Allah’ın Rasûlü (s.a.v) Mekke döneminde İslam davası adına taş üstüne taş koymamış, bir tek ev, bir tek bina yapmamıştı. Biliyordu ki Mekke kendisinin değil, orada egemen olan müşriklerdi. Bırakın taş üstüne taş koymayı, önceden beri sahip oldukları kendilerine ait evlerinden bile sürülüp çıkarılacaklarını biliyordu. Böyle bir ortamda Mekke’de binalar yapmayı aklının ucundan bile geçirmemişti.
Allah’ın Rasûlü (s.a.v) yatırımını hep insan üzerine yapıyordu, insan yetiştiriyordu, gelen vahyin talimi ve ezberi üzerine yapıyordu. Elbette bir mekânları vardı, Erkam’ın evinde buluşuyorlar, Kâbe’de ibadet etmeye çalışıyorlardı ama bir gün buralardan sürülüp çıkarılacaklarını biliyorlardı.
Evet, Allah’ın Rasûlü (s.a.v) Mekke’de taş üstüne taş koymamıştı ama Medine’ye hicret ettiğinde ilk yaptığı iş taş üstüne taş koymak olmuştu. Daha devesinden inmeden buraya yapılacak mescidin yerini tespit edip kararlaştırdı, ardından da yapımını başlattı. Hatta Medine’ye girmeden mola verdiği Kuba’da meşhur Kuba Mescidini yaptırmıştı. Çünkü biliyordu ki artık Kuba da kendilerine aitti, Medine de kendilerine aitti, buralardan sürülüp çıkarılma diye bir şey olmayacaktı.
Bu ölçü bugün dünyanın her yerinde geçerli midir, Müslümanlar olarak yaşadığımız yerlerde hâkimiyet ne kadar bize aittir, İslam adına bütün gücümüzü, varlığımızı binalara mı yatırmalıyız, bunlar üzerinde birazcık düşünmeliyiz diyorum.
Başta da söylediğim gibi bu ölçüler günümüz Türkiye’si ile ne kadar örtüşüyor, Türkiye Müslümanların Mekke’si midir, Medine’si midir, herkes kendisi karar verecek. Çalışmalar doğrudan insan yetiştirmeye mi yoğunlaşacak yoksa bina yapımına mı?
Son yıllarda el konulan binlerce daire, binlerce dershane, yüzlerce yurt ve pansiyona bakarak söylüyorum bunları.
Hem bunu sadece Türkiye için değil Türkiye dışındaki ülkelere gömülen paralara bakarak konuşuyorum, oralar ne kadar Müslümanların olabilir?
Selam ve dua ile.