Kraliçe"den Cumhuriyet dersleri...




İngiliz gemilerini oldum olası sevmem.

Son Padişah Vahdettin"in tası-tarağı toplayarak firar ettiği geminin İngilizlere ait bir gemi olduğunu öğrendiğimde, henüz okuma-yazma bilmeyen bir çocuktum. O zaman da kızmıştım o gemiye, en az firar eyleyen Hünkar"a kızdığım kadar"
Sonra, adeta İngiliz sömürgecilik tarihi manzumesini okumak anlamında geçen o uzun Sosyal Bilgiler ve Tarih dersleri boyunca da, İngiliz gemilerine kızarak geçti çocukluk günlerim. Afrika"dan Hindistan"a ve okyanuslarda saçılı irili ufaklı yüzlerce adaya da bir coğrafya dersi olarak bakamadım hiç" Dilini bilmediğim, yüzünü görmediğim binlerce yerli çocuğun arasında sıktım yumruklarımı Kraliçe"ye ve gemilerine karşı...
Kipling"i de hiç sevemedim mesela; "Emret Sahip!" şeklinde konuşturduğu, filler ve maymunlar sınıfından kabul ettiği Hintlilerin yanındaydı yerim, onu okurken" Ama Gandhi"nin beline doladığı serisini tuttum hep, İkbal"in bağımsızlık şiirlerini, Ramayana"nın naif masallarını, Cinnah"ın söylevlerini tuttum hep Kraliçe"ye karşı" Ahmak kupa valesini de sırf bu yüzden burun bükerek okudum, harikalar ülkesi diye yutturulan, aslında bal gibi cehennem olan Alice"in maceralarında" Hiç tanımadan ama her seferinde, İrlanda"ya gözüm kapalı yüz verdim tüm Eurovision şarkı yarışmalarında. İçimden" İçimden"
İngiliz şüpheciliği içime öyle yer etmişti ki; Üstad"ın üniversiteli günlerimde yasaklı olduğu için ancak fotokopi ile çoğaltılmış metinleri üzerinden okuyabildiğim "Sultan Vahdettin"i bile beni yeterince dizginleyememişti" Niçin İngiliz gemisine binerek kaçmıştı, niçin?.. O gemi orada ne arıyordu? Küskünlüğüm geçmedi hiç İngiliz gemilerine" Hâlâ de, kızıl sakallı Reis Barbaros"un hayalet tayfalarından biri olarak kayıtlıdır ismim gemi defterlerine"
Bunları niçin yazıyorum? 82 yaşındaki Kraliçe 2. Elizabeth"in fotoğraflarına bakınca içim ister istemez kırılgan ama hafızası sağlam bir akordeon gibi önce içine kapanarak büzüştü, ardından 360 derecelik bir açılmayla kendini genişletti de ondan" Önce kırılma, ardından genişleme"
86 yıl evvel tıpkı Kraliçe Elizabeth gibi yeryüzünde dolaşmak için pasaport almaya ihtiyacı olmayan bir Kraliçesi vardı oysa bu ülkenin" Biz o Kraliçe"yi, akrabası olan tüm Prens ve Prensesleri ile birlikte pasaportsuz ve vatansız kılmıştık tam 86 yıl önce" İngiliz Kraliçesi, ülkemizi ikinci kez ziyaret ediyor. Bir İngiliz zırhlısında geceleyeceği yazıldı. Bunu okuyunca "Hah işte dedim, yine bir İngiliz zırhlısı"
Kadınları gemilere benzetirim oldum olası" Çevresindeki saygı hisleriyle dolup taşan kalabalığa karşı aldırışsız, hatta muzipçe hiç de pas vermeyerek bir kedi çevikliğinde ilerleyen ihtiyar kraliçe, ülkedeki nabzı altüst etti gelişiyle. Bir zırhlı gemiden çok, bayram törenlerinde yüzdürülen nostaljik yelkenlileri andırıyordu oysa Elizabeth" Kendime de hayret ettim, bu kadar yıl aleyhinde isyan ve protestoyla doldurduğum ruhum, bu ihtiyar ve hatta basbayağı sevimli diyebileceğim yaşlı teyze için mi küplere binmişti? Genişledim..
