Mazlum-Der'den İnsan Hakları Değerlendirme Raporu

MAZLUMDER 2007 Yılı İnsan Hakları İhlali Raporu Değerlendirmesi ve Bilançoları...

2007 MAZLUMDER TÜRKİYE İNSAN HAKLARI DEĞERLENDİRME RAPORU

İnsan hakları alanında 2007’de Türkiye’nin fotoğrafına baktığımız zaman olumsuz gelişmelerin ağırlıklı olduğunu gözlemliyoruz. Türkiye’de yıllardır toplumu, siyaseti gerginliğe sürükleyen insan hakları sorunları vardır. Sorunların temelinde sorunları köklü ve sahici tedbirlerle çözmeye yanaşmayan bürokratik, siyasi irade vardır. Sorunların çözümü için ihlallerin en büyük faili olan Devlet aygıtının kalıcı ve hakiki girişimlerde bulunması gerekmektedir. Büyüyen sorunlar Ülkenin gelişmesi ve refahını etkilediği gibi toplumsal huzurun bozulmasına da yol açmaktadır. Yıllardır ihlal takibi yapan bir insan hakları derneği olarak sorunları tespit, teşhis etmekle kalmayıp gereken uyarıları net verilerle yapmak için bu değerlendirmeyi kamuoyuna sunuyoruz.
Türkiye’de din ve vicdan özgürlüğü alanındaki sorunları ve Kürt sorunu’nu uzun yıllardır zirvedeki yerini koruyan en önemli insan hakları sorunları olarak gözlemlemekteyiz. 2007 yılında da bu özellik devam etmiştir. Bahsedilen alanlardaki sorunların halen yakıcı hak ihlalleri doğurduğu belirgin bir gerçektir.
Halkının çoğu Müslüman olan bir Ülkede dini yaşamın sosyal hayatta görünürlüğüne yönelik önemli kısıtlamalar getirildiğini gözlemliyoruz.2007 yılı içinde de siyaset ve toplumu sarsan önemli olaylar ve ihlaller yaşanmıştır. Dini emirleri yerine getirmek isteyen kişi ve kuruluşlar çeşitli gerekçeler ileri sürülerek ağır bir baskı altında tutulmuştur. Devlet dini kontrol altında tutulması gereken bir alan olarak gördüğü için siyasi nedenlerle din özgürlüğünü belirgin bir şekilde kısıtlamıştır.
Kürt sorunu ise halen devam eden ve adını ne olduğu alanında tartışmaların yaşanmasının bile sorunun çözümü yolundaki engelleri apaçık ortaya çıkardığı çok önemli bir insan hakları sorunudur. Sorunun adının kaçamak ve utangaç bir yolla farklı isimlerle telaffuz edilmesinin çözüm yolundaki en önemli engel olduğunu düşünüyoruz. 40 bin kişinin ölümüne yol açtığı ileri sürülen sorun 2007 yılı içinde de birçok kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Sorun farklı adlandırmalardan kurtulamadığı gibi aslında sadece terör sorunu olarak da gösterilmeye çalışılmıştır. İnsan hakları kavramının Devlet görevlileri ve halk tarafından yeterince bilinmediği bir toplumda oluşan çatışma ortamının insan hakları sorunlarını derinleştireceği açıktır. Sorunun nedenine, kökenine yönelik doğru tespit ve teşhisler yapılmadığı sürece askeri tedbirlerin yeterli olamayacağı bellidir. Sorunun yaşandığı bölgede halkı ikna edecek demokratikleşme adımlarının konjonktürel olmayan kalıcı adımlar şeklinde atılması gerekmektedir. Aslında sadece bölgeyi değil en uzak bölgeleri ve kişileri de şiddetle etkilediği gözden kaçırılamayacak bir gerçektir. Herhangi bir insan hakları sorununun zamanla tüm bünyeyi etkilemesi sosyolojik bir gerçekliktir.

YAŞAM HAKKI
2007 Yılında yaşam hakkı alanında önemli ihlaller yaşandığını gözlemledik. Faili meçhul cinayetler/şüpheli ölümler.385 olay, 376 ölüm. Faili meçhul ölümlerin azalma göstermediği dikkat çekmektedir. Yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğu ortadadır. Devlet’in tüm gücü ve etkinliği ile fail’i meçhul ölümlerin çözümüne odaklanması gerekir. Kolluk kuvvetleri ve yargının zaaf içinde olması fail’i meçhullerin ortaya çıkarılmasında temel etkendir. Devlet ve siyasi iktidar topluma yargısız infazları hoş gösteren hukuk dışı yollarla adalet aranmasına prim veren tüm araçları kontrol altına almalı ve insan hakları standartlarına göre yönlendirilmesini sağlamalıdır. Ayrımcılık üreten Toplumsal anlayış varlığı, hukuk dışı çözümleri hoş gösteren popüler dizi filmler, devam eden çatışma ortamı yargısız infazlar ve fail’i meçhullerden doğan yaşam hakkı ihlallerini meşru gösterebilir. Ancak Devlet, sağlaması gereken bu en büyük hak konusunda evrensel hukuk ilkelerinden vazgeçmemeli ve gereken tedbirleri almalıdır.

