Madem özgürlük yok, bu yazılanlar-konuşulanlar ne?

Hasan Karakaya

Herhalde duymuşsunuzdur... Geçenlerde, ABD"de ilginç bir olay yaşandı... Ünlü aktör George Clooney, Washington"daki Sudan Büyükelçiliği önünde bir "protesto gösterisi" düzenledi...

Ne var ki; "kuralları ihlâl ettikleri" gerekçesiyle, George Clooney"le birlikte babası, bir kongre üyesi ve 10 kişi daha ABD polisi tarafından gözaltına alındı.
 
Ne enteresandır ki;
 
Ünlü aktör George Clooney gözaltına alındı diye, hiç kimse "sanata ve sanatçıya darbe"den, "ifade özgürlüğüne sansür"den filân söz etmedi.
 
Zira, herkes biliyordu ki;
 
Herhangi bir konuya "dikkat çekmek" istiyorsan, ilk önce "hukukî kurallar"a uyacaksın!.. Eğer, "hukukî kuralları çiğneyerek" bir konuya dikkat çekmeye çalışırsan, George Clooney bile olsan, sonuçlarına katlanırsın!..
 
İşte bu yüzden; ABD"de hiç kimse bu "gözaltı"yı yadırgamadı, hiç kimse "sanata ve sanatçıya baskı"dan söz etmedi.
 
DURSUN ÇİÇEK"İN SÖZLERİ
 
Peki, aynı olay Türkiye"de yaşansaydı ne olurdu?.. Herhalde, birçokları hemen sokaklara fırlar, "Sanatçının ifade özgürlüğü engelleniyor" diye, bir yerlerini yırtarcasına bas bas bağırırdı.
 
Nitekim; "annesinin vefatı" sebebiyle Silivri Cezaevi"nden izinli çıkan Balyoz sanığı emekli albay Dursun Çiçek, öyle bağırmış;
 
"İçerisi cehennem,
 
Dışarısı daha da beter!"
 
"Ergenekon bülteni" gibi çıkan Sözcü"ye konuşan Dursun Çiçek, demiş ki;
 
"Silivri"de tutuklu ve hükümlüler aynı kefeye konuluyor... Biz, burada cehennemi gördük... Ama dışarıdakilerin durumu daha da kötü!..

Çünkü, özgür değiller... İçeride ise risk yok, her şeyi konuşabiliyoruz!"
 
Ergenekon"un Sözcü"sü, Dursun Çiçek"in sözlerine yer verirken, Washington Times gazetesi yazarı Luke Montgomery"nin görüşlerini de aktarmış...
 
Luke Montgomery "Ateşle oynamak. Türkiye"de gazetecilik" başlıklı makalesinde Nedim Şener ve Ahmet Şık"ın da aralarında bulunduğu 4 kişinin tahliyesine dikkat çekip, demiş ki;
 
"ABD yönetimine acımasızca hücum eden, Jay Leno gibi komedyenler, kuşkusuz ki sanatlarını Türkiye"de yapmış olsa, kendilerini bir idam mangasının önünde bulurlardı."
 
Mı acaba?..
 
Bence, tam aksi geçerli...
 
Zira; gerek emekli albay Dursun Çiçek"in, gerek ABD"li yazar Luke Montgomery"nin iddialarının aksine, Türkiye"de; eli kalem tutan herkes yazıyor, ağzı olan herkes konuşuyor!..
 
Hem; öyle yazıyorlar, öyle konuşuyorlar ki, "kalemleri ve ağızları ishal olmuş" gibi!
 
Yazmak ve konuşmak bir tarafa; "saçmalama ve küfretme özgürlüğü"nü bile sonuna kadar kullanıyorlar!..

Hiçbiri de; ne "içeri" atılıyor, ne de "idam mangası"nın önüne çıkarılıyor.
 
FERHAN ŞENSOY DİYE BİRİ!
 
Alın size bir örnek...
 
