Tam da NATO zirvesi öncesi, ABD 250. Yılını kutlamaya hazırlanırken, AB raporuyla eş zaman olarak BM’nin Kıbrıs için hazırlattığı MA Holguin‘in planı dikkat çekici, kafa karıştırıcı bir durum. Mete Gündoğan X’de “Çok şükür ki Türkiye’de, BM’nin Kıbrıs için hazırlattığı MA Holguin’in planına sıcak bakacak bir hain idareci yoktur” diye ironik bir gönderme yapmış ve eklemiş: “1960 Garanti Sisteminin NATO formülüyle değiştirilmesi öngörülüyor, yani Türkiye’nin garantörlüğü yerine NATO’nun garantörlüğü devreye giriyor. Böyle bir şeyi kabul etmek imkânsız. NATO’nun geleceği bile yok. Her madde ayrı sakat. Hayatta kabul etmez Türkiye bunu.”
Aslında bu rapor 2026 başında yayınlandı. BM Genel Sekreteri’nin en son Kıbrıs raporları, Ocak 2026 tarihli S/2026/8 (UNFICYP Operasyonu Raporu) ve S/2026/9 (İyi Niyet Misyonu Raporu) olarak Ocak 2026’da yayınlanmıştı. Bu raporlar, BM Güvenlik Konseyi’ne sunuldu ve UNFICYP’in (BM Kıbrıs Barış Gücü) görev süresinin 31 Ocak 2027’ye kadar uzatılmasına (Karar 2815) temel oluşturdu.
Raporda aradaki tampon bölgede 12.6.2025/15.12.2025 arasında Türk tarafından 112, karşı taraftan 34, toplam 146 askeri ihlal olduğunu, askeri modernizasyon ve ara bölgenin bütünlüğünün aşınması endişesinin altı çizilirken, Maraş’ta ilerleme olmadığı belirtiliyor. Belirsizlikten Türkiye sorumlu tutuluyor.
Toplumlararası diyalogun artmasından söz ediliyor. Güven artırıcı 10 önlemden bazılarında ilerleme sağlanmış. Ancak bu durum mezarlık restorasyonu, Gençlik Teknik Komitesi, yeni geçiş noktaları ve bunun gibi birkaç basit düzenleme ile sınırlı kalmış.
BM Genel Sekreteri Guterres, federal çözüm temelinde eşit siyasi statü hedefleyen süreçle ilgili María Ángela Holguín Cuéllar’i aktif rol almakla görevlendirdi. Türk tarafı raporları genellikle yetersiz bulurken, Rum tarafı destekledi.
Gelinen noktada Kıbrıs için barış planı güncelleniyor. Maria Ángela Holguín’in hazırladığı Kıbrıs’ta çözüm için yeni plan özet olarak şöyle: AB içinde siyasi eşitlik ve sınırlı ortak sorumluluklarla, federasyon veya konfederasyon diye tanımlanabilen iki kurucu devlet olacak. Böylece Kıbrıs’ta Türk tarafının varlığı kabul edilmiş olacak.
Bu plan 1960 Garanti Sistemi’nin “NATO formülü”yle değiştirilmesi anlamına geliyor. Bunun anlamı şu: Ada’da “Türkiye’nin garantörlüğü” yerine “NATO’nun garantörlüğü” söz konusu olacak. Biz aslında o NATO’yu da, AB’yi de, ABD’yi de Bosna’dan tanıyoruz. Gazze’den de Irak’tan da! Bu plana göre doğrudan ticaret, doğrudan uçuşlar, doğrudan temaslar başlayacak, Türkiye-AB ilişkileri Kıbrıs çözümüyle paralel biçimde yeniden hareketlenecek ve süreç bu şekilde tamamlanacaktır.
Burada, Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü İspanyol Parlamenter Nacho Sánchez Amor’ın hazırladığı ve 2025 yılını değerlendirdiği, 17.6.2026’da kabul edilen Türkiye Raporunu hatırlamak gerek. (Bu rapora internetten ulaşabilirsiniz)
Bağlayıcılığı olmayan belgenin son taslağına verilen 55 değişiklik önergesinden bazıları kabul edildi. Mavi Vatan değişiklik önergeleri sayesinde metne giren vurgular arasında Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki tezlerine destek veren ve Türkiye’nin ön planda tuttuğu “Mavi Vatan” doktrininin aleyhine olanlar dikkat çekiyor. “AP, Yunanistan’ın BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca Ege Denizi’nde karasularını 12 deniz miline kadar genişletme konusundaki yasal hakkını kullanması halinde Türkiye’nin, Yunanistan’a karşı resmi savaş tehdidini (casus belli) sürdürmeye devam etmesinden derin endişe duyduğunu ifade eder.” AP, bunun, müttefikler ve iyi komşular arasında “akıl almaz bir durum” olduğunu vurguladı. Raporda “Mavi Vatan” doktrinini yasalaştıracak tasarıyla ilgili AP’nin duyduğu endişe de değişiklik önergesiyle metne girdi. Metinde “AP, Türkiye’nin, ‘Mavi Vatan’ doktrinini teşvik etmek de dahil olmak üzere, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti gibi AB üye devletlerinin egemenliğini ve egemenlik haklarını ihlal etmeye devam etmesini kınamaktadır.” ifadeleri kullanıldı. Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölgeleri Sınırlandırma başlığı altında, doğal kaynakları arama ve işletme hakkı konularında Türkiye’nin üye ülkelerin egemenlik haklarına saygı göstermesi ve bunlara aykırı olacak yasa çıkarmaması talep edildi.
