Kendimi öğrenci yerine koydum; işte tavsiyelerimiz

Abdullah Büyük

Gerek örgün ve gerekse yaygın eğitimin başladığı 2010/2011 eğitim-öğretim yılımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, sizlerle bazı güzellikleri paylaşmak istiyorum.
¥ Öğrenci olmanın ayrıcalığını ve ne denli şerefli bir uğraş içerisinde olduğumu bilir, bu nimetin elimden alınmaması için dua ederdim.
¥ Kendisine gerekli olan ilimleri öğrenmenin her Müslüman"ın üzerine farz-ı ayn olduğunu hatırlar, yaptığım işin Allah katında sevimli karşılandığını bilirdim.
¥ İyi ve doğru bilgiyi bulabileceğim sağlam bir kaynak arar, bulunca da ne büyük bir hazinenin üzerine konduğumun farkında olarak ilmin hakkını vermeye çalışırdım.
¥ Öğretmen ve hocama güvenim tam olurdu. Kur"an ve sünnetin onayından geçmiş bir hocadan, teslimiyet duymaksızın faydalanamayacağımı bilir ve azami derecede istifade edebilmek için önce eğiticime olan inancımı pekiştirirdim.
¥ "Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum" düsturunu kendime şiar edinerek, hocalarıma ve tüm ilim ehline karşı saygıda ve hürmette kusur etmezdim.
¥ Öğretmenlerimle girdiğim sözlü ve fiili tüm diyaloglarımda, edebe aykırı bir söz ve tavır sergilemekten kaçınır, lakayt ve laubali tutumlardan uzak dururdum.
¥ İlim öğrenmenin yarısı kabul edilen soru sorma hususunda çekingen ve ihmalkâr davranmaz, anlayamadığım konuları muhakkak öğretmenime sorardım.
¥ Okulda ve okul dışında, daima düzenli ve planlı yaşamaya dikkat ederdim. Kendime ütopik olmayan, yaşam stilime uygun bir çalışma programı tespit eder, belirlediğim programa uyma konusunda da vicdanımı yaptırıcı güç tayin ederdim.
¥ Öğrenci adımın Arapça karşılığı olan talebe/talip kelimesinin kapsadığı isteyen, dileyen anlamını dikkate alır, ilmin dilencisi olarak adab-ı muaşerete uyma zorunluluğumu ve tevazu ile saygının ayrılmaz bir parçası olduğumu bilirdim.
¥ Öğretmenimin verdiği ödevler konusunda çok hassas davranır, görevlerimi yapmayı son zamana bırakmaz ve "Erteleyenler helak oldu" hadisini aklımdan çıkarmazdım.
¥ Her şeyden önce bir kul olduğumu unutmaz, öğretmenimin verdiği vazifeleri yapmada gösterdiğim titizlikten çok daha fazlasını, Rabbimin bana yüklediği sorumluluklara karşı gösterir, ibadetlerimi çalışmalarıma kurban etmez, çalışmalarımı ibadetlerimle taçlandırırdım.
¥ Sınavlarımın, okul dahilindeki yahut okul dışındaki öğrencilik hayatımın başarılı olması için sadece dua etmekle yetinmeyerek, fiili dua demek olan çalışmalarımı yapmadan hangi türbeye gidersem gideyim(!), hangi salâvatı çektirirsem çektireyim; başarılı olamayacağımı bilirdim.
¥ Bir işi başardığım, güzel bir dereceyi kazandığım zaman ise bunun Rabbimin bir lütfu olduğunu unutmayarak, gurur ve kibri manevi dünyama yaklaştırmazdım.
¥ "Edeple varış, lütufla dönüş" düsturunu gözardı etmez, ilim öğrenmenin yolunun edepten geçtiğini bilirdim.
¥ Aynı çağı paylaştığım yahut çok önceden yaşadığı halde tarihe iz bırakmış, ilim ehli, âlim kişilerin hayatlarını okur, karakterlerinden ve çalışma azimlerinden kendime dersler çıkarır, bildiğim ve görüşebileceğim ilim yolcusu insanlar varsa muhakkak tanışır, dualarını alırdım.
¥ Arkadaşlarımla bilgi alışverişinde bulunur, anlayabildiklerimi onlarla paylaşır, anlayamadıklarımda da onların desteğini isterdim. Bilgiyi paylaşmada cimrilik yapmazdım.
¥ Öğrenim gördüğüm yerdeki herkesle iletişim halinde olurdum. Kantindeki çaycıdan, temizlik görevlisine kadar orada bulunan kişilerle özel paylaşımlara girer, hatırlarını sorar, gönüllerini alırdım. Zira bilirdim ki; herkes değer verilmekten hoşlanır.
¥ Okulumda ya da çevremdeki ihtiyaç sahiplerini bilirdim. Harçlıklarımın bir kısmını infaka ayırırdım.
¥ Kurumumuzda engelliler varsa onlara incitmeden yardımcı olur, psikolojik destek olmaya çalışırdım.
¥ Öğrencilik hayatımda bana destek veren, sayelerinde okuduğum aileme minnet ve vefa borcumu unutmaz, derslerimle olduğu kadar onlara karşı görevlerimle de ilgilenirdim.
¥ Hangi alanda daha başarılı olduğumu inceler, öğretmenlerimle de istişare yaparak, başarılı olduğum alanı tespit eder, çalışmalarımı o sahada yoğunlaştırarak, kendime özel bir ihtisas alanı tayin etmiş olurdum.
¥ Bildiğim bir konuda da olsa ilme karşı açlığımı öne çıkarır ve tekrarları dinleyip okumaktan sıkılmaz, benden daha çok bilenlerin olduğu bir ortamda (öğretmenlerimin yanında) bildiğim bir mevzuya dair de olsa, bana söz verilmeden konuşmazdım.
¥ Öğrendiklerimle amel eder, her yeni yıl, her yeni ay ve hatta her yeni gün, kendimi geliştirir, yerimde saymaz ve Hz. Peygamber"in (s.a.v) şu hadislerini aklımdan çıkarmazdım: "İki günü eşit olan ziyandadır." "Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz."
Öğrencilik, hayat boyunca hangi aşamaya gelir, hangi vasfı kazanırsanız kazanın, yapılabilecek en şerefli uğraş, alınabilecek en güzel payedir. Bu nedenle "eğer öğrenci olsaydım" konulu mesajımız, sadece okul hayatı devam eden öğrencileri değil, yaşı kaç olursa olsun, hayata dair daima öğrenme halinde olan, Kur"an ve sünnet öğretmeninin dizinin dibinden hiç kalkmayan toplumun her ferdini kucaklamaktadır.

 


yeniakit