ABD"li yazar Luke Montgomery, ABD yönetimini eleştiren Jay Leno adlı "komedyen"den örnek verip; "Bunu Türkiye"de yapsa, kendisini idam mangasının önünde bulurdu" demiş ya; belli ki, Türkiye"deki "komedyen"lerin nasıl özgürce konuştuğunu, nasıl özgürce yazdığını, nasıl özgürce "saçmaladığını" ve hatta "küfrettiğini" bilmiyor!..
 
Meselâ, Ferhan Şensoy da bir "komedyen"dir, ya da öyle olduğunu zanneder.
 
Önceki günkü Aydınlık"ta yazdığı yazıda; "Muş köylüleri" ve "imam"la resmen dalga geçmiş ve hatta "küfr"ünü de kusmuş!..
 
Demiş ki;
 
"Muş"ta yoğun kar yüzünden hayvanlarını otlatamayan köylü, imamdan güneş duası yapmasını istemiş. Yağmur duası duydum, ama güneş duasıyla ilk kez muhattap oluyorum. Madem istenmiş, imam da köylünün katılımıyla duayı yapmış. Değişen bir şey yok. Kar yağışı sürüyor. Güneş ortada yok. Yağmur duaları sonucunda da orayı sel aldığı görülmemiş. Ama çaresiz Muşlu tanrıya sığınmak zorunda hissetmiş kendini.
 
- Manitu yardım et bize!
 
Tanrının, kainatın neresine yağmur yağdırmak, neresine kar serpmek, Muş"a ne zaman güneş tayin etmek gibi şeylerle uğraştığını sanmıyorum.
 
Bu konuda tanrıya değil, meteorolojiye başvurmak gerekiyor."
 
Yazısını şöyle bitirmiş:
 
"Muş"ta güneş yazın tebarüz edecek!.. Siz ölen hayvanlarınızı buzdan mezarlara gömün. Bunu manitunun size verdiği bir ceza olarak algılayıp ne suç işledim ben duygusuyla sarmaş dolaş, ilk seçimde koşarak AKP"ye oy verin.
 
Sizin eblehliğiniz yüzünden ölen hayvanların suçu ne? Kaldırın başınızı, güneş ufuktan şimdi doğacak!"
 
Gördünüz ya;
 
Ferhan Şensoy adlı komedyen(!) "saçmalama özgürlüğü"nü sonuna kadar kullanmış!..

Kaleminden "fikir" değil, "kir" fışkırtmış!
 
Hem köylülere "hakaret" etmiş, hem "imam" efendiye... Üstelik, Cenab-ı Allah"a da, "manitu" deme küstahlığında bulunmuş ki, bu adam, Türkiye"de hâlâ "komedyen" geçiniyor!..
 
Sormak lâzım Dursun Çiçek"e,
 
Ve de Luke Montgomery"ye!
 
Ferhan Şensoy denilen adam "özgür" değilse, nüfusunun yüzde 99"u Müslüman olan Türkiye"de bunları nasıl yazabiliyor?..
 
Bırakın "idam mangası"nın önüne atılmayı, sorun hele; kendisine "bir manga adam" tepki göstermiş midir?..
 
Ya da;
 
Bir AK Partili, kendisine telefon açıp; "Haddini bil be adam!" demiş midir?..
 
Hiç sanmıyorum.
 
Demek oluyor ki;
 
Türkiye"de, Cenab-ı Allah"a "manitu" demek, köylülere "ebleh" diye hakaret etmek serbesttir!..
 
NEVRUZ TERÖRÜ VE TARAF!
 
Türkiye"de öyle bir "özgür ortam" vardır ki; 21 Mart"taki Nevruz"u, 18 Mart"ta kutlamaya kalkışan BDP"lilerin yaptığı gibi; polise "taşlı-sopalı saldırı"da bulunmak, araçları "molotof"larla yakmak, "baz istasyonları"nı ve "ağaç"ları ateşe vermek, "mağaza"lara saldırmak, "mezar taşları"nı sökmek bile "serbest"tir!..
 
