Kene salgını, biyolojik silah ve azgınlaşmak!

İbrahim Karagül

Kene salgını, biyolojik silah ve azgınlaşmak!

 

Kene salgını biyolojik saldırı mı? Böyle bir nitelemenin istihza ile karşılanacağı, biyolojik silahlar konusundaki bilinmezlikler yüzünden komplocu bir bakışla ele alınacağı kesin. Ancak Türkiye'de önlenemeyen kene salgını karşısında bu tür düşüncelerin çoğumuzun aklında, biliyoruz.

İlk olarak İkinci Dünya Savaşı döneminde Kırım'da görülen ancak ilk kez Türkiye'deki kadar tehlike içeren, 206 kişinin hayatına malolan, ısırılan her yüz kişiden onunu öldüren, daha çok Orta Anadolu'da yaygınlaşan, şu an otuzdan fazla ülkeyi tehdit eden bir "salgın" söz konusu oluyorsa ve bu önlenemiyorsa insanların istediğini düşünmesinde garipsenecek bir şey yok. Sovyetlerden geriye kalan laboratuar kalıntılarında insanoğlunun akla hayale gelmeyecek çılgınlıklar denediğini gördük. Benzer bir çöküş ABD'de yaşansa kesinlikle aynı manzaraları göreceğiz. Kuş gribi için de benzer iddialar ortaya atıldı. Bazı ülkelerde adı konulamayan hastalıklar, salgınlar ortaya çıkıyor.

Olağan dışılıkların bol olduğu bir tarihi dönemde yaşıyoruz. Ekonomik krizin yanı sıra dünyayı açlığa mahkum edecek ölçüde bir gıda kriziyle karşı karşıyayız. Gücü ellerinde tutanların insanları açlıkla hizaya sokmaya çalışacağı bir dönem mi geliyor? Küresel ısınma tehlike sınırlarını çoktan aştı. Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi'nden James Hansen, Kongre'de yaptığı konuşmada, atmosferde sera etkisi yaratan gazların "tehlikeli seviyeyi" çoktan aştığını belirterek, "Başka çare bulunmazsa kavrulacağız" uyarısı yapıyor. Ekonomik kaynaklara yönelik korkunç bir açgözlülük yarışı başladı. İnsanoğlu güvenlik, enerji, gıda ve su gibi temel zorunluluklar üzerinden bir sınavla karşı karşıya. Bu dört temel faktörü kontrol etmek için akılalmaz denemeler yapılıyor. Bu yapılırken insan bir değer olarak değil bir tüketim malzemesinden başka anlam taşımıyor.

Açgözlülük çağındayız. Hep öyleydik ama 21. yüzyılda bu korkunç bir hal almaya başladı. Dizginlenemezse insanoğlu dehşet yıkımlarla yüz yüze gelebilir.

Güvenlik paranoyası çağındayız. Herkesin birbirini izlediği, "devlet"in ürkütücü bir denetim kurduğu, kontrol edilemez silahlanmanın yaşandığı, kaynakları ele geçirmek için dünya ölçeğinde yıkımların göze alınabildiği bir çağda.

Doğal afetler çağındayız. İklimlerin değiştiği, bütün canlıların genetiği üzerinde tehlikeli oyunların oynandığı, insanoğlunun "merak" gerekçesiyle kendi soyunu ateşe atacak adımlar attığı bir çağda. Küresel ısınmanın iklim dengesini bozduğu, bir çok ülkenin okyanusların tehdidi altına girdiği, felaketlerin ardı ardına geldiği bir çağda. Bütün bunlar insan eliyle yapılanların, açgözlülüğün, güce tapınmanın sonucu. Kendi ellerimizle kendi geleceğimizi yok ediyoruz.

Kene salgınının biyolojik silahla, genetik oyunlarla hiçbir ilgisi olmayabilir. Ama yine de dünyayı ve kendimizi bu aşamaya biz sürüklemedik mi? Küresel ısınmanın, dolayısıyla iklim dengesizliklerinin, bitkiler ve hayvanlardaki değişimin sorumluları biz değil miyiz? Bizim tehlikeli merakımız sadece nükleer silah yapmakla mı sınırlı?

Sadece son on yıldır, dünyanın geleceğine ilişkin tartışmalara bakalım. Bir tane bile çözüm girişimi yok. Hangi alanda olursa olsun, geliştirilen bütün tezler yıkımı daha da büyütücü, açgözlülüğü daha da artırıcı, güvenlik paranoyasını ve buna bağlı silahlanmayı daha da kontrolden çıkarıcı, yeni çatışma alanları açıcı nitelikte oldu.

Buna direnebilecek tek şey var; İnsanoğlu'nun kaderi" Tarihin kabus dolu dönemlerinden insanoğlunu çekip çıkaran kendi becerisi olmadı. İşte bu kader oldu. Bir yüce iradenin yeryüzüne müdahalesiyle oldu. Kim bilir, insanoğlunun bütün azgınlıklarına bir kez daha "dur" diyecek bir müdahale neden olmasın! Çünkü bu azgınlıklar çağında insanoğlunu dizginleyecek başka bir şey görünmüyor!

 

yenişafak