Mesaj değil, uygulama önemli... Dolmabahçe ve İzleme Komitesi yanlış!

Hasan Karakaya

Malûm, Ukrayna’nın Başkenti Kiev’e, “günübirlik” bir ziyarette bulunduk...Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenkoile görüşür, Ukrayna Başbakanı Arseniy Yatsenyuk’u kabul ederken, biz gazeteciler “Kiev sokakları”nda dolaştık, tarihi mekânları gezdik...

Hem “çatışma”ların yoğun olarak yaşandığı “Parlamento Binası”nın önünde, hem de “Protesto gösterileri”nin yapıldığı bölgelerde, olayların nasıl cereyan ettiğine dair bilgiler aldık.

Sonuç şu:

Ukrayna halkı “ikiye bölünmüş” durumda... Büyükçe bir bölümü“Ukrayna’nın AB’ye girmesi” eğiliminde... Azımsanmayacak bir bölümü de“Rusya nüfuzu”nun devamından yana!..

Kiev, son derece sakindi... Ama Ukrayna’nın özellikle iki şehrinde,“gerilim” devam ediyor ve “eller tetikte!”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, işte böyle bir ortamda ziyaret ettiUkrayna’yı... Açık söylemek gerekirse, Ukrayna halkı, özellikle bu süreçte,“Erdoğan’ın Ukrayna’yı ziyareti”nden son derece memnun görünüyor ve bu ziyarete “büyük önem” veriyordu...

Hele, “Türkiye’nin Ukrayna’ya 50 milyon dolar kredi” ve “10 milyon dolar hibe” vereceğinin kararlaştırıldığının duyulmasından sonra, bu memnuniyet daha da arttı...

Hasılı kelâm; “12 saatlik Ukrayna ziyareti”nden sonra, tekrar uçağa binip, Türkiye’ye doğru yola çıktık...

Malûm, gündem yoğun... Bir yanda Çözüm Süreci’ndeki son gelişmeler,“İzleme Komitesi” ve “Apo’nun vereceği mesaj” var, bir yanda “Selahattin Demirtaş’ın açıklamaları!”

Bunları Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a sormak ve “cevap”larını da almak istiyoruz...

Cumhurbaşkanı; “Türkiye-Ukrayna Yüksek Düzeyli Stratejik Konseyi’nin 4. Toplantısı” için geldiği Ukrayna’daki temaslarıyla ilgili bilgi verdi ve özetle dedi ki;

POROŞENKO BİR ŞANS

SORU: Ukrayna çok gerilimli ve sıkıntılı günler yaşıyor. Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko, ülkesinin durumuyla ilgili ne düşünüyor?

“Burada; biliyorsunuz, gerçekten çok ciddi sıkıntılar var... Devlet Başkanı Petro  Poroşenko gerçekten Ukrayna için bir şans. Bildiğiniz gibi işadamlığı altyapısı olan birisi ve şu anki duruşuyla ve ortaya koyduğu iradeyle bütün olumsuzlukların karşısında direnebiliyor. Sıkıntı özellikle Ukrayna açısından şu anda had safhada... Fakat bizim bu ziyaretimiz onları moralize etti. Biz şu anda Ukrayna’yla siyasi, askeri, ekonomik, ticari, kültürel tüm bu alanlarda iş birliği yapabilecek konumdayız. Ve 600 kadar işadamımız şu anda Ukrayna’da ve yaptıkları toplam iş hacmi 4 milyar dolar civarında. Orada da işadamlarımız bayağı kabul görmüş vaziyette. Hele hele müteahhitlerimize karşı olan muhabbetleri bayağı fazla. 

Gerçekten dolu dolu bir gün oldu. Onlarla görüşmeyi bitirdikten sonra Meclis Başkanıyla Meclis’te bir görüşmemiz oldu. Daha sonra Başbakanı kabul ettik onunla görüştük. Ardından Kırım Tatarları Milli Meclis Başkanı Rıfat Çubarov ve Kırım Tatar Türklerinin lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile görüşmemiz oldu. Ardından Ahıska Türkleriyle görüştük. Onların ciddi bir mağduriyetleri var, onlarla görüşmelerimiz oldu. 

SİYASİ KÜRTÇÜLÜKTEN RANT  

SORU: Diyarbakır’da Nevruz kutlamaları var ve bu Nevruz’da silahların bırakılmasına ilişkin net bir çağrı bekleniyor. Sizin beklentiniz nedir?

