Lokal'den Global'e

Abdurrahman Dilipak

Dünden bugüne, yakın tarihimizde ne oldu ona bir bakalım mı? Hem de bizim siyasette etkinliğimizin toplum vicdanında desteğimizin arttığı, iktidara sahip olacak kadar artış gösterdiği bir zamanda, servet ve iktidara sahip olduktan sonra savruluşumuza bir nazar edelim mi?

İlk yola çıkarken, Lokalizm’den söz ediyorlardı. Her şey “yerli ve milli” olmalıydı. Coğrafi işaretler ve ürünler ilişkilendirildi. Farklı dinler, kültürler, medeniyetler, farklılıklarımıza rağmen, çoğul bir şekilde Demokrasi, İnsan hakları, Hukuk devleti, çevrecilik olacaktı. Bunların sayesinde bir arada yaşayacaktık. Değilse “Tarihin sonu” nu getirecek bir “Medeniyetler arası çatışma” dünyayı yaşanmaz hale getirebilirdi. Onun için “Çatışma”nın yerini “Diyalog” ve “Hoşgörü” almalıydı.

SSCB dağılıp tek kutuplu dünyaya geçtikten sonra artık birileri için “tehlikenin rengi” değişmişti. “Tehlikenin rengi” “kırmızı” dan “yeşil”e dönmüştü. “Ilımlı İslam” a karşı havuç, “Radikal İslam”a karşı sopa gösterilecekti. “Gülen Cemaati” ve BÇG böyle kuruldu. İkisi de “Made in USA and NATO”.

“Dinler arası diyalog” un hedefi belli idi, Kiliseye benzer bir cami, papaza benzer bir imam, Hristiyan’a benzeyen bir Müslüman. Tekin Alp ya da Osman Nuri Çerman’ın “Türkün Dini, Kemalizm” ve “Dinde Reform Projeleri” aslında çok önceden hazırlanmıştı.

Toplum bunlarla mayalanınca 2. Aşamaya geçildi. Slogan “Yerelden Evrensele GLOKALİZM” oldu. Artık biz de rol model olarak “Globalizmin Rol modeli” olacaktık. Glokalizm’in bölgemizdeki en önemli merkezi Ankara olacaktı. Projenin başında eski MOSSAD başkanı vardı.

Yerelden evrensele geçerken, “Evrensel bir dil” “Evrensel standartlar”, “Evrensel bir Pazar” yoluyla “Evrenselleşmek” ve “Evrensel markalar” oluşturmak, “Evrensel ortaklıklar, bayilikler” kurulmalı idi. Global pazarda rekabet edebilmek için güçlü bir sermaye desteğine ihtiyacınız vardı. Sonunda “evcilleştirme yolu” nda “kekliği düz ovada avladılar”.

Lokalizm artık terkedilmeli idi. “Yerli ve Milli” değil, “evrensel” olan “moda” idi artık. Toplum Media, STK’lar, sermaye sahipleri üzerinden sessizce dönüştürülürken. ATOMİZASYON süreci başlatıldı, özgürlük yolunda BİREY tüm başlarından kopartılmaya başladı. Din, ahlak, gelenek, tarih, ortak gelecek hayalleri, cemaat denilen yapılar çoğaltılarak kalabalıklar zombileştirilmeye, sürüleştirilmeye başlandı. Her şey, din, ırk, siyaset, ideoloji, alt kırılımlarla birçok gruba ayrıldılar. Artık birey denilen kişi bütün bağlarından kopartıldıktan sonra aile ve toplumdan bağımsız, kalabalıklar içinde yalnız bir GENOM’ a dönüştürüldü. O artık “Nesneler arası iletişim” in NESNE’ si olmaya aday, biyolojik cinsiyetinden bile bağımsız, alfabenin son harfi olan “Z kuşağı” olarak tanımlanan bir BİREY’ e dönüştürülmüştü. Hatta CEDAW ile başlayan süreçte İstanbul sözleşmesi ve Lanzarotte üzerinden özellikle kadınlar üzerinden Aileye yönelik dehşetli bir operasyon gerçekleştirildi ve aileyi perişan eden bu operasyonun yasal alt yapısı hala korunuyor.

Bu kalabalıklar için geçmişle bağı, gelecekle ilgili hayalleri, idealleri olmayan bu gençler artık aileden de koptu ve kendileri de aile kuramaz hale getirildi. Yasalar, uluslararası sözleşmeler, bilim, sanat, felsefe, siyaset, fonlanmış STK’lar da bu süreci destekliyorlardı. ATOMİZASYON süreci, Atom bombasından daha büyük bir etki meydana getirdi toplumda. Toplum ATOMİZE oldu.