“Kıbrıs’ta çözümsüzlük nedeniyle bölgede enerji projeleri ilerleyemiyormuş”. “Enerji projesi” dedikleri Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz aramaları ile doğudan gelerek işgal altındaki Filistin toprakları üzerinden petrolün doğuya aktarılması projesi. Gazze de aslında bu konu ile ilgili. İsrail Kıbrıs’ın sahibi olursa, Doğu Akdeniz çok büyük ölçüde İsrail’in münhasır bölgesi olacak. İsrail Sina’yı da istiyor, böylece Kızıldeniz koridorunu da kontrol edecek. Bu senaryo aslında Arz-ı Mev’ud projesinin bir parçası. “İbrahim Buluşması” dedikleri şey ise, bu bölge üzerindeki Teo-politik yayılma siyasetinin hedeflerine çatışma olmadan, ikna yolları ile Arz-ı Mev’ud coğrafyasının hâkimi olmak.
Aslında İsrail sadece Doğu Akdeniz’i değil, Ege’yi de istiyor. Daha doğrusu Ege adalarının kontrolünü de kendi elinde tutmak istiyor. Son AP raporunda Ege adalarına atıf yapılması dikkat çekici. ABD’nin de daha önce Ukrayna’yı işgal için getirdiği silah ve mühimmatlar Ege’deki adalara yerleştirildi. Bu silahlar, mühimmatlar ve donanım yed-i emin olarak Yunanistan’a verilse de intifa hakkı İsrail’de.
Kıbrıs’ın iki kesiminde de Chabat varlığı da dikkat çekici. Bu iki bölgede de çok ciddi toprak ve işletme, otel alımı gerçekleşmiş ve sanayi kesimi ile ortaklıklar kurulmuştu.
İngiltere dışında diğer devletlerin Kıbrıs’ta askeri üsleri yok. Rusya’nın bir “ikmal üssü” vardı patlatıldı. En son Fransa’nın Kıbrıs’a asker yerleştirme planı da Türkiye tarafından sert biçimde reddedildi. Ama İsrail, İngiliz, Yunan ve Rum kesiminin havalimanı ve askeri tesisleri kullanabiliyor.
Bu arada AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos, Türkiye’nin “Bağlantısallık Gündemi”nde kilit rol oynadığını belirterek, “Türkiye’nin güçlü katılımı olmadan ‘güçlü bir Orta Koridor’ ve tüm bu dijital, enerji ve ticaret ilişkilerine sahip olmayı hayal edemiyorum” dedi. O “Güçlü orta koridor”, İsrail üzerinden Doğu Akdeniz’e ulaşacak olan ve enerji musluğunu İsrail’e veren projeden söz ediyor. Yani “Türkiye’yi hemen silip atmayın, onun üzerinden, onun şemsiyesi altından kotaracağımız çok iş var” demeye getiriyor. Türkiye demek, Osmanlı döneminden gelen manevi miras olan “Hilafetin son kalesi” demek, Türkiye demek, “Osmanlı milletler topluluğu”nun merkez üssü demek. Birileri Türkiye’ye sopa gösterirken, birileri elinde havuç’la hemen yanımızda beliriyor. Biz daha önce bu oyunu defalarca izledik aslında.
AB çevresindekilere göre Kıbrıs’ta yakın gelecekte çözüm olmazsa Türkler, Kıbrıs Adası’nın tamamını ele geçirebilecek stratejik bir hamle yapabilirmiş. Tabi Chabat’dan söz eden yok. Bu ihtimale göre Yunanistan Kıbrıs ile birlikte Ege’de birçok adayı ve Batı Trakya’yı kaybedebilirmiş. Hatta Türkler Girit Adası’nı da ele geçirebilirmiş. Sahi, neden “Meis 2 km” ve “Rodos 18 km”den söz etmiyorlar. Ayrıca Sisam 1,6 km, İstanköy 4 km, Sakız 6 km onlardan da söz etmiyorlar. “Türkiye AB ülkeleri tarafından kontrol altına alınmazsa yarın Yunanistan’ın varlığı dahi tartışmaya açılabilir”miş.
Türkiye aslında NATO, ABD, İngiltere ve İsrail’in masasında öncelikli bir konumda ve gündem konusu. Türkiye ile birlik olmayı içlerine sindiremiyorlar. Ama Türkiyesiz de olmuyor. Son AB raporunda bu rahatsızlığın izlerini görebiliyoruz. Bizi köklerimizden kopartsalar da tam olarak da kendilerine benzetemediler. Gümrük birliğinin güncellenmesine şartlı desteğini sürdüren AP, Kıbrıs sorunu konusunda iki devletli çözümden vazgeçilmesi talebini yineledi.
Evet, KKTC ve Ege’de kara bulutlar dolaştığını ve bölgede fırtına öncesi bir sessizlik hüküm sürdüğünü söylemek abartılı bir iddia mı olur?
Batının bize biçtiği rol, ucuz asker deposu, ucuz işgücü, vekalet savaşları için uygun bir alan, tarassut kulesi, sıçrama tahtası, bu ve buna benzer şeyler. Bu derin uykudan ne zaman uyanacağız bilmiyorum.
Selam ve dua ile.