Ben, yıllardır bekliyorum, yeni değil. 2005’ten bu yana, Diyarbakır konuşmasından bu yana bekliyoruz. Nitekim geçenlerde ne dedim?Uygulamayı görmek lazım. Uygulamayı görmedikten sonra bu konuda bir şey söylemek mümkün değil. Açık açık bir şey söyledim. Ret İnkâr, Asimilasyon politikalarını kaldıran iktidar, bizim iktidarımızdır. Bunlar kalktıktan sonra hâlâ bu ülkede Kürt sorunu vardır denilebilir mi? Kürt vatandaşlarımın sorunları olabilir, Türk vatandaşlarımın sorunları olabilir. Ama Kürt sorunu demek suretiyle bu ülkede maalesef adeta birayrımcılığa doğru çanak tutanlar, bundan rant elde edenler var. Buradansiyasi Kürtçülük yapıyorlar ve bu siyasi Kürtçülükten de rant elde ediyorlar. 

Biz diyoruz ki bu ülkede; benim Kürt vatandaşımın elde edemediği ne var? Cumhurbaşkanı mı olamıyor? Başbakan mı olamıyor? Bakan mıolamıyor? Milletvekili mi olamıyor?  Genel Müdür mü olamıyor? Müsteşar mı olamıyor? Ne olamıyor? Devlet dairelerinde göreve mi gelemiyor? Milli Eğitim Bakanlığı’na eleman alınacak, bilgisayarlar çalıştırılıyor, bilgisayarların çalıştırılması neticesinde de bakıyorsunuz yüzlerce, binlerce, belki de on binlerce Kürt vatandaşım değişik yerlerdeöğretmenlik kazanıyor, gidiyor orada öğretmenliğini yapıyor. Aynı şekildeKPSS’de olan durumlar böyle. Bütün bunlara rağmen bakıyorsunuz; hâlâKürt sorunu diyorlar. Silahların gölgesinde siyaset yapanlar var. Gelinen noktada da tablo ortada: İmralı başka, dağ başka; parti içinde de biliyorsunuz, eş başkanları başka, Dolmabahçe’de konuşanlar başka. 

DOLMABAHÇE DOĞRU DEĞİLDİ

SORU: Kürt sorunu yoksa ve önemli ölçüde her şey çözülmüşse çözüm süreci dediğimiz şey ile ne yapılmaya çalışılıyor? Örneğin 28 Şubat günü Dolmabahçe’de bir metin okundu. 

Bir metin okunmadı, iki metin okundu. Onların okuduğu metinle, Yalçın Bey’in okuduğu metin birbirinden tamamen ayrı. Aynı metin değildi, dikkat ederseniz.

SORU: Onların okuduğu metindeki on madde, Kürt sorununun HDP ile en azından bir anlamda görüşülmesi anlamına gelmiyor mu? 

Ben oradaki toplantıyı da doğru bulmuyorum. Çünkü bu toplantıda Hükümetin Başbakan Yardımcısı’yla şu an parlamento içinde olan bir grubun yan yana o resmi vermesini, ben şahsen doğru bulmuyorum. Daha önceleri gerektiğinde bir arkadaşımız onlarla görüşmeler yapar ve açıklama yapılırdı. Ama o toplantıda olduğu gibi medyanın karşısına çıkmak suretiyle, iki ayrı metin deklare edilmiyordu. 

Böyle bir şey hiç yaşanmamıştır. Bunu doğru bulmuyorum. 

Açıklanan 10 maddelik metne gelince; o metinde bir demokrasi çağrısıyok. Bu metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim? Metni incelersek oradaki konuların çoğunun demokrasiyle falan yakından uzaktan alakası yok. Hâlâ yeni yeni talepler ortaya çıkıyor. Daha sonra Başbakan Yardımcımızın yaptığı bir açıklama var. Onların tamamen aksine. Yani birbiriyle tamamen örtüşen bir şey yok. O zaman neyi görüştüler? Buna, ortak bir deklarasyon diyebilir misiniz? Böyle bir şey var mı?

ÇÖZÜM SÜRECİ’NİN AMACI

SORU: Peki Çözüm Süreci’ni bu noktada nasıl algılamalıyız?

Çözüm Süreci meselesi, sadece Kürt meselesi üzerine bina edilmiş bir mesele değil. Sürecin meselesi; Güneydoğu’da, Doğu’da, ülkemizin genelinde ölümler dursun, anneler ağlamasın üzerine kurulu. Süreç, tüm bunlara yönelik bir adımdır. 78 milyon tümüyle sürece dahil. Onun içindir ki tüm vatandaşlarımız buraya katkı sağlıyor. Biliyorsunuz bunun ilk adımı‘Demokratik Açılım’dır. Ondan sonra Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’dir. Ondan sonra buna Çözüm Süreci dedik. Yani böyle bir süreç gelişti. Bu Kürt sorunundan ari bir süreçtir. Kürt sorunu ifadesini kullananlarla ilgili sürekli olarak diyorum ki, demek ki bazıları hâlâ ret, inkâr, asimilasyon politikalarının devam ettiğini sanıyor. Halbuki biz tüm bunlara son verdik. Bunlar ayaklarımızın altında. 

