Cübbeyle temel atma töreni mi yoksa cübbeyle temelin fıkrasına figür olma şöleni mi? İkisi arasında taze dikilmiş tespih tower taşeronluğu kadar fark var diyeceğim, lakin farkı göremedim azizim! Fadıl bu ya jet hızıyla taktığı sarığın cübbeye vites attıracağını hesap etmiş olmalı ki hızından yenmeyen jet ustalığıyla gittiği yerin Rio Karnavalı değil alim kalabalığı olduğunu düşünememiş...
Gülünç! Arazi tragedyası ancak bu kadar cikletten otel çıkaran sürpriz bir acizlik şovuna dönüştürülebilirdi. Cübbenin kişiye özel kutsallığı da ancak bu kadar inşaat molozuyla reklam tirübünü haline getirilebilirdi yazık! Utanmasalar şeytana atılan taşların fazlalığını lobiye bırakıp cihat oteli dikme andı içecekler!
Kamera karşısında cübbe içinde genleşip el öperek buharlaşan bu eylemin adı, kutsalları toprak üzerinde parsellemek adına yapılmış budalaca bir oyun değilse "kutsalları rantlarına alet edenler" sözünün enerjisini nerde kullanacağız azizim!
Bu nedir şimdi? O cemaatin böyle bir organizasyon yapmasını zan avına düşmüş avcılar gibi baltalamak buna provokasyon demek haddimiz değilse bile koltukta inşaatıyla serpilen bir adamın jet giyim kuşamını cübbe kreasyonuyla süslemesini eleştirmek hakkımız diye düşünüyorum.
KİMSE APTAL DEĞİL!
İcraat orkestrası kötü şefin elinde detone bir katliamdır ki bunu cübbeyi sırtlanarak yapmak, o cübbenin yağını din mamulleri kıvamına getirmek, başarısız bir senaryodan fırlayan zorlama aktörleri aratmayacak şekilde el üstüne taş koyup öpmek koyu bir sefalettir.
Ahmak olmayan güruhun yedi jetti bile bu sahnelere alışık! Kimse aptal değil kimse aklını hava boşluğu olarak görmesin ve kimse araziye kulaç atan bu tip adamların nerelerde yüzdüğüne bakıp inanan insanların onurunu kirletmesin!
Bu arada takvimlerden haberin var mı Henry?
Yok canım biz dijital sazanlarız dedirten cinsten yazılar duydum. Kulağıma gelene gözlerim tenezzül etmez! Kalemlerini abaküs buharıyla damıtan sezonluk "Yazgülü Aldoğan" hatunların püskürttüğü cumhuriyet çiçeklerinden kaçmışım öyle mi Henry! Pardon azizim postada pulu görememişim ne kayıp tanrım! Edith Piaf'ın o muhteşem eserini dinlerken 'padam padam' derken hırsıyla horon tepen bu müzikal hatunlara, esef kavlinden çelenkler gönderiyorum. Mahalle jargonundan kayıklar yaparak şahsıma yüzdüren kaleminizle aynı karede yer almamak bir kaçış değil tercihtir. Ha bir de bu var di mi? 'Sesi tize çıkan şöhret kapısında bekleme yaparmış' önyargısıyla şöhret mi türban mı gibi ikircik mukozası bir başlığı boca eden sayın Ayeri'nin ayarı da ahenkle vals ediyor yahu! Polemik, malzemesizlikten kemikleri sayılan medyanın havada kaptığıdır. Sakin olun!
esra elönü/ star