Mart kapıdan baktırır mı?

Abdurrahman Dilipak

Çocukluğumuzda öyle derlerdi: “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır”. 40 ikindi yağmurları yağardı Karadeniz’de, “Kocakarı soğukları” vardı. “Küresel ısınmayı” bilmezdik eskiden.

“Mart” diyince “31 Mart” gelirdi aklımıza. “İrtica” gelirdi. Mustafa Kemal Selanik’ten İstanbul’a gelen harekat ordusunda yer almıştı..

Hemen hatırlatalım, tarihteki 31 Mart, bugünkü 31 Mart değil.. Osmanlı çok dilli, çok kültürlü bir toplumdu. Sadece Hicri takvim kullanılmazdı, Miladi takvim de vardı, Rumi takvim diye bir başka takvim daha kullanılırdı, resmi işlemler için.

109. yılında 31 Mart isyanı tarihimizin karanlık dönemlerinden biridir. Osmanlıda  ilk irticai ayaklanma komplosu 31 Mart 1325/ 13 Nisan 1909’da Rumeli’den İstanbul’a getirilip Taşkışla’ya yerleştirilen 4. Avcı Taburu tarafından başlatılmıştı.

Mart ayına girerken gündem yine aynı. Afrin, uyum yasaları, seçim, terör, AB, ABD ile ilişkiler, ittifak konusu, FETÖ ve bunlara benzer şeyler.. Şimdi buna bir de Salih Müslüm belası eklendi. Batı yine bildik batı. Garp cephesinde yeni bir durum yok. 

İlginç değil mi? Salih Müslüm PYD’nin eski eş başkanı. Terörist. Elini kolunu sallayarak Avrupa’ya gidiyor. Çekya’da yakalanıyor ve AB’den ayrılmamak kaydı ile serbest bırakılıyor. Tamam, batı bize ihanet ediyor ama, daha önemli bir başka gerçek; PKK, PYD, HDP; bunlar batının içimize soktuğu Truva atı. Onların tetikçisi.. Bu sonuç, bazı gerçeklerin anlaşılması için önemli!

PYD köşeye sıkıştı ya, FETÖ davaları da tek tek sonuçlanıyor. Bu arada Afrin’de Türkiye sınırları tamamen TSK ve ÖSO’nun kontrolünde. PYD’nin Türkiye’ye giriş kapısı kalmadı bu bölgeden. Birileri için can sıkıcı bir durum bu. O birileri yeni bir kriz dalgası, şiddet sarmalı için düğmeye basabilir. Herkesin dikkatli olması gerek.

Şubat’a veda ederken, tarihe “Struma faciası” olarak geçen, 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerden kaçmak için Romanya’dan kaçan, 769 Yahudi (300 kadarı çocuk, 200 kadarı da kadın. Yaşlılar ve hastalar da vardı.) yolcuyu taşıyan Struma adlı gemi ile İstanbul açıklarına gelmişti. Gemileri arızalanınca 15 Aralık 1941 günü Sarayburnu açığına demir attılar. Gemideki 769 yolcu 70 gün gemide bekletildi.

Yıl 1941. CHP tek başına iktidar. Daha doğrusu tek parti dönemi. İnönü ebedi şef. Ankara o günlerde Almancı. Hitler’in doğum günü partilerine katılıyorlar. Musolini’ye bir “terbiye diktatörlüğü kurdu” diye övgüler diziyorlar. “Anadolu yaylalarında, çıplak ayakları ile şaraplık üzüm ezen Normandiya köylüleri”ni arıyorlar. “Yavru kurt”lar, “kara gömlekliler”, ”dağ başını duman almış” marşları ile “10 yılda 15 milyon genç yaratma” heyecanının sarhoşluğunu yaşıyorlar.

Struma kimin umurunda!. Beklenen yardım gelmez. “Milli Şef” yönetimi gemiyi, Şile açıklarına çektirir ve yolcular yakıtsız, yiyeceksiz bırakılır.

Struma, 24 Şubat 1942’de, gece Karadeniz açıklarında bir denizaltıdan atılan torpido ile batırıldı. Sonuç: Gemideki 769 yolcudan 768’i hayatını kaybetti.