Kimse kalkıp da bu ülkede; “Tayyip Erdoğan Kürtleri yok farz ediyor”diyemez. Kürtlere herhangi bir tavır sergiliyor diyemez. Hakkari bu işin en güzel örneği. Hakkari’de havalimanı yapıyoruz. Adamlar durmadan müteahhit değiştiriyorlardı. Gelip makineleri yakıyorlar, tehdit ediyorlar, müteahhit gidiyor. Kaçıp giden müteahhit de Kürt. Aynı şeyi Ağrı’da Kars ve Iğdır’da da yaptılar. Buralar dikkat ederseniz Kürt vatandaşlarımızın yoğun olduğu bölgeler. Ama biz bu tehditlere rağmen oraları da bitirdik, Hakkari’yi de bitireceğiz. Siz daha ne istiyorsunuz? 40 bin insan öldürüldü bu ülkede. Yazıktır, günahtır. Diyarbakır meydanındaki anneler niçin ağlıyorlar? Evlatları dağa kaçırıldığı için. Bu anneler Kürt değil mi?.. Beşinci kattan atılan Yasin Börü, Kürt değil mi? Eee, sen onu nasıl hem oradan atıyorsun, hem de araçla üzerinden geçiyorsun? Bunun hangi vicdanda yeri var? 

İSTİSMARA AÇIK BİR OLAY

SORU: İzleme komitesini doğru bulmadığınızı söylemiştiniz. Şimdi de Dolmabahçe görüşmesini doğru bulmadığınızı söylüyorsunuz. Siz süreci başlatan insansınız. Sizin iradeniz, kararınız olmasaydı bu noktaya zaten gelinmezdi. Cumhurbaşkanı olmadan da söylediniz; ben bu işin devamlı takipçisi olacağım diye. Hükümet zaten bu konularda sürekli sizle istişare ediyor. Bir taraftan hükümete bakıyoruz, sonra siz o yanlış oldu diyorsunuz.

Bakın. Hükümet ile Cumhurbaşkanı her an her konuyu görüşüyor diye bir şey yok. Yani olaya böyle abartılı yaklaşım doğru değil. O dediğiniz, Başkanlık Sistemi’ne geçtiğimiz zaman olabilir. Başkanlık sistemine geçmeden olmuyor. Orada kendi tasarruflarını kullanmışlar. ‘Hayırlı olsun’demek düşer bana. Ama ben de, bu durumdan rahatsız olduğumu söyleme hakkına sahibim. Bunu söyledim. Akil İnsanlar’dan böyle bir grubun Ada’ya gönderilmesi konusu, benim Başbakanlığım zamanımda da gündeme gelmişti. Bunu, bana sordular ve ben dedim ki doğru bulmuyorum. Şimdi bu bilindiği halde, şu an böyle bir şey yapılıyorsa, konu bana sorulduğunda ben yine aynı şeyi söylemek durumundayım. Nitekim, yine aynı şekilde, buna katılmadığımı söylüyorum. Niye katılmıyorum? Çünkü birileri hep bundan geçmişte prim yapmışlardır. Hatırlarsınız. Sizlerin de bizlerin de görüştüğümüz bazı köşe yazarları dağa gitmiştir. Dağa gittikten sonra da kitabını yazmıştır ve o görüşmeden prim yapmıştır. Hatta bizim resmi konutta ben bir yemekli toplantıda bunu söylemiştim de bir tane köşe yazarımız ‘Ama bu hakaret oluyor’ diye isyan etmişti. Yok dedim, vakıa bu; şöhret basamaklarını daha kolay tırmanmak için böyle bir şey içerisine giriyorlar. Dolayısıyla bu husus istismara açık bir olay. Mesele, İmralı’nın ne dediğini öğrenmek değil mi? Bunu öğrenmek için, bunun siyasi temsilcisi olan parti üç temsilci seçiyor ve muntazaman kendisiyle konuşuyorlar. Başkalarının gitmesine ne gerek var? Mesele, bilgi almak ve mesaj vermekse, bu zaten yapılıyor.

İZLEME KOMİTESİ YANLIŞ

SORU: İzleme Komitesi’nin varlığına tamamen mi karşısınız?

Akil İnsanlar Heyeti’ni kuran benim. Ama, Ada’ya bir de böyle bir ekibin gönderilmesini yanlış buluyorum. Bir ara şu çıktı. 15 kişi gitsin. On kişi gitsin. Bu ayrı bir felakettir. Bu Ada’nın meşruiyetini artırma adımıdır. Dolayısıyla bu tehlikeli bir adımdır.