Ne de olsa, sömürgecilik dönemi insanlığın çoktan bitmiş, kölelik çoktan kalkmıştı" Cidden bitmiş ve cidden kalkmış mıydı o paslı kabûs insanlığın üzerinden?
Bunu Hayrunnisa Gül fotoğrafları üzerinden bir kere daha sorguladım"
Bugün Kraliçe Elizabeth"in protokol karşılamasını yapan kişilerden Hayrunnisa Gül Hanım, Kraliçe veya Prenses değil ama; eşinin kimliği üzerinden belki onlardan daha güçlü olan bir iradeyle; halk iradesiyle o makama taşınmış bir başka kadın aktör" Onun attığı her adım, Kraliçe"ninkinden çok daha fazla gündeme yol açıyor. Kraliçe önünde şapka çıkarıp reverans yapan güya hiper tüm demokratlar, halk iradesiyle Çankaya"ya taşınmış Hayrunnisa Gül"e ateş püskürüyorlar" Yanlış giyiniyor, yanlış yerde duruyor, yanlış oturuyor, yanlış dikiliyor gibi aslında "yanlış doğmuş" veya "niçin var"a kadar gidecek bir sürü densiz soru" Bir sürü halksevmezci, bir sürü köleliksevici zırva ile karşı karşıyayız"
Kendi Kraliçe'sini halk iradesi, Cumhuriyet ve demokrasi adına pasaportsuz, düşkün, yurtsuz ve vatansız kılan aynı devrimci düşüncenin bugünkü varisleri, tam tersine bir hareketle İngiliz Kraliçesi'ne övgüler düzerken, halk iradesinin, Cumhuriyet'in ve demokrasinin temsilcisi olan Abdullah Gül ve eşine yapmadıkları muhalefeti bırakmıyorlar"
Hayrunnisa Gül"ü bir türlü Çankaya"ya yakıştıramayanlar, sanırsınız ki saltanatçıdır; hayır!.. Sözde Cumhuriyetçidir hepsi de" "Peki Cumhuriyetçilik sizin nerenizde?.." diye soracağı geliyor insanın" Cebinizde mi, kalbinizde mi, güdülerinizde mi, yoksa hatıra defterleriniz arasında kuruttuğunuz eski ve ölgün bir karanfilde mi.. Cumhuriyetçilik nerede yaşar?..
Oysa Cumhuriyet; bir çocuğun haksızlıklara razı gelmeyen küçük kalbinde yaşar. Dağda çobanlık yapan ortamektep çocuğunun, bir taraftan da kapitülasyonlar konusunu çalıştığı o tarih kitabının yaprakları arasından çıkarır başını Cumhuriyet. İşçinin emeğiyle profesörün emeğini aynı anda saygıyadeğer bulduğumuzda yaşar" Bir şiirin içindeki kısa bir mısradan yola çıkarak, dağların ardına öğretmenlik yapmaya giden gencin yolculuk bavulundadır Cumhuriyet" Pazarlarda avaz avaz su satarken, günün birinde Başbakan olacağı hiç de hayal edilmeyen bıyıkları yeni terlemiş o çocuğun alnında parlayan terde yaşar Cumhuriyet"
Cumhuriyet, Kraliçe"nin karşısına çıkardığı mahcup Kayseri gelinine öyle tahmin edilmeyen bir özgüven verir ki.. Dağınızdan, denizinizden, ırmak ve köylerinizden nasıl ki utanamayacağınız gibi veya çocuğunuz nasıl sizin çocuğunuzsa; o kadar sizin ve o kadar kaderiniz olan bir şey sunar size" Tamam, 86 yıl önce kendi kraliçenizi siz sürdünüz, siz istemediniz, halk iradesi dediniz, hepimiz dedik. Öyleyse Cumhuriyet; bugün halk iradesine ve Hayrunnisa Gül"e razı olmak değil midir? Cumhuriyet, halkı tehlike gören bir gazetenin ismi değildir elbette!!



vakit