekrarlanacağı korkusu içinde ve öyle bir kurtarılmayı istemiyor.

Bu açıdan, Türkiye’nin Başika’daki 600 kişilik askerî birliğini, -ki, DAİŞ’e karşı mahallî güçleri eğitmek için Bağdad’ın isteğiyle oraya gönderilmişti-, kendileri için bir güven kaynağı olarak görüyor. Ve Bağdad Hükûmeti, onca yabancı askerî birliklerden sadece Türkiye’ninkinden rahatsız.. Ama, kendi toprağı olan Kandil’den Türkiye’ye yapılan saldırılardan, değil!

Türkiye’nin Başika’daki birliğini kendileri için tehlike olarak görenler ise, Bağdad’daki kukla hükûmeti yönlendiren devlet/ler.. Bunların kimler olduğu da açık ve mes’ele, başka...

stargazete