ÇATIŞMALARDA ÖLÜMLER
Çatışmalarda ölen ve yaralananlar ciddi bir sayı oluşturmaktadır. 203 olay, 515 ölü, 170 yaralı. Çatışmaların ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde toplandığı gözlenmiştir. Silahlı çatışmaların yaşandığı bölgede insan hayatının değersizleştiğini, artarak devam eden sivillerin mağdur olduğu mayın patlamaları olayları ile de görüyoruz. Bomba/mayın patlaması 268 olay, 100 ölü, 476 yaralı. Resmi raporlarda, Türkiye'de toprağa döşeli toplam yaklaşık 1 milyon, stoklarda ise 3 milyon adet anti-personel karamayını bulunduğu açıklanmaktadır. Türkiye’nin 2003 yılında taraf olduğu anti-personel kara mayınlarının kullanımını yasaklayan Ottowa Sözleşmesi’ne göre, stoklarındaki mayınları 2007 yılına kadar temizlemesi gerekmekte idi. Toprak altındakileri ise 2013 yılına kadar temizlemesi gerekiyor. Mayınların temizlenmesi Devlet’in görevidir. Bu konudaki ihmallerin can kayıplarına ve kalıcı sakatlıklara neden olduğu bir gerçektir. En temel hak olan yaşam hakkının eksiksiz sağlanması için konunun önemine, ciddiyetine en başta Devlet görevlileri inanmalıdır.

KÜRT SORUNU
Kürt sorunu en önemli insan hakları sorunlarından biri olmaya devam etmiştir. Sorunun çözümsüz bırakılması ve devam eden şiddet olayları önemli hak ihlalleri oluşmasına yol açmaktadır. 2007 yılında Kürt sorunu konusunda eski Kara Kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman'ın “sorunun kendilerine yanlış öğretildiğini, Kürt yoktur diye eğitildiklerini, Kürtlerin kimlik hakları bağlamında devletin anlayışsızlığının sorunu içinden çıkılmaz hale getirdiğini” açıklaması yıllardır reddedilen hataların itirafı olması açısından önemlidir. İnsan hakları alanında yıllardır raporlar düzenleyen bizler için bu itirafların yetkili ağızlardan teslim edilmesi olumlu bir gelişmedir. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın insan hakları söylemini ellerinden kaçırdıklarını beyan etmesini önemli buluyoruz. Evrensel bir değer olan insan hakları kavramını araçsallaştırma düzleminde hayıflanarak elden kaçırıldığının açıklanması aslında sorunun kökenine dair ipuçları vermektedir. Hiçbir kaygıdan etkilenmeden insan hakları sorunları ile yüzleşilmeli ve tatminkâr adımlar atılmalıdır. Bu itirafların insan hakları sorunlarında yapılan hataların düzeltilmemesi ile sonuçlanması hayal kırıklığı oluşturacaktır. Israrla parmak bastığımız hak ihlallerinin de bir gün kabullenileceğini tahmin edebiliyoruz. Bu itirafların milyonlarca kişinin mağdur olmasından önce yapılması ise hayati öneme sahipti. TevhidHaber
Bölgeye sadece ekonomik yardım ve teşvikler ile değil, kimlik hakları alanındaki sorunların giderilmesine yönelik çalışmaların da yapılması gerektiği ortadadır. Sorunun çözümü için tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğu en temel insan haklarının ayrımsız herkes için olduğu bir idare tarzı Devlet ve siyasi iktidar tarafından ortaya konulmalıdır. Sorun sadece terör sorunu olarak lanse edilmemeli sorunun çözümüne yönelik çok yönlü adımlar atılmalıdır.
Boşaltılan yakılan köy vakalarının önceki yıllara göre azaldığı gözlenmiştir.1 olay. Zorunlu göçe tabi tutulan kişilerin bir an evvel köylerine dönmeleri sağlanmalıdır.Zorunlu göç nedeniyle dengesi bozulan sosyal dokunun iyileştirilmesi için çaba sarf edilmelidir.
2007’de Türkçe dışındaki dillerin kullanımı ile ilgili kısıtlamalar, medya, yerel yönetimler ve siyasi parti etkinliklerinde yoğun biçimde gözlenmiş, davetiyelerde Kürtçe ifadelere yer verilmesi bile dava konusu yapılmıştır. Ana dilde öğrenim hakkı farklı her dili konuşan kesime tanınmalıdır.

KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ
İşkence/işkence iddiası ve kötü muamele
İşkence/işkence iddiası ve kötü muamele 163 olayda gözlenmiştir. Eski Cumhurbaşkanı Kenen Evren, iktidarda olduğu yıllardaki icraat ve düşüncelerine ilişkin değerlendirmeler yaparken sarf ettiği “…Sanki işkence, 12 Eylül'den önce karakollarda yok muydu? Bütün karakollarda vardı. Yani karakola düştün mü, kötü muamele yapılıyordu. 12 Eylül'de biz polisi serbest bıraktık, rahat çalışsın diye. Onlar yine yaptılar bunu….” biçimindeki ifadeleri ile önemli itiraflarda bulunmuştur.Sorumlu yetkililer tarafından memurların uygulamalarına izin verildiğinin beyan edilmesi cüretkar bir açıklama olduğu kadar yargıya intikal etmesi gereken bir itiraftır.
İşkencenin toplum arasında destek bulmasını sağlamak için işkenceciler “İşkence yapılmazsa suçlular bulunamaz” iddiasını ileri sürmekte, adi suçların artması karşısında ise “CMK çıktı böyle oldu” savunmasını yapmaktadırlar. Böyle bir iddianın ne kadar kabul edilemez olduğu ortadadır. Hiç kimse kanunla kendisine verilmeyen bir görev ihdas edemez. Temel haklar arasında istisnası olmayan tek kurum işkenceden masuniyettir. Savaş hali dahil her ne sebeple olursa olsun işkenceye geçit verilemez, mazur görülemez.
Şiddet olayları sonucu yürürlüğe konulan PVSK daki değişikliklerin belirgin yaşam hakkı ihlalleri oluşturduğunu gözlemledik. Yasanın değiştirilmesi sonrasında keyfi davranışlar ve can kayıpları olabileceğine dair önemli itirazlarımızın medyaya yansıyan olaylarla gerçekleştiğini gözlemlemek son derece üzücüdür. 2007 yılının son 6 ayı içinde yaralanma veya ölüm ile sonuçlanan 15 olay tespit ettik.İstanbul'da polis darbesi ile ölen Feyzullah Ete ve İzmir'de dur ihtarına uymadığı için polis kurşunu ile öldürülen Baran Tursun olayları belirgin bir artış gösteren vakaların göze çarpan son örnekleridir. Sınırsız durdurma yetkisi ile durdurulan kişiler sorgulanmış ve kimi zaman darb edilmiş, üstüne bir de memura mukavemet ettikleri iddiası ile haklarında suç duyurusunda bulunulmuştur. İstanbul’da Muammer Öz isimli bir avukat dahi bu tür muamelelerin mağduru olmuştur.
PVSK da bir an önce insan haklarının geliştirilmesine ve güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına yol açacak davranışlarına engel olunacak düzenlemeler yapılmalıdır. Zira oluşan can kayıplarının ileride tekrar edilebilecek olmasını kabul edilemez buluyoruz.
Toplam gözaltı sayısı 17.194 kişi tutuklamalar ise 639 kişi olarsak tespit edilmiştir. Aradaki farkın büyük olması haksız yere vatandaşların gözaltına alınabildiği kuşkusunu gündeme getirmektedir. Gözaltında ölüm’ün 2 ayrı vakada 2 ölüm olarak tespit edilmesi gözaltında kötü muamele iddialarını maalesef güçlendirmektedir. Bu sorunun engellenmesi için kolluk kuvvetlerinin yaygın insan hakları eğitimimden geçmesi gerektiğini düşünüyoruz.Bu eğitimlerin sonuçlarının idareciler tarafından takibi ve kolluk kuvvetleri arasında insan hakları söyleminin ve eyleminin içselleştirilmesine çalışılmalıdır.

CEZAEVLERİ
Ceza evleri’nde 5 ayrı olayda 5 ölüm tespit edilmesi Devlet güvencesi altında tutulan mahkûmların can emniyeti açısından gereken tedbirlerin yeterli ölçüde alınıp alınmadığı sorusunu akıllara getirmektedir. Cezaevleri sadece ceza uygulama mekânları değil mahkûmların rehabilite edilmesi ve topluma kazandırılması gereken yerler olmalıdır. Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler yasalara göre yargılanan ya da cezalandırılmış insanlardır. Suçlu ya da sanık olmaları sahip oldukları bir takım hakları ortadan kaldırmaz. İnsanlık onuru ile bağdaşır şekilde yaşama hakkı, haberleşme hakkı, istediği dili konuşma hakkı, spor yapma hakkı, sağlık hakkı, hijyenik bir ortamda bulunma hakkı, şikayet hakkı, dilekçe hakkı gibi haklar tutuklu ve hükümlülerin de sahip olması gereken haklardır. Bu hakların kısıtlanmamasına özen gösterilmelidir.
F tipi cezaevleri yapıları itibariyle insan onurunu zedeler niteliktedir. İnsan hakları savunucuları bu tip cezaevlerinin yapımına karşı olduklarını, bunun insan onurunu zedeleyecek niteliğe bürünebileceğini ısrarla vurgulamışlardır.. Yıl içinde F tipi cezaevlerinin koşullarında bazı iyileştirmeler yapılmışsa da bu iyileştirmelerin bazı cezaevi müdürleri tarafından keyfi olarak uygulanmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca mahkumlara farklı uygulamada bulunulduğu da tespit edilmiştir. F tipi cezaevleri için kesin çözüm insanlık onurunu daha fazla zedelemeden bu tip cezaevlerinin derhal kapatılmasıdır.

