Laik cumhuriyet mi?

Abdurrahman Dilipak

Dün kaldığımız yerden devam edelim.

Laiklik din - devlet ayrılığı değil, Laikliğin objesi din ve devlet değil, devlet, ülke, halk ve rejimi ifade eder. O ülkede dindar bir halk, kendi inanç ve geleneğini, değerleri yüceltmek adına o düzeni kurar.. Dini otorite ile kamu otoritesidir laikliğin objeleri. Dini otorite ile kamu otoritesi arasında paylaşım, çatışmama, iş bölümü anlamına gelir laiklik. Sekülarizm daha farklı bir anlam taşır..

Bir’den fazla dini inanış ve dini otorite varsa, devlet bunlar arasında adalet ilkesi ile hareket eder. Herhangi bir dini yasa ya da kuruma dayalı olarak ötekine din ve hayat tarzı dayatmaz..

Bu arada birçok laik cumhuriyetçi aslında laiklik ve sekülarizm arasındaki farkın farkında değildir.

Mesela Fransa’yı laikliğin kalesi olarak görürler ama, eğitim, sağlık ve sosyal örgütlerinin çok büyük bir bölümünün laiklik ilkesi gereği kilisenin kontrolünde olduğunu görmezler ve bilmezler. Bilmediklerini de bilmezler..

Ve yine, AİHM’in de bulunduğu  Strasbourg’un içinde yer aldığı Fransa’nın Alsas Lauren bölgesinin laik kurallarla yönetilmediğini de bilmezler.. Almanya ve bu eyalet kontrat, yani kilise ile devlet arasında yapılan eski bir anlaşmaya göre yönetilir.. İtalya ile Vatikan arasındaki ilişki de yine paylaşım esaslı bir kontrata göredir.. Fransa’da laiklik çatışmama ilkesi üzerine yapılandırılmıştır.. Laiklik din dışılığı ifade etmez. Kilise hiyerarşisi, ruhani otoriteye bağlı olmamayı ifade eder. Çünki ruhani otorite aynı zamanda egemen bir devlet özelliği taşımaktadır, Vatikan’ın şahsı manevisinde..

Aslında laiklik, laiklerin önerdiği bir sistem değil, varlık ve meşruiyetini İncil’den alan dini bir kuraldır.. Laikliği doğrudan vaz eden kişi Hz. İsa’dır. Hz. İsa “Tanrının hakkı Tanrıya, Sezarın hakkı Sezara” demiştir. Zaten Sezar da sonuçta Tanrıya aittir. İki otorite ruh ve beden gibi düşünülmüştür bu öğretide.. Yani laiklik bir dini kuraldır.. Şimdi gel de bizim CHP’lilere bunu anlat.. Bunların çoğu La Lique’nin adını bile duymamışlardır.. Laikliği Fransa’da devlet değil, sivil toplum korur.. Papaz, rahib ve rahibe değilseniz, çok dindar da olsanız laiksiniz demektir.. Bizdeki gibi laiklik ladinilik anlamı taşımaz batıda.. Onun içinde zaten devlet mi birey mi laik olacak saçmalığı yaşanmaz. Birçok AB ülkesi devletin resmi dini vardır ve kilise devleti takdis eder.. İncil’e yemin ederler..

Bu anlamda her ülkede en azından Katoliklerin yaşadığı toplumlarda laiklik vazgeçilmez bir kuraldır.. Laikliğe karşı çıkmak ya da laikçilik yapmak anlamsız bir tavırdır.. Müslümanlar için laiklik dayatması, başka bir dine ait kuralın Müslümanlığa eklemlenmeye çalışılması anlamına gelir..

Aslında bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olduğumuz birçok konuda kaş yapalım derken göz çıkartıyoruz..

