‘Kimlik Siyaseti’ mi dediniz.. Alınız size, ‘aslî kimlik’!

Selâhaddin Çakırgil

NOT:  Suruç’taki kanlı saldırının kamera görüntüleri yayınlandı. Konuyu başka yerlere çekmeye çalışanlar, karşılıklı sözlü sataşmalardan sonra o işyerini terk etmekte olanlara işyeri sahiplerinin sopalarla nasıl saldırdıklarını gördükten sonra da, hâlâ, tarafgir yorum yapmaya devam edecekler midir? İnsaflarına bırakıyorum.

*** 

17 Haziran günü, öğleye kadar devam eden yağmur vardı İstanbul’da.. İstanbul genel olarak boştu, Bayram tatili dolayısiyle..Yani, bir takım dezavantajlar ortada iken.. AK Parti’nin bir miting yapması beklenen tabloyu ortaya çıkarmayabilirdi. 

Yenikapı’daki mitinge dağılma ânında yetiştim. 

Ama, orada bütün bu olumsuz ihtimallere rağmen bir insan okyanusuyla karşılaştım. Miting bittiğinde bir kenara çekilip bu yüzbinleri 45-50 dakika boyunca izlemeye ve kendime göre bir sonuç çıkarmaya çalıştım. 

Bu insan selinin hemen tamamının, orta ve alt gelir grubuna mensup olduğu anlaşılıyordu. 

Ben bu kitlenin sayısından çok, ait oldukları değerler sistemini yüzlerinden okumaya, bugünlerde fazlaca kullanılan ‘kimlik’lerini ortaya koyuşlarını anlamaya çalışıyordum. 

Hemen tamamı, Yahyâ Kemâl’in ‘Kocamustâpaşa..’ şiirindeki, ‘Kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen, /Çeşmeden her su içerken: “Şükür Allah’a” diyen.. ’ mısralarıyla profilini resmettiği dünyadan haber veriyor gibiydi. 

Bu kitleler, türk, kürd, arab, laz, çerkez, gürcü, boşnak, arnavut, muhtî, çingene, abaza, vs. gibi çeşitli etnik kökenlere mensup olabilirlerdi, ama ‘kimlik siyaseti’ diyenlere, aslî kimliklerinin ‘müslümanlık’ olduğunu ortaya koyuyorlardı. Bu sosyolojiyi anlamayanlar, Erdoğan’da kendi liderlerini bulduklarının sevincini yaşayan kitlelerin dünyasını anlayamazlar. 

*** 

Geçenlerde kendisini solcu olarak niteleyen birisi, Oda tv’de yayımlanan yazısında, Erdoğan’ın mitingine gidenlerin genel bir profilinden söz ediyor ve onun hâlâ da fukara kesimlerin umudu ve desteklediği lider oluşunu itiraf ettikten sonra, ‘keşke o kitleleri biz kendimize çekebilseydik..’ kabilinden hayıflanıyordu. 

Ben ise hayıflanmıyordum.. Çünkü halkımızın büyük kesimini oluşturan ve kendisine sadakatle hizmet edenlerin kim olduğunda şüpheye düşmeyen kitleler, kendilerini 16 yıldır, yanıltmamış olan ve kendilerinden bildikleri bir lider’in yanında olduklarını gösteriyorlardı. 

*** 

M. İnce, Erdoğan’ın kibirli olduğundan yakınıyordu, dün..  

Düşündüm ve ‘Doğru..’ dedim.. Çünkü, o, içinde ve aslî değerleriyle yetiştiği kitlelere karşı asla kibirli değildi, ama, onu kabullenmekte hâlâ zorlanan mâlum çevrelerinin tekebbürlerine, büyüklenmelerine karşı, evet, ‘tekebbür gösterene tekebbür göstermek, sadaka hükmündedir..’ ölçüsüne göre davranıyor, aşağıdan almıyordu. 

*** 

40 sene öncelerde çıkardığımız bir derginin kapağında, ‘Tağûtî rejim için oy yok!.’ derken, bunu yanlış anlayan bir siyasetçi büyüğümüze, ‘Siz herhalde, tağûtî rejimin devamı için oy istemiyorsunuz..’ demiştim.. 

Seçime 72 saatten az bir zamanın kaldığı şu hassas anda, aynı tavsiyeyi tekrarlıyor ve diyorum ki: Herkes, günlük hırs, kin, muhabbet veya menfaatlerinden uzaklaşıp, dünyaya bakıştaki temel değerleri ne ise, ona göre belirlesin yerini..

Ateistse, ona göre; kemalistse, laikse, ona göre; türkçü, kürdçü, gibi eğilimleri aslî kimlikbiliyorsa, ona göre; ya da inandığı dinin hedeflerine kiminle daha varabileceğine inanıyorsa, herkes ona göre ortaya koysun iradesini..

Ben şucu-bucu değilim, sadece kendi değerlerime en yakın ve bu yolda büyük mesafeler kaydeden ve daha da ileriye götüreceğine inandığım birisinin olduğuna inanıyorum.

stargazete