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
Düşünce özgürlüğü alanında 324 vakanın bulunması 735 yıl hapis cezası 1 kişiye müebbet hapis cezası 154.976 YTL para cezası verilmesi ürkütücü boyuttadır. Cezaevine giren düşünce suçlusu 9 kişidir. Bu rakamlar insan hakları kavramının en önemli öğelerinden biri olan düşünce özgürlüğü adına son derece üzücüdür. Demokratikleşme adımlarının atıldığı iddia edilmesinin sonucu olarak bu rakamlarda düşüş yaşanması gerekirken önemli derecedeki rakamlarla karşılaşmamız dikkat çekicidir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi Ülkemizde düşünce özgürlüğü önünde büyük bir engel teşkil eden 301.maddenin halen yürürlükte olmasıdır.301. maddenin tümden iptal edilmesi gerekmektedir. Bu maddeyi iptal yerine tatminkar olmaktan çok uzak iyileştirme girişimlerini samimiyetten uzak çabalar olarak değerlendirmekteyiz. Şok edici düşünce açıklamalarını dahi düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içinde değerlendiren uluslararası insan hakları standartlarının ve ülkemizi de bağlayan AİHM içtihatlarının siyasi mülahazalarla iğdiş edilmemesi gerekir.301. maddenin devam etmesini sağlayanlar bu maddeden yargılanmaktan dolayı katledilen ve halen hedef gösterilen kişilerin yaşam hakkını gasp ettiklerini unutmamalıdır.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Basın özgürlüğü alanında kapatılan/toplatılan/yasaklanan yayın ve etkinlik 23 olaydır. Gazeteci ve yayın organlarına yönelik baskılar/kısıtlamalar 85 olaydır. Gözaltına alınan gazeteciler 27 olayda, 38’dir. Bu sonuçlar halkın haber alma özgürlüğü alanında resmi anlayışın dışındaki muhalif basın’a yönelik kısıtlamaların devam ettiğini göstermektedir. Ayrıca Askeri birimlerin çeşitli etkinlik ve brifinglerde akredite, akredite olmayan şeklinde basını ikiye bölmesi basın özgürlüğü alanında ayrımcılığın devam ettiğinin belirgin göstergelerindendir.
Basın’ın yol açtığı ihlallerin ise 68 olarak tespit edilmesi basın özgürlüğünün kişi ve kurumlar karşısında güç ve statü teminine yol açabildiğine dair bir göstergedir. Basın özgürlüğünün istismarının önüne geçilmesi objektif kriterlerle sağlanmalıdır.

DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ
Din özgürlüğü alanında belirgin ihlallerin devam ettiği gözlenmiştir. Din ve vicdan özgürlüğü alanında belirgin bir gerileme gözlenmiştir. Eğitim öğretim ve çalışma hayatında uygulanan başörtüsü yasağının daha da akıl almaz boyutlara vardığı gözlenmiştir. Resmi bayramlarda çeşitli illerde protokolde başörtülü bayanların bulunmasından dolayı töreni protesto edip ayrılan askeri erkanın tavrının organize bir davranış olduğu kanaati oluşmuştur. Kocaeli’nde yarışmalarda dereceye giren ve bu yüzden Çanakkale gezisiyle ödüllendirilen öğrencilerin bir kısmının başörtülü oldukları gerekçesiyle sivil kıyafetlerle yapılan bir geziye katılmalarının Milli eğitim müdürlüğü görevlileri aracılığı ile engellendiği gözlenmiştir. Adana Kozan’da ödül almak için sahneye çıkan bir öğrencinin sahneden salonda bulunan askeri bir yetkili tarafından indirilmesi görüntülerinin medyada sergilenmesi toplumda büyük bir infiale sebep olmuştur.Ekranlara yansımayan benzer mağduriyet tablolarının varlığı ise gözden kaçırılamayacak boyutlardadır.TÜBİTAK’ın düzenlediği 15. Ulusal Bilim Olimpiyatları ve 12. Ulusal İlköğretim Matematik Olimpiyatı ödül töreninde dereceye giren İstanbul Özel Şefkat Lisesi öğrencisi Elif Büşra Doğan’ın sahneye başörtüsü ile çıkması nedeniyle yetkililer hakkında soruşturma açan Bakan Hüseyin Çelik’in hukuk dışı uygulamaları sahiplenmesi ve devam ettirmesi büyük tepki toplamıştır.Başörtüsü alanındaki kısıtlamaların bu sene içinde arttırılarak yaygınlaştığı göze çarpmaktadır.
Halkın sorununa duyarlılık göstermede TBMM ve Hükümet iyi bir sınav vermemiştir. Hiçbir mazeret yasak sürdürmenin bahanesi olamaz. Hükümetin ilk günlerde olmasını istediği toplumsal mutabakat vardır. Bu anlaşıldıktan sonra kurumsal mutabakat aranmaya başlamıştır. Bu söylemin hukuk devleti ve demokrasi ile ilgisi yoktur. Aslolan halkın talepleridir. Kurumlar halkın işlerini kolaylaştırmak için vardır. Halkın isteğinin dışında davranan ve direnen kurumların ıslahı demokrasinin gereğidir. Başörtüsü'ne özgürlük talep eden Kocaeli, Sakarya, Ankara, Van, Akyazı, Konya, Kayseri, İzmir ve Antalya’da rekor sayıya ulaşan haftalık veya aylık periyodik sivil toplum gösterileri toplumun ısrarlı talebinin görünürlüğü açısından dikkat çekmektedir.
Farklı dinden kişilere yönelik ihlaller ve baskılarda dikkat çekici bir unsurdur. Azınlık hakları/kültürel haklar alanında 78 olay tespitimiz var. 2006’da işlenmiş olan rahip cinayetlerine çeşitli saldırı olayları ile devam edilmiştir. Malatya’da misyonerlik yaptıkları gerekçesi ile 3 kişi öldürülmüştür. 301. Maddeden defalarca yargılanmış Ermeni yazar Hrant Dink kışkırtılan etnik ayrımcılıktan dolayı gazetesinin önünde öldürülmüştür. Etnik ayrımcılığın bir başka göstergesi ise PKK’nın yaptığı Dağlıca baskınından sonra yaşanmıştır. Bir çok ilde Kürt kökenli vatandaşımıza yönelik çeşitli tacizler yaşanmıştır. Hatta Bursa’da Kürt kökenli bir vatandaşın işyerinin camları kırılmış ve yağmalanmıştır.Etnik ayrımcılığın bizzat resmi yetkililer tarafından teşvik edildiğini Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın halkı “kitlesel karşı koyma refleksine” çağırdığı kamuoyuna yansıyan bir çağrı yaptığı bilinmektedir.Toplumda dini ve etnik ayrımcılığın demokratikleşme çabalarını baltalamaya yönelik olarak yapıldığını görmek üzüntü vericidir.Oluşan gergin ortama rağmen farklı ırklar ve kesimler arasında fiili çatışma çıkmaması ise sevindirici gelişmelerdir.Ancak her an alevlendirilebilecek etnik ayrımcılık potansiyeli mevcuttur.Devletin ve siyasi iktidarın görevi etnik ve dini ayrımcılığın son derece hassas bir konu olduğunu unutmayıp ayrımcılığı körükleyen yayınlara, söylemlere ve eylemlere karşı gereken önlemleri almasıdır.

