İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek 36. NATO Zirvesi öncesinde alınan güvenlik önlemlerinin, temel hak ve özgürlükleri fiilen askıya aldığını belirterek bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, zirve güvenliği bahanesiyle gerçekleştirilen toplu gözaltılar, toplanma yasakları ve şüpheli ölümler eleştirilirken, NATO'nun geçmişteki ağır insan hakları ihlallerine de dikkat çekildi.
NATO'nun İnsan Hakları Karnesine Vurgu
Dernek, Irak, Afganistan, Libya ve Gazze gibi bölgelerde ağır insan hakları ihlalleri, işkence pratikleri ve sivil ölümleriyle anılan NATO'nun Türkiye'de ağırlanması adına toplumun asgari güvencelerinin aşılmasını "kabul edilemez bir çelişki" olarak nitelendirdi.
Haymana'daki Şüpheli Ölüm İçin Şeffaf Soruşturma Çağrısı
Açıklamada öne çıkan en kritik başlıklardan biri, 23 Haziran 2026 tarihinde Ankara'nın Haymana ilçesinde IŞİD'e yönelik olduğu belirtilen bir ev baskınında 25 yaşındaki Muhammed Kavi’nin hayatını kaybetmesi ve eşinin ağır yaralanması olayı oldu. Çatışma yaşandığı yönündeki resmî anlatıya karşılık ailenin evde silah bulunmadığı ve tek bir boş kovan dahi olmadığı yönündeki iddialarını hatırlatan MAZLUMDER, yaşam hakkı ihlali iddialarının bağımsız ve şeffaf bir biçimde soruşturulması gerektiğini vurguladı.
"Gözaltılar ve Tutuklamalar Güvenlik Kaygısıyla Tedbiren Yapılıyor"
Zirve öncesi gerçekleştirilen operasyonlara da değinilen haber metninde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 23 Haziran tarihli kararıyla 209 kişinin gözaltına alındığı ve tutuklu sayısının 180'e ulaştığı ifade edildi. Ayrıca "Turkuaz Operasyonu" kapsamında da yüzü aşkın kişinin gözaltına alınıp onlarca kişinin tutuklandığı belirtildi. Dernek, bu uygulamaların somut suç isnadından ziyade güvenlik kaygısıyla ve önleyici bir saikle yapıldığı izlenimi verdiğini, bu durumun hukuka aykırı olduğunu savundu.
Bunun yanı sıra açıklamada, gece yarısı kapı kırılarak yapılan baskınların, ters kelepçe uygulamalarının ve şüphelilerin kamuoyu önünde teşhir edilmesinin işkence ve kötü muamele yasağının ihlali olduğu kaydedildi. Gözaltına alınanlara uygulanan 24 saatlik avukatla görüşme yasağının ise savunma hakkını fiilen ortadan kaldırdığı ifade edildi.
13 Günlük Gösteri Yasağına ve Sansüre Tepki
Ankara Valiliği tarafından 28 Haziran ile 10 Temmuz tarihleri arasında uygulanan 13 günlük toplantı ve gösteri yürüyüşü yasağının Anayasa'ya aykırı olduğu belirtilen açıklamada, bu kararın ölçülülük ilkesini aştığı vurgulandı. Eş zamanlı olarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından muhalif kişi ve grupların sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engelleri de "sansür" olarak nitelendirilerek haber alma özgürlüğünün ihlal edildiği belirtildi.
MAZLUMDER'in Talepleri
Güvenlik ile özgürlüğün birbirinin alternatifi olmadığını belirten MAZLUMDER, yetkililere şu çağrılarda bulundu:
Muhammed Kavi'nin ölümü hakkında etkili ve şeffaf bir soruşturma yürütülmeli, tüm deliller kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Somut delile dayanmayan gözaltı ve tutuklamalara son verilmeli, hukuka aykırı olarak alıkonulanlar serbest bırakılmalıdır.
Avukat görüş yasağı ve dosya kısıtlılığı kararları derhal kaldırılmalıdır.
Gece yarısı operasyonları, kapı kırma ve ters kelepçe gibi rutinleşen kötü muamele uygulamalarına son verilmeli; masumiyet karinesini ihlal edenler hakkında soruşturma açılmalıdır.
Avukatlara yönelik işlemlerde yasal usullere eksiksiz uyulmalıdır.
Ankara'daki genel toplanma ve gösteri yasağına son verilmeli, yalnızca somut tehlikeyle orantılı tedbirler alınmalıdır.
İdare eliyle uygulanan keyfî sosyal medya erişim engelleri kaldırılmalıdır.