Toplumumuz kurbağa haşlaması gibi bir metotla haşlandı. Artık Rasyonalist, Determinist ve Pragmatik bir toplum oldu. Bir labirente sokuluyor. Bütün işaretler, tek çıkış yolu ve armağanın bulunduğu yönü gösteriyor. Aklını kullanmak bu rotadan ayrılmamak şeklinde yorumlanıyor. AB kapısında yarım asırdan fazla bekleyen uysal koyun tipi bu şekilde oluşturuldu. Algıları ile oynanan insanlar, akvaryuma hapsedilip yemlendikleri halde kendilerini okyanus balığı zanneden balıklara benziyorlar. Ol Mahilerin durumu yürekler acısı.

Lokalizm’ den Glokalizm’ e, Glokalizm’den Globalizm’e geçerken de Türkiye’ye “uysal koyun” rolü verilmek istendi, Amerikan pasaportu taşıyan Siyonistler tarafından. Türkiye İslam dünyası için rol model olarak kullanıldı. Glokalist’ler İslam dünyasında ilk merkezlerini Ankara’da açtılar. Globalistler’in lideri MOSSAD’da eski (!?) bir yönetici idi. Ankara’daki Merkez’in kurdelasını devlet erkanı ve Ankara Büyükşehir belediyesi yöneticileri ile birlikte açtılar.

Biz bu işlerin ne olduğunu anlayana kadar, onlar yeni bir proje başlatıyorlar ve biz bu kez o projenin parçası oluyoruz. Bu döngü hiç bitmiyor. Batının bize yüklediği her role biz razı olduk bugüne kadar, Lale devrinden başlayarak, Tanzimat, İttihat Terakki, Cumhuriyetten darbeler dönemine, tek partiden çok partili döneme geldik ve sonra bugüne ulaştık. Rotamızda bir değişiklik olmadı. Şapka giymedik, başörtüsü serbest oldu ama, zihniyet olarak değişen fazla bir şey olmadı. Cemaat denilen yapı İslam dünyasına yayıldı ama, sonuç ortada. İktidarlar AB, ABD, NATO kıskacından kurtulmadılar, kurtulamadılar. Biz hala BOP’dan ayrılmadık. Filistin sorunun çözümü için Kushner-Dahlan lobisiyle birlikte hareket ediyoruz. Bir de başımıza Epstein belası çıktı, Chabat belası çıktı. Made in İsrael /MOSSAD yapımı, Epstein, Kushner, Dahlan’ın bölgemize taşıyıp tezgahladıkları Epstein ABD’de çıktı ama bizim de ocağımıza düştü! Agartha çetesi Fuhuş, Kumar, Uyuşturucu, Kara Para piyasasına hâkim oldu.

Bölge devletleri olarak Geç kaldık ve hala ufukta bir çıkış yolu gözükmüyor. Ve bundan sonrası ne olacak kestirmek zor. İnsanlar sabretmeyi, şükretmeyi bilmiyor. Bu gidişle Fakirler daha fakirleşecek, zenginler ise kaçırdıkları ve gizledikleri servetlerini harcayamayacaklar. Bu gidişle mağazalar yağmalanacak, zengin mahallelere korku hâkim olacak gibi sanki.

İster misiniz Hz. Dönemindeki Firavun rejiminin çöküşünü hatırlayın. Bu durum sadece bizim ülkemiz, bölgemiz, Müslüman ülkeler için değil, tüm dünya için. Terör, kıtlık, hastalık, haşeratın insan hayatını tehdit ettiği bir döneme doğru adeta sürükleniyoruz. Namazın farz kılındığı, İsra’nın gerçekleştiği ilk kıblemizde bayram, Cuma ve Vakit namazları kılınamıyor artık. Mekke ve Medine’de İsrail’i kınayamıyorsunuz bile, Gazze’den;

Yardım etmeyi bırakın söz bile ettirmiyorlar. Bu ahval ve şerait altında ABD’nin gölgesine sığınanlara Allah’ın yardım etmesini mi bekliyoruz. Allah’ın gazabından korkalım. Allah (cc) cahiller ve zalimler topluluğuna, haksızlıklar karşısında susanlara, siyasi emellerini ve şahsi çıkarlarını onların emel ve çıkarları ile tevhit edenlere yardım etmez. Onlardan olmayalım, “inni küntü minezzalimin” diyelim ve tövbe edelim.

Selam ve dua ile.