ASKERİ VESAYET
Askeri vesayet sistemi belirgin bir sorun olmaya devam etmektedir.2007 Nisan ayında toplumda büyük gerginliklere yol açan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde askeri vesayet sisteminin gölgesi hissedilmiştir. Toplantı yeter sayısı olarak Anayasa mahkemesinin 367 sayısında karar kılması ise gerilimi arttıran önemli bir unsurdur.27 Nisan gecesi Genelkurmay başkanlığının internet sitesine konulan ve e-muhtıra olarak adlandırılan bildirinin sivil siyasete müdahale eden ve askeri vesayet sistemini su yüzüne çıkaran somut bir olay olduğu açıktır.Bu yılın insan hakları alanındaki en olumsuz gelişmesi olarak 27 Nisan muhtırasını görüyoruz.

YARGI
Yargı alanında da hayal kırıklığı oluşturan gelişmeler yaşanmıştır. 2006 yılından beri büyük tartışmalara neden olan ve davanın savcısının görevinden uzaklaştırılmasına neden olan Şemdinli davasında sanıkların tahliye edilmesi büyük hayal kırıklığı oluşturmuştur. TESEV’in 2007’de yaptırmış olduğu ''Kurumsal Algı ve Zihniyet Yapıları'' araştırmasının yargı konusundaki gelişmeleri bizzat yaşayanlara bakarak bir mülakat çalışması yapıldığı bölümünde çıkan sonuçlar devletten ve hükümetlerden bağımsız olması gereken yargı açısından dikkat çekicidir. Rapora göre, ''Devlet çıkarları mı, adaletin gerekleri mi? Demokrasi mi, güvenlik mi?'' başlıklı bölümde ''Hakim ve savcılar arasında yargılama faaliyeti sırasında adalet ile devletin çıkarı veya demokrasi ile devletin güvenliği arasında bir karşıtlık çıkabileceği ve bu durumda devletin çıkarlarının korunması gerektiği kanısının yaygın olduğunu gördük''sonucunun çıkması manidardır. Yargının çift başlı olması Şemdinli davasındaki adalet beklentilerini kesintiye uğratan ana unsurlardandır. Askeri yargı iptal edilmelidir.
Uluslararası Ceza mahkemesi'ne Türkiye halen taraf olmamıştır.Uluslararası Ceza mahkemesi Uluslararası toplumu ilgilendiren en ciddi suçları işleyen kişiler üzerinde yargı yetkisine sahiptir. Başbakan Erdoğan, 2004 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin kısa sürede bu anlaşmayı onaylayacağını bildirmesine rağmen bu konuda hiçbir adım atılmamıştır..Hiç bir kaygı adaletin, hukukun üstünlüğünün önüne geçmemelidir.

ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ
Öğrenim özgürlüğü alanında 120 olay tespit edilmiştir. Hukukla bağdaşmayan meslek liselerine yönelik katsayı adaletsizliği halen devam etmektedir. Haksızlık meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Siyasi yaklaşımlar ile tek tipleştirici bir eğitim sistemi sürdürülmektedir.
12 Eylül darbe düzeninin kurumlarından YÖK devam ediyor ve öğrencilere son derece dar bir alan bırakıyor.2007 yılında YÖK’ün baskıcı otoriter bir eğitim anlayışını Üniversitelerde uyguladığını gözlemledik. Bilimsel ve katılımcı bir eğitimi engelleyen ve üniversitenin özgürleşmesini imkansızlaştıran YÖK kaldırılmalı, yetkileri daraltılmış ve sadece koordinasyon görevi bulunan bir kurul oluşturulmalıdır.
Okulda Şiddet/Öğrenci olayları 29 olaydır. Okuldan Uzaklaştırma 314 olay, Okulda Soruşturma 547 olay, 52 öğrenciye okuldan atma18 öğrenciye kınama cezası verilmiştir. Orta öğrenimde artan şiddet olayları dikkat çekmektedir. Öğrencilerin Uyuşturucu kullanımının arttığına dair verilerde artış vardır. Ders kitaplarında insan hakları ilkelerine aykırı bilgiler ayıklanmalıdır.
Örgütlenme özgürlüğü ile ilgili 342 sivil toplum örgütlerine yönelik baskılar/saldırılar ile ilgili olarak 46 olay tespit edilmiş olması düşündürücüdür. Demokrasi’nin vazgeçilmez unsuru olan vatandaşların birliktelik oluşturarak yönetime katılması olgusuna yönelik önemli engellemelerin halen devam ediyor olması üzücüdür. Demokratik bir toplumda örgütlenme özgürlüğünün sağlanması yönünde Devlet aygıtına çok iş düşmesi gerekirken engelleyici rol üstlenilmesi kabul edilemezdir.2911 No’lu toplantı ve gösteri yürüyüşü kanunu’nun uygulanmasında kolluk kuvvetlerinin keyfi davranışlar sergilediği sıklıkla gözlenmiştir. Örgütlenme özgürlüğü mücadele edilmesi gereken rakip bir unsur gibi görülmemeli aksine sivil siyasal katılımın en önemli öğesi olarak korunmalı ve geliştirilmelidir.

MÜLTECİ HAKLARI
Sığınma hakkına yönelik ihlaller 222 olayda gözlenmiştir. 10.548 kişinin insan ticareti öğesi olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Yılın son ayında ardarda meydana gelen Ege Denizindeki tekne faciaları mültecilerin dramını su yüzüne çıkarmışsa da hala etkin önlemler alınmamıştır.
Mülteci hakları genellikle toplumun gündeminde olmasa da artan bir oranda belirgin bir insan hakları sorunu olmaya devam etmektedir. Türkiye iltica ve sığınma hukuku ile ilgili özel yasaları hayata geçirememiş ve AB üyelik sürecinde yerel mevzuatta yapmayı taahhüt ettiği düzenlemeler konusunda bir ilerleme sağlayamamıştır. Türkiye'nin ilticada geçiş merkezi olmasından dolayı insan ticaretinin tüm yüz kızartıcı örnekleri meydana çıkmıştır. Türkiye'de çeşitli kamplarda yaşayan mülteciler belirsizlikten kurtarılıp gayri insani yaşam koşullarından kurtarılmalıdır. Tabiiyeti altındaki Devlet'in olası ölüm cezası ihtimali göz ardı edilerek birçok mültecinin Ülkelerine iade edildiğini gözlemliyoruz. Yetkili çevreleri mültecilerin can güvenlikleri başta olmak üzere temel haklarını koruma altına almaya, aynı zamanda insan kaçakçılığı ile daha fazla mücadele etmeye çağırıyoruz. Sığınma hakkının yeni anayasada mutlaka ayrı bir maddede düzenlenmesini, özel iltica yasasının biran önce çıkarılmasını ve uluslararası çerçeve sözleşmedeki coğrafi çekincenin kaldırılmasını talep etmekteyiz.

ÇALIŞMA YAŞAMI
Çalışma yaşamına yönelik ihlaller 451 olay olarak ortaya çıkmıştır. Ölenler 239 kişidir. Yaralananlar 1698 kişidir. İşten atılanlar 3974 kişidir. Çalışma yaşamına yönelik ihlallerin yüksek bir sayı arzetmesi sosyal güvenlik sisteminin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini göstermektedir. Çalışma yaşamında iş emniyeti ve güvenliğinin yeterince sağlanmadığına dair bulgular göze çarpmaktadır. Ayrıca toksik atıklarını halka zarar vermeyecek bir şekilde atması gereken birçok Fabrika’nın gereken işlemleri yapmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Devletin İlgili birimlerinin konuyu titizlikle takip etmesi gerektiği ortadadır.Her geçen gün büyüyen çevre kirliliğinin temelinde etkin önlemleri almayan idarecilerin suçu büyüktür.