Türkiye"de öyle bir "serbestlik", öyle bir "özgürlük" var ki; "21 milyon lira"ya malolan "BDP terörü"nün faturasını, yine bu devlet, yine bu millet ödeyecektir!..
 
Türkiye"de öyle bir serbestiyet, öyle bir "basın özgürlüğü" var ki; birçok gazete "Nevruz terörü"nü manşetten verirken, meselâ "BDP bülteni" gibi çıkan Taraf gazetesi; "yakıp-yıkma"ları, birinci sayfasından "tek kelime"yle olsun, eleştirmedi... Tam aksine, "polisin tavrı"nı yerden yere vurdu!..
 
Söyleyin hele;
 
"Medyaya baskı" olsaydı, gazetelere telefon açılıp "emir ve talimat" yağdırılıyor olsaydı, acaba Taraf gazetesi bu kadar "özgür" olabilir miydi?..
 
Düşünebiliyor musunuz;
 
BDP"lilerin öncülüğünde gerçekleşen "Nevruz terörü"nde onlarca araç yakılıyor, mezar taşları yerinden sökülüyor, mağazaların camları kırılıyor ve polise molotoflarla saldırılıyor... Yani, Nevruz"a "kan" bulaşıyor, ülkeye "21 milyonluk zarar" veriliyor ama, "PKK, KCK ve BDP"ye şirin görünmek" isteyen Taraf gazetesi, bu olaylarda, "eleştirilecek" bir taraf görmüyor!..
 
Hani, Türkiye"de "medyaya baskı" vardı, hani "basın özgür değil"di?.. İşte Taraf gazetesi... Tavrını, "Hükümet"e destek"ten yana değil, "kanlı eylemlere destek"ten yana koymuş!..

Hatta, "Nevruz"da gaz faciası" diyerek, hükümete yüklenmiş!..
 
Sorarım size;
 
Bu, özgürlük değilse, nedir özgürlük?..
 
SİVAS VE ZAMANAŞIMI!
 
Türkiye"de öyle bir "özgürlük", öyle bir "serbestlik" var ki; kamera önleri ve televizyon ekranları "Herbokolog"lardan geçilmiyor!..
 
"Ağız ishali"ne yakalanan nice yaratık, Sivas Dâvâsı"nda, "sırf 5 kişi" için "zamanaşımı" kararı verildi diye, ortalığı tozu-dumana kattı.
 
Oysa, "zamanaşımı" kararı; sadece Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hasan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu adlı 5 kişi için verilmişti.
 
Ama, bu olayı öyle bir köpürttüler, öyle bir büyüttüler ki, bu "Herbokolog"ları dinleyenler, zannettiler ki, Sivas Dâvâsı, toptan zamanaşımına uğramıştır!..
 
Oysa, o dâvâda; "olay günü Sivas"ta olmayan" insanlar bile mahkûm edildiler... Murat Songur örneğinde olduğu gibi; Emniyet Müdür Yardımcısı ile "kumar kavgası" yaptığı için gözaltına alınan ve fakat "şeriatçı kalkışma"(!)dan yargılanıp, hapse atılan insanlar bile var...
 
Dahası;
 
Sivas Dâvâsı"nda, tam "111 kişi" yargılandı... "79 sanık" da, "ağırlaştırılmış müebbet hapis" ve 5-15 yıl arasında değişen cezalar aldılar... Sizin anlayacağınız; "2"si ölüm, 5"i zamanaşımı"ndan, sadece 7 sanık yönünden dâvâ düştü.
 
Bütün bunlarla yetinmeyen "kindar" zihniyet, "5 kişinin zamanaşımı"nı köpürttükçe köpürtürken; her nedense, "Başbağlar Katliamı"ndan hiç söz etmiyor iyi mi?..
 
