Kardeşlerimizin Arkasından Hesap Yapanların Hevesleri Kursaklarında...

Nureddin Şirin

Kardeşlerimizin Arkasından Hesap Yapanların Hevesleri Kursaklarında Kaldı

Adem Özköse ve Hamit Coşkun kardeşlerimiz, elhamdülillah salimen Türkiye"ye, ailelerine, yakınlarına, dostlarına kavuştu.

Bu konuda, daha önce yazıp söylediklerimize ilaveten birkaç satır daha eklemek istiyorum şimdi.

Kardeşlerimizin iki aya yakın bir zaman önce, Suriye"de ortadan kaybolduklarına dair haberler basında yer almaya başlayınca, hemen ilk günlerde, başta Mazlumder İstanbul Şube başkanı Sayın Cüneyt Sarıyaşar olmak üzere, İHH Başkanı Bülent Yıldırım ve Hakan Albayrak ile de görüşerek, kardeşlerimizin Türkiye"ye dönüşlerini sağlayabilmek için İran nezdinde girişimlerde bulunacağımı belirttim. Bir İnsan Hakları Örgütü olarak Mazlumder yöneticileriyle istişare ve koordineli bir şekilde İran'a gittim. Ayrıca kardeşlerimizin ailelerinden de bu yönde bir talep olmuştu.

Tahran'a gittimizde, İran İslam Cumhuriyeti yetkililerine kardeşlerimizin bulunması ve özgürlüğüne kavuşmaları için Suriye nezdinde aracı olmalarını talebimi ilettim; bunun hem İslami kardeşlik hem de Müslümanların maslahatı ve vahdeti gereği olduğunu ilgili muhataplara, çok yönlü bir şekilde izah ettim. Üç gün boyunca görüşmelerimiz oldu. Aynı zamanda da kardeşlerimizin akibeti hakkında bilgi edinmeye çalışıyorduk. Zira bir taraftan kardeşlerimizin rejim yanlısı milislerin elinde olduğu söylenirken, diğer taraftan da Suriye rejimine teslim edildikleri söyleniyordu.

Bu sırada Türkiye"de birileri kendi kirli ve gizli ajandalarını gün yüzüne çıkarmaya başlamıştı bile. Bir taraftan İran İslam Cumhuriyeti doğrudan suçlanarak, muhtemel her gelişmenin hesabı baştan İran"ın boynuna yıkılırken, diğer taraftan da sözüm ona Adem kardeşimize nisbet edilerek, "eğer benim başıma bir şey gelirse bundan doğrudan Nureddin Şirin ve çevresi mesuldur" şeklindeki ifadeler internet ortamında dolaştırılmaya başlandı. Bunlardan bir tanesi de bize gönderilmişti"

Aslında birileri için bu kardeşlerimizin başına bir şeylerin gelmesi, sıkıntılı durumların ortaya çıkması, hatta öldürülmeleri onların en büyük arzusu idi. Onlar ortamı bulandırarak, dumanlı havada hazırladıkları senaryoyu sahneleyebilmek için gün saymaya bile başlamıştı. Yine sahtekarlıkları defalarca ortaya çıkan birileri arsızca, "Adem kardeşin başına gelen bu durumdan Suriye rejimi kadar İran da sorumludur" açıklamasını yapabiliyordu"

Aslında arzulanan Adem ve Hamit kardeşlerin esenliği değil, bilakis kaos ve kriz ortamının derinleşmesi, hatta kana bulanmasıydı. Timsah gözyaşları ve sahte dayanışma açıklamaları ile kirli hesaplarının üzerini örtmeye çalışıyorlardı.

Diğer taraftan başta Hakan Albayrak olmak üzere, Ali Adakoğlu gibi kardeşlerimiz ve diğer bazı dostlarımız ciddi, içtenlikli ve dürüst çabalarını sürdürüyordu, biz de bu kardeşlerimiz ile irtibatlı idik, gelişmelerden kendilerini de bilgilendiriyorduk"

Tahran"daki temaslarımız sırasında, muhataplara "bu kardeşlerimizin en kısa zamanda Türkiye"ye dönmeleri için Şam"a gider canımı rehin bırakır, her şeyi göze alır, her şeyden vazgeçerim" de demiştim. Tek arzumuz ve amacımız, kardeşlerimizin en kısa zamanda koşulsuz bir şekilde salimen Türkiye"ye dönmeleriydi.

Suriye rejiminin bu kardeşlerimizle ilgili ithamları da vardı. Doğrusu kardeşlerimizin özgürlüğü kolay ve kısa olmayacaktı. Ama Türkiye"ye dönünce, kamuoyunda ve ailelerinde bir endişe oluşmasın diye, bu konuda ifadeler kullanmaktan kaçındım, sadece, en kısa zamanda döneceklerini vurguladım"

Kardeşlerimizin gelişi gecikince, "yalancılık"tan, "vaziyete kurtarmaya çalışma"ya, "İran"ın bizi aldattığı"ndan dostlarını sattığına kadar her türlü suçlama üzerimize yöneltilmeye başlandı. Hatta bir taraftan bu kardeşlerimizin Suriye"de kaçırılmalarına bizim sebep olduğumuza kadar bir sürü iddia internet ortamından servis ediliyordu"

Kardeşlerimizin dönüşünden sonra, "tüm engelleme çabalarınıza rağmen kardeşlerimiz özgürlüğüne kavuştu" diyenler bile oldu"

Pusuya yatmış bu avcıların arsızlıkları, zaman geçtikçe daha da artıyordu"

Elhamdülillah ki, kardeşlerimiz salimen döndüler"

Ben geçen bu iki ay zarfında yutkunup durdum" Doğrusu içim kanıyordu ama fark ettirmek de istemiyordum; bunun farkında olan bazı dostlarımız da "kardeşlerimiz dönene kadar sabret" diye telkinde bulunuyordu"

Kardeşlerimizin Şam"dan Tahran"a geldiklerini öğrenince önce "elhamdülillah" dedim ardından da Türkiye"ye döndüklerinde havaalanında Sayın Beşir Atalay ile birlikte yaptıkları basın açıklamasını izledim.

Pazar günü saat: 13:00"de İHH Genel Merkezi"nde basın açıklaması yapılacağı belirtilince oraya gittim, önce Bülent Yıldırım ile görüştükten sonra, Adem ve Hamit kardeşlerimizle kucaklaşıp "geçmiş olsun" dileklerimi ilettim ve basın açıklamasının yapılacağı salona indik"

Konuşmalar yapıldı....

Bu konuda konuşacak daha çok şey var elbet"

Tabi bu arada belimizi kıran başka şeyler de yok değil. O da artık ahirete kalsın...

Şimdilik bu kadarıyla yetinmek istiyorum"

Adem kardeşimizin basın açıklamasında dillendirdiği üzere, "herkes bir senaryo çizmişti, ama en güzel senaryoyu Allah çizmişti" ifadesi gerçekten çok anlamlıydı"

O halde hesabı her zaman Allah"ın hesabı üzerine kurmak gerek. Zira O, ahkamu"l hakimin"dir, adil, alim ve şahittir".

Hasbunellah veni"mel vekil".

 

velfecr