SAĞLIK HAKLARI
Sağlık hakları alanında 149 olay tespit edilmiştir. Hasta hakları alanında hastanelerde hasta hakları kurullarının varlığını olumlu buluyoruz. Ancak sivil toplum kuruluşlarının bu kurullara katılımının azlığı dikkat çekmektedir. Bu kurullar insan haklarına uygun bir sağlık politikasının geliştirilmesine önayak olmalıdır. Hastanelerin insanlar hasta olacağı için kurulduğu unutulmamalı ve idari tüm işlemlerde hasta hakları ön planda tutulmalıdır.

KADIN HAKLARI
Kadın hakları alanında 167 olay dikkat çekmektedir.Kadın’ın sosyal hayata etkin bir şekilde katılımı önündeki engellerin çeşitli şekillerde devam ettiğini gözlemliyoruz.
Cinsel taciz ve tecavüz olaylarındaki artış dikkati çekmektedir. Sayı 39.207 yılının son günü Taksim’de yılbaşı kutlamaları sırasında turistlere yönelik taciz olayının ekranlara yansıması olayın medyatik yüzü ise de olgunun genel hali açısından dikkat çekicidir. Taciz olaylarının ortaya çıkmasına yol açan etkenler objektif değerlendirmelerle ortaya çıkarılmalıdır.Kadın’ın reklam vb. konularda istismar aracı olarak kullanılmasının önüne geçilmelidir.

TÖRE CİNAYETLERİ
Töre cinayetleri 44 olay, 53 ölüm ile önemli bir sayı oluşturmaktadır. Türkiye de kadın sorunlarından en can yakıcı olanlarından biriside töre cinayetleridir şüphesiz. Töre veya namus adı altında kadınlara herhangi bir erkekle bir şekilde ilişkilerinin bulunduğunun anlaşılmasının ardından aile meclisinden birisinin yaşamlarına son verme kararının alınmasının ardından kadın ve kızların ölüm fermanları veriliyor. Töre cinayetini işleyenlerin özellikle 18 yaş altında az ceza alabilecek kişiler olmasına dikkat ediliyor. Töre cinayetlerinin bir kısmına intihar veya kaza süsü verilmesi veya çeşitli şekillerde örtbas edilmesi, töre cinayetlerinin sayısının sağlıklı bir biçimde belirlenmesini zorlaştırıyor. Töre cinayetlerinin iki etkin sebebinde; birinci olarak feodal yapı, ikinci olarak ise eğitimsizlik olduğunu belirtebiliriz. Sorunun çözümü noktasında yerel yetkililere önemli görev düşmektedir. Bununla birlikte eğitimciler din adamlarının katılımıyla ortak bir bilinçlendirme çalışması yapılmalıdır.
Töre cinayetlerinin kesintisiz bir şekilde devam etmesi eğitim çalışmalarının arttırılması , sığınma evi sayısı arttırılması, kadının istismarının hayatının her alanında önüne geçilmesi gerçeğini tekrar gözler önüne sermektedir.

ÇOCUK HAKLARI
Çocuk hakları alanında 203 olay tespit edilmiştir. Çöplüklerden çıkarılan bebek cesetleri, sokağa bırakılan yeni doğmuş bebeklerin her geçen gün artması, çocuk denecek yaşta tecavüze uğrayan kadınlar çocuk hakları alanında sorunun kökenine yönelik tematik çalışmaların önemini arttırmaktadır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) verilerine göre, Türkiye'de her sene ortalama 500 bebek sokağa bırakılıyor.Ana karnındaki bebeğin de yeni doğan bir bebeğin de anne babası veya başkalarının herhangi bir mazeretinin geçerli olamayacağı en temel hakkının, yaşam hakkı olduğu her vasıtayla anlatılmalıdır.Aile- çocuk ilişkisi titizlikle takip edilmelidir. Yaşam hakkının en önemli hak olduğunun anlaşılması sahiplenilmek istenmeyen çocukların mağduriyetini azaltabilir. Sosyal baskı unsurlarının hiçbirinin yaşam hakkını çiğneyemeyeceğinin eğitimi yaygın bir şekilde verilmelidir.
Sosyal Hizmet Kurumlarında ve okullarda yaşanmaya devam eden cinsel taciz ve dayak vakıaları her geçen gün soruna somut ve şefkatli çözümler bulunmasını zorunlu hale getirmektedir. Sosyal Hizmet Kurumlarında ve okullarda yaşanmaya devam eden cinsel taciz ve dayak vakıaları devlet kurumlarının güvenilirliğini her geçen gün biraz daha yitirmesine sebep olmaktadır. Sosyal hizmet kurumları çaresizliğe itilen kişilere yalnız olmadıklarını hatırlatıcı bir etkinlikte olmalıdır Çocuk Hakları alanında yaşanan onca ihlale rağmen ülkede hala bir “Ülke-Çocuk Politikası” geliştirmek mümkün olmamıştır.

ENGELLİ HAKLARI
Engelli hakları alanında 13 olay tespitimiz vardır. Engelli vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm önerileri bulunulmaya çalışılsa da bu, engelsiz kişilerin farkına varamadığı bir çok eksikliğin giderilemediği gerçeğini örtmemelidir.

