Mahşere imanda yalpalamalar

Ahmet Taşgetiren

Kirli kalemler var.

Benim bu sütunda yazdığım “Mahşer hassasiyeti”ne ilişkin yazıları, meselâ Ekrem İmamoğlu’nu savunma amacıyla yazdığımı iddia eden…

Oysa çok daha önce de yazdım “Mahşer hassasiyeti”ni.

Adalet epey bir zamandır sancılı bu ülkede… Adaletin terazisi sağlıklı işlemiyor. O yüzden de insanlar, ne yapsınlar, “Mahşer adaleti”ne sığınıyor. Orada terazi milim sapmaz, buna inanmışlar. “Zerre miktar iyilik varsa da görülecek, kötülük varsa da görülecek.”

İman bu.

Bunun da istisnası yok. İster belediye başkanı olun, ister Cumhurbaşkanı… İsten baba olun, ister anne, ister evlat. İster amir olun ister memur, ister iş adamı olun, işter çalışan, ister satıcı olun, ister alıcı… Hangi rolün hakkını hak ettiği ölçüde veremiyorsan korkacaksın. Yazar da korkacak… Kalemini kirletmişse korkacak. Kalemini, birisinin hakkına tecavüz için kullanmışsa korkacak. Yalan yazmışsa, iftira atmışsa, korkacak.

Şöyle bir soru var kuşkusuz:

-Her ahirete, mahşerde hesap görüleceğine inandığını söyleyen gerçekten inanıyor mu? Yoksa “mış gibi yapma” alışkanlığı en çok ahiret hassasiyeti söz konusu olduğunda mı devreye giriyor?

Şöyle bir durum da var kuşkusuz:

-Mahşer ortamında şunun veya bunun hakkına tecavüz etmiş olmamın gerekçesini anlatırım, buna da inanılır. Diyelim falanca adam, o bizim düşmanımız, o batıl biz Hakkız, onu tasfiye etmek için her türlü suçlamayı yaptık, “Hak namına” yaptığımız bu işin bir sorumluluğu olur mu? Yani ki, bu dünyada iken düşman diye nitelediğimiz insanlara karşı adaletli davranma gibi bir sorumluluğumuz var mı, bunun Mahşer’de önümüze çıkması söz konusu mu?

Oysa şu bilgi ne kadar önemli:

Kıldığınız namazın hakkını vermemişseniz, o namaz sizin yüzünüze çarpılacak. Süte su katmışsanız onu bir melek görecek. Hileli mal üretmişseniz, komşunun bahçesine çöp atmışsanız, seçimde hile yapmışsanız… görüleceksiniz.

Hadi bakalım.

Mahşer ortamındaki “hassas” terazinin nasıl bir şey olduğunu düşünmek çoğu zaman işimize gelmiyor. Oradaki yargılamayı burada bitirebileceğimizi sanıyoruz. Bir tür mahşer terazisinin başına geçiyoruz. Bu nasıl bir iddiadır, onu bile düşünecek takatimiz yok.

Ya da şöyle: O terazi, şimdi bizim yaptığımız gibi kararları bize yontacaksa işimize geliyor. Kim bilir belki de torpil vardır orada (haşa), mülakatla geçilir Sırat köprüsünden (haşa), cennetin en kıyak yerinde köşke oturtuluruz. Ağzım kurusun denir bizde böyle olmazlar için…

Kirli kalem, kirlendiğinin bile farkında değil. Kendisi ile birlikte değerleri de aşağıya çektiğinin farkında değil.

Ölçü kaybolmuş.

Ekrem İmamoğlu da korkmalı, Tayyip Erdoğan da…

Ben de korkuyorum. “Havf ve reca” demişler. “Korku ve ümit.” Evet, şehir İmamoğlu’na emanet edilmişse, üç kuruşun hesabını verecek. Bu dünyada sorulmazsa, “Öte”de verecek.

Tayyip Erdoğan’a bütün ülke emanet edilmiş. Onun makamındaki Ömer’e ne deniyor: “Dicle kenarında bir kuzuyu kurt parçalarsa gelir ilahi adalet ondan sorar.”

Ben kalkıp, “Adalet istiyorum” diye çığlık atan insanların sesinin Mahşer’de yankılanacağını söylersem Tayyip Erdoğan’a haksızlık mı yapmış olurum? Yoksa orada yaşanacak zorluğun bu dünyada iken telâfi edilmesi için bir fırsat kapısı mı sunarım?

Bütün zamanlarda, elinde güç biriktiren insanlara uyarı yapılmış.

Babanın, annenin sorumluluğu var.

Anne-baba yaşlandığında evlatların sorumluluğu var.

Hepsi yazılıyor, diyorum.

Kiramen katibîn” diye bilinen yazıcı melekler, göz kaş işareti ile yapılan alayın – kınamanın bile defterini tutuyor. Değil ki çamura batırılarak yazılan yazıların hesabı olmayacak! Dilin afeti var, elin, gözün afeti var. İnsansın sen, insan kal. Allah’ın “ahsen-i takvim- en güzel yaratılış” diye nitelediği kıvamda kal. Aşınma, kalbini aşındırma, insanlığını aşındırma…

Hele bunu suret-i haktan görünerek hiç yapma. Bir de “Hak” adına hesabı sorulacak kirli yazıların… “Bu adam muhafazakârsa” diye başlayan cümleleri duydun mu? İşte o levsiyyata isyandır o cümleler. Çamurlaşmaya isyandır.

Bir de yazdığın kirli yazılar çoğaltılıyorsa, yandın sen. Ateşler seni bekliyor. Hadi temizle bakalım tüm yüreklerden, zihinlerden akıttığın kirleri…

Belki de sırıtacaksın bunları okuyunca… İşte o da, Mahşer ıskalamasının psikolojisidir. Iskalamazsan sancıdan yüreğin kavrulur çünkü. “Hayata ölüm terbiyesi” diye bir iş var, bunu en çok medyanın orasında burasında rol üstlenenler bilmeli. Çünkü söylenen bir kelimeciğin milyarlarla çoğalacağı bir alandır orası… Kir üreten kirli bir dosya ile kapatır hayatı. Yazık olur.