CHP işte bu! Zulmetmedik ahali bırakmadılar. Varlık vergisini hatırlayın. Gayrimüslimlerin Aşkele’ye sürüldüğü günler. Bakıyorum da dünden bugüne fazla bir şey değişmedi.

Ankara hükümeti, o günlerde faşizan özlemlere sahip bir hükümetti. İkincisi Yahudilerin bir trajedi yaşaması gerekiyordu ki, bütün kapılar yüzlerine kapansın ve tek açık kapıdan geçerek Filistin topraklarına gitsinler. Onları kimsenin kabul etmemesi gerekiyordu. Dönmemek üzere gitmeleri gerekiyordu. İngilizler öyle istiyordu. Siyonistler öyle istiyordu. Evet bir trajedi yaşandı. Aynı acıyı Çingeneler, komünistler, engelliler de yaşadı. Ama özellikle Yahudilerin yaşadıkları trajedi, olduğundan çok daha büyük bir şekilde yansıtıldı..

“İsrail projesi” Yahudilerden çok İngilizlerin ve Siyonistlerin bir projesi!

Bu arada ABD, Kudüs›te açmayı planladığı büyükelçilik için tarih verdi. Kışkırtmaya devam ediyorlar. Daha doğrusu akıllarınca “Tanrıyı kıyamete zorluyorlar”. Doludizgin uçuruma doğru koşan “içine cin kaçmış domuz sürüleri”ne benziyor sanki, bu aklın sahipleri. ABD, Kudüs’teki büyükelçiliğini İsrail’in 70’inci kuruluş yıldönümünü kutlayacağı 14 Mayıs tarihinde açacakmış. Mart, nisan ve mayısın ilk yarısında giderek büyüyen bir öfke görecekler İslam dünyasından.

ABD bir bahane uydurup bölgeyi cehenneme çevirmeye çalışıyor sanki. PYD ile de hayalleri gerçek olmadı. Şimdi yeni planlarını İsrail üzerinden deneyecekler. Daha fazla şiddet, daha fazla kan, daha fazla gözyaşı.

İngiltere, Suriye’nin kimyasal silah kullandığını tesbit ederse askeri olarak Esad rejimine müdahale edecekmiş!. Güldürmeyin beni. İsterseniz o isbatı bulur, bulmasanız bile Irak’ta yaptığınız gibi uydurursunuz. Hani daha önce de bir “cehennem topu” uydurmuştunuz ya! En kötü ihtimalle yaptırır, suçlarsınız. Bunu yaptıracak Suriye rejimi içinde de yığınla adamınız olmalı. Yoksa İngiliz istihbaratı tatile mi çıktı!

Şubat biterken 25 Şubat’ta Varşova Paktı feshedilmiş, 28 Şubat’ta, “Osmanlı Glastnost ve Perestroyka’sı”(!) olan Islahat Fermanı ilan edilmişti. Erbakan’ın vefatı da şubat sonundaydı. Mart’ta Şehidler günü, Nevruz günü var. Hilafet kaldırıldı, tevhid-i tedrisat kabul edildi. Diyanet kuruldu, telefon icad edildi. İstiklal Marşı kabul edildi. 12 MART 1971’de bir defa daha darbe indirildi millet iradesine.

Mart ayı son derece önemli olayların yıldönümü ile dolu. Çanakkale savaşının sonu, İstanbul’un işgali, Irak’ın işgali (2003), 25.3.2009 da Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadeti, 26.3 1979’da Mısır-İsrail barışı, 26.3.1975’de Faysal şehid edilmişti. 30 Mart Fatih Sultan Mehmed’in doğumu, 31 Mart biliyorsunuz Osmanlının son dönemindeki irtica yaygarasına sebeb olan hadiseler yaşanmıştı..

Baharın gelişinin anlatan cemrelerin ilki 20 Şubat’ta havaya düşmüştü.. Havalar ısınmaya başladı 2. cemre 27 Şubat’ta suya düştü.. Üçüncü cemre ise, 6 Mart’ta toprağa düşecek. Ağaçlara su yürüyecek, çiçekler açacak. Bekleyin inananlar, bahar gelecek bahar. Selâm ve dua ile.