Oysa, 5 Temmuz 1993"te Başbağlar köyünü basıp, "33 kişi"yi hunharca katledenlerden hiçbiri yargı önüne çıkarılmadı, hiçbiri mahkûm olmadı... Onların yaptıkları katliam, yanlarına kâr kaldı.
 
Ama, "Sivas!.. Madımak!" diyenlerin hiçbiri, "Başbağlar Katliamı"nı ağzına bile almadı!.. Hâlâ da susuyorlar...
 
Başbağlar"ın eli kanlı katilleri, halen ellerini-kollarını sallayarak, özgürce dolaşıyorlar!..
 
İşte, Türkiye bu!..
 
"Başbağlar"ın katilleri özgür!"
 
"Sivas"ın masumları zindanda!"
 
Kim, hangi "özgürlük"ten bahsediyor Allah aşkına?.. Türkiye"de, "katiller bile özgür" iken; kim hangi "baskı"dan, kim hangi "dayatma"dan şikâyet ediyor?..
 
SEN, HUKUKU ÇİĞNERSEN!
 
Sen kalkacak "darbe plânı" hazırlayacaksın, sen kalkacak "Hükümet aleyhinde kara propaganda" yapacaksın, sen kalkacak "uçak düşürmeye ve cami bombalamaya" yelteneceksin, ondan sonra da; "İçerisi cehennem, dışarısı daha beter" diyeceksin!..
 
ABD"de bile bu özgürlük yok!..
 
Eğer "hukuk dışına" çıkar ve herkesi "askeri vesayet" altına almaya kalkarsan, kusura bakma ama, sonuçlarına da katlanırsın!..
 
ABD"de, bir "protesto gösterisi"nin bedeli "gözaltı" ise, Türkiye"de "darbe teşebbüsü"nün bedeli de, "tutuklanmak" olmuş, çok mu?..
 
Hem sonra; içeride de konuşuyorsunuz, dışarıda da!..
 
"Saçmalama özgürlüğü"nüz bile var!.
 
Hatta, özgürce "küfrediyor"sunuz!..
 
Daha ne istiyorsunuz!..
 


4+4+4 ne getirecek?
 
"28 Şubat Darbesi"nin ürünü" olan "Kesintisiz Eğitim" modeline son verecek olan "4+4+4 sistemi" ile ilgili olarak, bilen de konuşuyor, bilmeyen de...
 
Hatırlarsınız; "8 yıl kesintisiz eğitim"e geçildikten sonra "köy okulları" boşaltılmış, "taşımalı eğitim"e geçilmiş ve çocuklar, kilometrelerce uzaklıktaki okullara ya "eşek ve katır" sırtında, ya da "sal"lar ve "traktör"lerle gitmek zorunda kalmışlardı...

Hatta, çocuklar "ahırdan bozma" okullarda; "eşek"ler, "katır"lar ve "koyun"larla bir arada okumuşlardı... "Taşımalı eğitim"de onlarca çocuk hayatını kaybetmişti...
 
Getirilen "4+4+4 sistemi"nde ise; daha önce kapatılan "onbinlerce köy ilkokulu" yeniden açılacak ve böylece "taşımalı eğitim" oranı da azalacak...

Yani, "dayatma" bitecek, insanlar özgürce tercih yapacaklar!..
 
Ne var ki; "halka rağmen halkçılık" yapan ve ömrünü "dayatma" ile geçiren CHP; hem "İmam Hatiplere karşı değiliz" deyip; güya halka şirin görünmeye çalışıyor, hem de "Onlar için, eğitim sistemi niye parçalanıyor" diyor... En komiği de; "Kesintisiz eğitim, 28 Şubat ürünü değil" demeleri!.. İyi de; "kesintisiz" denilen bu ucube, 1997"de icat edilmedi mi?.. Hem, madem İHL"lere karşı değilsiniz, o halde niye gürültü çıkarıyorsunuz?..
 
Ne olur, şu "postallı solculuk"tan vazgeçin artık!..

yeniakit