AİHM
AİHM ‘de Türkiye’nin ödemesi gereken tutar 3.801.926 € dur. AİHM’de en fazla dava edilen 3. Ülke olunması dikkat çekmektedir. Türkiye hakkında açılan yaklaşık 10 bin davanın büyük bölümü ifade ve örgütlenme özgürlüğü ve adil yargılanma ile ilgilidir. AİHM’de Türkiye’nin ceza almasına yol açan İdari uygulamaları yapan idarecilerin ödemesi yerine bunun hazine’den yapılması idari mercilerin hatalarının halka yükletildiğini göstermektedir.
Yıl içinde tartışılan yeni Anayasa çalışmalarını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. İnsan hakları sorunları’nın çözümü konusunda somut demokratikleşme adımları atılmasını bekliyoruz. Siyasi ve bürokratik kaygıların insan haklarına dayanan bir anayasa yapılmasına engel teşkil etmemesini diliyoruz.

2007 YILLIK BİLANÇO

YAŞAM HAKKI

FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER/ŞÜPHELİ ÖLÜMLER

385 olay, 376 ölüm

TÖRE CİNAYETLERİ

44 olay, 53 ölüm

YERİNDE İNFAZ /İŞKENCE İLE ÖLÜM

28 olay, 29 ölüm, 22 yaralı

ÇATIŞMALARDA ÖLEN VE YARALANANLAR:

203 olay, 515 ölü, 170 yaralı

SİVİLLERE YÖNELİK EYLEMLER :

48 olay, 12 ölüm, 77 yaralı

BOMBA/MAYIN PATLAMASI

268 olay, 100 ölü, 476 yaralı

KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ

KAÇIRMA/KAYIP

51 olay, 38 kaçırma, 63 kayıp

İŞKENCE/İŞKENCE İDDİASI ve KÖTÜ MUAMELE

163 olay

CİNSEL TACİZ/TECAVÜZ

39 olay

ÇEŞİTLİ AMAÇLARLA YAPILAN BASKI VE TEHDİTLER

179 olay

GÖZALTILAR

17.194 kişi

TUTUKLAMALAR

639 kişi

GÖZALTINDA ÖLÜM

2 olay, 2 ölüm

YERLEŞİM MERKEZLERİNE YÖNELİK BASKILAR

44 olay

TOPLU MEZARLAR

4 olay

BOŞALTILAN / YAKILAN KÖYLER

1 olay

CEZAEVLERİ

80 olay

CEZAEVLERİNDE ÖLÜM

5 olay, 5 ölüm

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ

324 olay

Verilen ceza

735 yıl hapis cezası

1 kişiye müebbet hapis cezası

154.976 YTL para cezası

Onanan ceza

Cezaevine giren düşünce suçlusu

13 yıl, 6 ay hapis cezası

9 kişi

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

RTÜK

2 kez bölgesel yayın yasağı

KAPATILAN/TOPLATILAN/YASAKLANAN YAYIN VE ETKİNLİK

23 olay

GAZETECİ VE YAYIN ORGANLARINA YÖNELİK BASKILAR/KISITLAMALAR

85 olay

GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLER

27 olay, 38 gözaltı

BASININ YOLAÇTIĞI İHLALLER

35 olay

DİN ÖZGÜRLÜĞÜ

68 olay

ÖĞRENİM ÖZGÜRLÜĞÜ

Okulda Şiddet/Öğrenci olayları

Okuldan Uzaklaştırma

Okulda Soruşturma

Okuldan Atma

120 olay

49 olay

314 öğrenciye uzaklaştırma

547 öğrenciye soruşturma

52 öğrenciye okuldan atma

18 öğrenciye kınama cezası verilmiştir.

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ

342 olay

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK BASKILAR/SALDIRILAR

46 olay

SIĞINMA HAKKINA YÖNELİK İHLALLERİ

İnsan Ticareti

222 olay

10.548 kişi

ÇALIŞMA YAŞAMINA YÖNELİK İHLALLER

451 olay

ÖLENLER:

YARALANANLAR:

239 kişi

1698 kişi

İŞTEN ATILANLAR:

3974 kişi

SAĞLIK

149 olay

KADIN HAKLARI

167 olay

ÇOCUK HAKLARI

203 olay

AZINLIK HAKLARI/KÜLTÜREL HAKLAR

78 olay

ENGELLİ HAKLARI

13 olay

ADİL YARGILANMA

99 olay

AİHM: Türkiye’nin ödemesi gereken tutar:

3.801.926 €

MAZLUMDER Genel Başkanı
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU

Güncel Haberleri

İŞGALCİ İSRAİL, BATI ŞERİA’DA 34 YENİ YERLEŞİM PLANINI ONAYLADI
İRANLI KOMUTAN MUSAVİ'NİN SON MESAJI ORTAYA ÇIKTI
Devrim Muhafızları küçük kız çocuğun isteğine kayıtsız kalmadı! Pembe füze...
Levent'teki İsrail Konsolosluğu yakınında silahlı çatışma: 2 kişi etkisiz hale getirildi
Levent Gültekin: İran, ABD'nin Yenilmez Olduğu Algısını Sarstı