ZORUNLU DERS OLMAZ

SORU: Sözlerinizden şunu çıkarabilir miyiz? Özerklik, anadilde eğitime geçmek gibi talepleri aşırı mı buluyorsunuz?

Anadilde yaygın eğitim diyorsunuz. Bir defa eğitim sistemimizin içerisinde anadil seçmeli ders olarak konuldu mu? Bitti. Daha ne olacak? Bir dezorunlu mu olsun diyorsunuz? Olabilir mi böyle bir şey? Bu ülkenin resmi bir dili var. Batılı ülkelerde, kendi evlatlarımız için bırakın zorunluyu,seçmeli derse bile müsaade etmiyorlar. Halbuki AB müktesebatının içerisinde var bu. Türkiye’de seçmeli ders olarak biz bunu zaten koymuş durumdayız. Şimdi kalkıp bir de zorunlu istiyorlar. Bu istemelerin ardı arkası kesilmez. Bunlar hep devam eder. Hiçbir alanda bu bitmeyecektir. Niye? Samimi ve dürüst davranmıyorlar. 

Partiyi kurup da, ben Güneydoğu’yu dolaştığım zaman, oradaki kanaat önderleriyle yaptığım toplantılarda bana ne söylüyorlardı biliyor musunuz; “Sadece şu olağanüstü hali kaldırın yeter. Biz sizden başka bir şey istemiyoruz.” 

Ve biz olağanüstü hali, Abdullah Bey’in Başbakanlığı döneminde iki ay içerisinde kaldırdık. Kimileri bugün halen bu ülkeyi bölmeye yönelik adımlar, talepler peşinde. Onun için bölücü terör örgütünün bu tür taleplerine evet demek bu milletin tarihine de mevcut yapısına da çok çok terstir.

DEMİRTAŞ’I 6-8 EKİM’DE GÖRDÜK

SORU: Demirtaş Grup Toplantısında size yönelik “HDP var oldukça Başkan olamayacaksın” dedi. Bu sözler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yorum yapmayayım. Ben de bir cümleyle cevap vereyim. Bunlar 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de benim Çankaya’ya çıkamayacağımı söylüyorlardı. Milletimin yüzde 52’si bana teveccüh gösterdi. O, yüzde 10’u bile bulamadı.

SORU: Demirtaş ayrıca yine size yönelik çözüm sürecinde gelen aşamayla ilgili ‘size minnet borcumuz yok’ şeklinde bir cümle kullandı. 

Onların tavrını 6-8 Ekim’de gördük. Halkı sokağa döken bunlar değil miydi? Akşam başka sabah başka konuşuyorlar. Hiçbir zaman bunların bir dediği bir diğerini tutmuyor. Ben kırk yıldır siyasi hayatın içindeyim. Ve bu ömrümün yaklaşık on yılı gençlik teşkilatı yönetmekle geçti. Gençlik teşkilatını yönetirken dahi, biz mitingler yapmışızdır, ciddi basın açıklamaları yapmışızdır, ama hiçbir zaman bunlar gibi şiddetuygulamadık.

*************************************************************************

Ukrayna ile ilgili gözlem ve izlenimler

Ukrayna ile ilgili olarak, yine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile daha önce katıldığım gezi sonrası “notlar ve izlenimler” aktardığım için, bu ülkeyi yeniden uzun uzun anlatacak değilim.

Ama, özetle söyleyecek olursak;

“Ukrayna, SSCB’nin dağılma sürecinde, yani 24 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilân etmiş... 1996’da kabul edilen Anayasa çerçevesinde, Yarı Başkanlık olarak nitelenebilecek Parlamenter Başkanlık sistemiyle yönetiliyor... Türkiye ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, 3 Şubat 1992’de başlamış...

l Ülke, idari yönden “27 birim”den oluşuyor... Bunlar 24 vilayet, özel statüdeki Kırım Özerk Cumhuriyeti ile Kiev ve Sivastapol şehirleri...

“603 bin 500 kilometrekare”lik bir yüzölçümüne sahip Ukrayna’nın nüfusu 44 milyon civarında... Nüfusun yüzde 83’ü Ortodoks, yüzde 8’iKatolik, yüzde 2’si Protestan, yüzde 2’si Yahudi, yüzde 1’i de Müslüman... Kiev’de; bir “Türkiye”nin bir de “Arap”ların inşa ettirdiği “2 cami”bulunuyor... Ama, adım başı “Kilise” görmek mümkün...

Ama ilginçtir;

Rehberimiz İrina’nın da dediği gibi; “kendini bilen” kadınlar, Kilise’ye girerlerken, “başörtüsü” takıp, öyle ibadet ediyorlar!.. Malûm, Türkiye’de de “cami”ye giren “başı açık” kadınlar öyle yapıyor!..

Sözün özü, “başörtüsü bütün dinlerde” var...

yeniakit