Mesela demokrasiyi ele alalım. “Sözü dinler doğrusuna tabi oluruz. Hikmet müminin yitik malıdır. Nerede bulursa onu alır..” Niye bu endişelerden ve çözüm önerilerinden yararlanmayalım ki. Eğer Büyük İskender Zülkarneyn aleyhisselam ise, ki Tarihi Taberiye göre bu böyle, hatta Sahihi Buhari Tecridi Sahir şehrinde de bu görüş hakim, o zaman demokrasi de muharref bir şeriattır. Yani ilahi bir öz taşıyor olabilir. O zaman, MÖ 350’li yıllarda yaşayanEflatun, Aristo, Sokrat da sahabe hükmünde erdemli ve hikmet sahibi kişiler olabilir.. Bu vesile ile Eflatun’un “Devlet” kitabının kadim dönemde Harran’daki astronomi ve tıp mektebinde korunduğunu hatırlatalım.. Yani Grekçe’ye Arapça’dan çevrildi.. Eflatun Çanakaleli, Aristo Antalyalı idi..

Sahi bizim İslamcılar restpublicas/cumhuriyet konusunda bu kadar istekli olurken demokrasi/demos kratos konusunda isteksizdirler. Burada bir kafa karışıklığı sözkonusu değil mi? Hemen “Hubbül vatan minel iman” diye, ulusun toprağına sahip çıkıyorlar da halk / yaratılmış naskonusunda sorumluluktan kaçıyorlar.. “Millet”i farkında olmadan “din” olmaktan çıkartıp, “nation”laştırdıklarının farkında değiller mi? Bir yandan kutsal devlet anlayışını şuuraltında yüceltirken, “government”i  “devlet” diye yutuveriyorlar.. Sahi, Namık Kemal “Vatan yahud Silistre”yi yazdığında niçin hapse atılmıştı!

Laiklik olmadan cumhuriyet olmaz, cahilce bir saçmalıktan ibarettir..

Bizim laikçilerin durumu insanın aklına “cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür” vecizesini hatırlatıyor..

Sahi, İngiltere, Japonya hâlâ niçin monarşi ile yönetiliyor..  Batıda monarşi ile yönetilen 15 ülke var. Avrupalılar dışında 22 ülke daha var monarşi ile yönetilen. 9’u Müslüman ülke. Çoğu Arap.22 ülkenin hemen hemen tamamı batılıların himayesinde ve onların tayin ettiği rejimler..      

Avustralya (federal meşruti monarşi), Kanada (meşruti monarşi), Japonya (meşruti monarşi),Yeni Zelanda (meşruti monarşi), Danimarka (meşruti krallık), Liechtenstein (parlamenter monarşi), Lüksemburg (meşruti monarşi), Belçika (meşruti krallık), Norveç (meşruti krallık),Hollanda (meşruti krallık), Büyük Britanya (İngiltere) (meşruti krallık), İspanya (meşruti krallık),İsveç (meşruti krallık), Vatikan (seçime dayalı mutlak monarşi), Monako (meşruti monarşi).

Mübarek/Sisi, Esed rejimin, Saddam, Kaddafi rejimin adı cumhuriyet olsa ne yazar. Tek adam ve tek parti rejimleri, monarşilerden çok daha tehlikeli olabiliyor.. Tiranlığa dönüşebiliyor.Diktatörlüğe dönüşebiliyor.. Darbe ile gelen rejimlerin yetkileri din ve gelenekten de bağımsız bir şekilde mutlak bir monarşiden daha baskıcı bir hal alabiliyor..

Bu konu yine burada bitmeyecek.. Mecburen yarın da devam edelim.. Yıllar önce Beyan Yayınlarından “Laisizm” üzerine bir kitabım çıkmıştı. Yıllardır konuşuyor, tartışıyoruz ama, maalesef bu en çok tartışılan, uğruna darbeler yapılan bir kavram hakkında toplumun genel anlamda ansiklopedik düzeyde bile bilgisi yok. Eğitime mi, mediaya mı kızarsınız, STK’lara, insanların ilgisizliğine mi? Selâm ve dua ile..

yeniakit